NATO Pan-Türkçü bir devleti nasıl destekliyor?

Forum Haberleri —

1 Haziran 2022 Çarşamba - 08:55

Türk devletinin Başûrê Kurdistan'da bombaladığı köyler

Türk devletinin Başûrê Kurdistan'da bombaladığı köyler

  • Türkiye’nin iç siyasalarına daha yakından bakıldığında, ulusun etnik ve dini azınlıklara karşı nasıl davrandığı ortaya çıkacaktır. Sadece Kürtçe konuşmak hapis cezasını beraberinde getirir. Birçok Kürt çocuk, kendi dillerini konuştukları için gözaltına alındı, çocuklar gözaltı merkezlerinde cinsel tacize uğruyor.

NARÎN

Çeviren: MESTAN DİLBİLMEZ

18 Nisan gününün hemen öncesinde Türkiye, Kuzey Irak’ın Kürdistan bölgesini işgal eden “Pençe-Kilit Operasyonu”nu duyurdu. Bu operasyon çerçevesinde Avaşîn, Metina, Zap, Kurêjahro ve Berwarî Bala bölgelerine havadan ve karadan saldırılar düzenlendi. Bu analiz, Türk devletinin harekâta ilişkin söylemini, sahadaki sivillerle yapılan söyleşileri, Türkiye’nin etnik ve dinî azınlıklara yönelik iç ve dış siyasasını, bölge hakkındaki uzman görüşlerini, NATO’nun çıkarlarını ve bunun sonucunda ortaya çıkan insan hakları ihlallerini inceleyecektir.

Türk Savunma Bakanlığı, bu operasyonun bir dizi mağara ve tüneli etkisiz hale getirmeyi amaçladığını iddia ediyor. Türkiye’nin genelkurmay eski başkanı Hulusi Akar, operasyonların “son terörist ölene kadar devam edeceğini” iddia etti ama dinleyicilere sivillerin ve bölgenin kültürel mirasına zarar verilmeyeceğinin güvencesini verdi. Bununla beraber sahadaki tanıklarla görüştükten sonra, yapılan söyleşiler, Türk devleti ve bağlı kuruluşları tarafından bildirilenlerle çelişiyor. Irak Kürdistanı’ndaki Toplum Barışçıl Ekipleri’nin insan hakları görevlisi Kamaran Osman, Türk işgalinin ilerleyişine tanık oldu: “Biz kendimiz gördük; Pençe-Kilit Operasyonu doğrudan sivil evleri hedef aldı. 11 sivil evin yıkıldığını gördük. Ayrıca camileri, kiliseleri ve hatta bir hastaneyi hedef aldılar.” Haberlere göre bu operasyon terörü değil sivilleri hedef alıyor. Kamaran gördüklerini şöyle anlatıyor: “Türk askerleri dağlardan geldi ve köylerde yaşayan insanlara gitmeleri ya da ölmeleri gerektiğini söyledi. Burada kalanların PKK gerillası kabul edileceğini ve kalanlara saldıracaklarını söylediler”. Sözlerine şu şekilde devam etti: “Bölgede yaşayan insanlar gelir için tarlalarına bağımlıdır. Dağlarda sebze hasadı yapıyorlar ve artık Türk ordusu onları öldüreceği için kendi geçimlerini sağlayamıyorlar.” Herhangi bir yer değiştirmeye tanık olup olmadığını sordum; Osman “600’den fazla köyün yerinden edilme tehdidi altında olduğunu; Akre ilçesine bağlı bir Hıristiyan Süryani köyü olan Hezankey’de 50 aile varken operasyonlar sonucunda geriye sadece bir aile kaldığını” ifade etti. Beni Ezidi Vakfı’nın Türk hava saldırılarına ilişkin açıklamasına yönlendiren vakfın genel sekreteri Pari İbrahim’le de görüştüm: “Egemen bir devletin barışçıl yurttaşlarını hayatlarının siyasi iktidar ve coğrafi toprak kazanımları için nasıl yok edilebileceğine tanık oluyoruz.”

