Ankara Ağrı seçimleriyle ilgili histerik nöbet geçirdi.

Bir zamanlar bahsedilen "Zap Cumhuriyeti" defakto bir hayal gibi duruyordu.
30 Mart’dan sonra ortaya iki fiili yönetim ortaya çıktı:
Öncesinde, "Botan kurtarılmış bölge"ydi.
Şimdi Ankara’ya rağmen bir de "Botan Cumhuriyeti" yükseliyor.
Buna bir de "Serhat Cumhuriyeti" ekleyin.
Önemlisi, "Başkent Diyarbekir"i güçlü kılan iki Kürdistan kalesini Kürtler yönetecekler.
Türkiye "uluslararası hukuk"a dayanarak, Kürdistan’ı da temsil ettiğini iddia edecek.
Kürtler’de, toplumsal dünyadaki başarılarına dayanarak, yaşamı yönetecekler.
Böylece, aksesuarda "temsil gücü" olan Türkiye, Kürdistan’ın iki eyaletinde, boşluğa düşecek.
Özellikle, Bitlis, Mardin ve Ağrı’da, Erzurum’un Tekman, Karayazı, Hınıs ve Karaçoban’ında Ankara’nın yenilgisiyle, Erdoğan, Türk İslamına dayanan Kürt zemininin yüksek oranda kaybettiğinin farkına vardı.
Ağrı’da ve Ceylanpınar’da "kıyamet koptu".  
Osman Baydemir’in adaylığıyla, BDP’nin (daha önce DTP) yüzde 10,5’luk oy oranını yüzde 30,5’e yükseltmesi, başka bir Ankara kalesindeki depreme işaret ediyordu.
Baskılara, özgürlük yerine, rüşvet ve "ekmeğe" rağmen AKP Kürdistan’da kaybetmeye devam etti.
Çiller döneminde, Türk askerleri, MİT ve Özel Tim’ler Gerilla giysileriyle, Kürdistan’da köylere konuk olur, kendilerine yardım eden Kürtler’i "boğazlarlardı".
Son seçimlerde, AKP’nin Kürt adayları, BDP’li adaylardan daha çok "Kürt", Gerilla’nın mücadelesinin elde ettiği kazanımlardan daha çok "Kürt hakkı" elde eden bir partinin temsilcisi olduğunu iddia ederek, seçim propogandası yürüttüler.
Erdoğan, Musollini gibi, kendilerinin sadece konuşmadıklarını, halka "ekmek ve hizmet" verdiklerini iddia etti.
Daha fazla kazanacağına, kaybetti.
Gözlemleyici biri olarak, Roboskî ve Paris Katliamlarından sonra, Türk kolonyal faşizminin Kürdistan’ın tüm eyaletlerinden "kovulacağını" tahmin ediyordum.
Olmadı.
Ancak, AKP, derin devlet Kürtler’in kazanmaması için "devlet tedbiri" almasına;
Büyük kardeş ABD, yayınlanacağı iddia edilen ses ve görüntü kayıtlarının medyaya servis edilmesini durdurmasına rağmen, Ankara’nın Kürdistan’daki militarist işgali tarihi bir darbe yedi:
Kürdistan’ın 10 vilayetinde, Kürtler kazandılar. (Ağrı şimdilik ertelendi.)
Daha daha önemlisi, NATO Türkiye‘sinin İran ve Suriye sınırları büyük oranda Kürt yönetimini eline geçti.
Ve tüm bunlardan önemlisi de:
Kürdistan’a dipçikle dayatılan resmi sınırlar (İran, Suriye ve Irak), Güney Kürdistan ve Rojava ile birlikte, sınırların iki yakasında, İran sınırının bir yakasında, fiilen Kürtler’in eline geçti.
Bu veriler, Türkiye için alarm niteliğindeydi.
Bu sonuç, NATO’yu harekete geçirecek önemdeydi.
Ve bu sonuç, NATO’ya rakip Rusya, İran, Çin… Blok’unun Kürdistan sorununa yaklaşımında önemli değişiklikler yaratacak.
Kürdistan stratejisi için getiri:
Güney ve Rojava’dan sonra, güçlü halka Kuzey Kürdistan "öz yönetimler"le tarih sahnesine çıkıyor.
Bu tablo ise Kürdistan’la ilgili "çatışma"nın gelecekte daha da yükseleceğine işaret ediyor.