Pençe-Kilit Operasyonu yalıtılmış bir olay değildir; Türkiye’nin tarihsel eylemleri, NATO ordusunun uzun süredir genişleme, güç elde etme arzuları ve bunun sonucunda ortaya çıkan insan hakları ihlalleri konusunda bir kavrayış sağlar.

17 Ekim 2019’da Türkiye, Barış Pınarı Harekatı sırasında Suriye’nin Ras al-Ayn kasabasında Cenevre Sözleşmesi tarafından yasaklanan kimyasal bir silah olan beyaz fosforu sivillere karşı kullandı. Saldırılardan kaynaklanan ciddi yanıklara maruz kalan 13 yaşındaki Muhammed Hamid tanıklardan biridir. Türkiye, Suriye’nin kuzeydoğusunu işgal etmeden ve sivillere karşı yasaklanmış kimyasal silahları kullanmadan önce, Kürt Kenti Efrîn’i işgal etti ve etnik temizliğe gitti; böylece kent sakinlerini zorla yerinden etti. Günümüzde Türkiye, egemen uluslar üzerindeki gücünü etkin bir şekilde genişleterek, Suriye’nin kuzey koridorunu tamamen ilhak etti8. Pençe-Kilit Operasyonu, Suriye’de Irak sınırında “terörizmi ortadan kaldırmak” için başlatılan önceki çabaların bir uzantısıdır.

Dahası Türkiye, Artsak’taki Ermeni sivilleri hedef almak için Azerbaycan’a silahlı insansız hava araçları (SİHA), roketatarlar ve mühimmat sattı; Türk generaller operasyonlara öncülük etmek için Türkiye topraklarını terk etti. Artsak’ta 100.000 Ermeni sivilin petrol ve gaza erişimi de kesildi. Ermenistan’da “terörist”ler olmamasına rağmen, Türkiye, şu anda Kürdistan bölgesinde tanık olduğumuz gibi, etnik temizlik örüntüsünü ve kent simgelerinin yıkımını sürdürdü.

Türkiye’den ve KBY’nin yönetici seçkinlerinden gelen ve devam etmekte olan varoluşsal bir şiddet tehdidi devam ederken, bu durum birçok sakini sıkıntıya soktu. Ezidi Press’e göre, Türk SİHA’ları YBŞ liderlerine de suikast düzenledi. 11 YBŞ üyeleri, Irak ve KBY güçleri, Sincar’da onları terk ettiğinde, kendilerini IŞİD’e karşı savunan Êzîdî Soykırımı’ndan kurtulan kişilerden oluşuyor. Osman’a göre, “Türkiye, Bedînan Bölgesi üzerinde Bayraktar TB2 SİHA’larını kullanıyor. İnsanlar SİHA’lar tarafından saldırıya uğramaktan çok korkuyor. Birçok okul kapandı; öğrenciler bir kapının kapandığını duyduklarında, bunun onları tekrar hedef alan SİHA’ların sesi olduğunu düşünüyor.”
Her şeye rağmen Türk medyası ve siyasiler bu operasyonun terörü yenilgiye uğratmak için yapıldığını vurguluyor. Bununla beraber Türkiye’nin Suriye iç savaşı boyunca IŞİD’i açıkça desteklediği bir sır değil. NATO’nun en büyük ordusu, IŞİD’in Suriye’deki başarısında büyük bir etkendi. Foreign Policy’ye göre, yalnızca 2013 yılında, tahminen 30.000 militan Suriye ve Irak’a geçmek için Türk topraklarını ve toplu taşıma araçlarını etkin bir şekilde kullandı. Türkiye, savaşçıların, İslam Devleti’ne katılması için bir cihat otoyolu ve güvenli bir alandı.

Türkiye’nin iç siyasalarına daha yakından bakıldığında, ulusun etnik ve dini azınlıklara karşı nasıl davrandığı ortaya çıkacaktır. Sadece Kürtçe konuşmak hapis cezasını beraberinde getirir. Türkiye’de bir üniversite öğrencisine kampüste Kürtçe ıslık çaldığı için yedi yıl hapis cezası verildi. Ayrıca, birçok Kürt çocuk, kendi dillerini konuştukları ya da “yasadışı toplantı” yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alındığı çocuk gözaltı merkezlerinde sürekli olarak cinsel tacize uğruyor. Bizzat eski adalet bakanı, Türkiye’yi “dünyanın en özgür ülkesi” olarak tanımladı ve “Türk’ün bu ülkenin tek efendisi olması gerektiğine inandığını” söyledi. “Saf Türk soyundan olmayanlar, bu ülkede tek bir hakka sahip olabilir: hizmetçi ve köle olma hakkı,” dedi. Bunun gibi ırkçı ve milliyetçi duygular, Türk toplumlarının dokusuna derinden yerleşmiştir ve dış siyasalarıyla daha da pekiştirilmektedir.

Siyaset Bilimi alanında doktorasını yapan Rosa Burç, hâlihazırdaki operasyon hakkında görüşlerini sundu: “Türkiye’nin bu operasyonlarla yaptığı, terörle mücadele savaşı iddiasıyla çerçevelenmez. Bu saldırıları iki şekilde okumalısınız; birincisi, her türlü özerklik dışavurumunu bastıran Kürt karşıtı siyasaların sürdürülmesi ve Kürt kimliğinin Türk ulus-devleti sınırları içinde ve ötesinde ifade edilmesi. İkincisi, bölgede hâkim güç olma çağrısıdır. Bu saldırılar aynı zamanda Türkiye’nin Ermenistan’ın Artsak Bölgesi’ndeki rolüyle birlikte okunmalı ve Türkiye’nin nasıl saldırgan [sömürgeci] bir dış siyasa geliştirdiğini göstermelidir”.

Burç sözlerine şu şekilde devam ediyor: “Rusya, Ukrayna’yı işgali nedeniyle haklı olarak kınanırken, Türkiye aynı eylemleri Kuzey Suriye, Ermenistan ve Irak’ın Kürdistan bölgesindeki Kürtlere ve diğer azınlıklara karşı yapıyor. Diğer yabancı güçler Türkiye’yi kınamak yerine, silah antlaşmaları ve eleştiri suskunluğuyla Türk ulus-devletinin şiddet içeren saldırı eylemlerini destekledi.” Bu, nihayetinde Türkiye’nin, petrol ve kaynaklardaki çıkarlarını ilerletmek için Kürt, Êzîdî, Süryani, Ermeni ve diğer sivillerin şiddet içeren insan hakları ihlallerini görmezden gelen ABD ve NATO gibi ortakları için sahip olduğu önemli etkiyi ortaya koyuyor. Pan-Türkist bir manifesto, dinî ve etnik azınlıkların temizlenmesini gerektirse de, ABD ve NATO gibi ortaklara Rusya ve Çin denetiminden bağımsız olarak enerji kaynaklarına ve petrol boru hatlarına sınırsız erişim sağlayacaktır. Bu, Batı’nın bölgede yaşanan vahşet konusunda neden büyük ölçüde sessiz kaldığı konusunda grotesk ama gerçekçi bir tartışma sunuyor. IKBY Başbakanı Barzani’nin işgalden önce Türkiye cumhurbaşkanıyla görüştükten kısa bir süre sonra, gaza erişim sağlama ve bölgedeki Britanya yatırımlarını artırma sözü veren Birleşik Krallık ziyaretinin ardından NATO için kaynakları artırma niyetleri açıktır. Türkiye’nin işgalleri ve NATO’nun çıkarları bölgedeki etnik ve dinî azınlıkların etnik temizliğini ve ezilmesini gerektirmektedir.

Kaynak: https://narinology.substack.com/p/how-nato-is-supporting-a-pan-turkic?sd=fs&s=r

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.