Bir de Amara Nazlıcan var. Bir elmanın yarısı gibi Nazlıcan’a benzeyen kardeşi. O şimdi Botan’da. Nazlıcan’ın yıllarca dağ-taş dolaşarak özgürlüğü yaratmaya çalıştığı diyarda. Nazlıcan’ın yeri boş kalmasın, izleri silinmesin diye.
Nazlıcan Amara Türk savaş uçaklarının ölüm kusan Xakurkê saldırısında şehit düştü. Vahşice katledildi yani. Bir de Doktor Amara! Bir de Roj Amara!
Meğer ne kadar da çok Amara varmış! Kürt kızları ve kadınları sanki Amaralaşmış.
Amara Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın doğduğu köy oluyor. Bu durum Kürt kadının Önder Abdullah Öcalan ile oluşturduğu birliği gösteriyor. Kürt kadınının kendini ve özgürlüğü Apocu çizgide bulma gerçeğini ifade ediyor.
Kürt kızlarını top ve uçak saldırılarıyla vahşice katleden Türk Başbakanı Tayyip Erdoğan, bir de utanmadan Kürt kadınlarını “PKK’ye karşı direnişe” çağırma gafletini, hatta delaletini gösteriyor. Kürt toplumunu kendisi gibi her türlü hakareti kaldırır sanıyor.
Oysa tarihin derinliklerinden gelen Kürt toplumu onurludur, yiğittir, soyludur. Kendi gerçeğine ve özgürlük değerlerine hiçbir zaman ters düşmez. Dolayısıyla Kürt anaları ve babaları, kızlarının katili Tayyip Erdoğan’ı değil, kendi Amara kızlarını izleyecektir. Onlara sahip çıkacak, sonuna kadar onların izinde kararlılıkla yürüyecektir.
Çünkü kendine onlarla geldi. Çünkü yaşamı onlarda buldu. Çünkü özgürlüğü onlarla tanıdı. Yakın zamanda Berivan’ları, Beritan’ları, Zilan’ları, Şilan’ları, Viyan’ları, Nuda’ları izleyerek bugüne geldi. Gerçek anlamda onur ve şeref sahibi oldu.
Bu kahraman evlatları Kürtler için, Kürt kadını için herşey oluyor. Onur, yaşam ve özgürlüğü onlar temsil ediyor. Onlar kapatılmış ağza dil, kurutulmuş yüreğe kan, karartılmış geleceğe ışık, söndürülmüş yaşama yeni umut, korku ve teslimiyete karşı direniş ruhu ve her türlü köleliğe karşı özgürlük çiçeği oluyor.
Kolay mı böyle geleneksel bir toplumda onbeş-yirmi yaşında kızların dağa çıkıp bir aşık gibi özgürlüğü araması? Kolay mı onbeş yaşındaki gencecik bir kızın yaşamı yaratmak için silaha sarılması? Kolay mı binlerce ana ve babanın küçücük kızlarının kanlı cenazeleriyle karşılaşması?
Acaba Türkiye’yi yönetenler, ‘ben Türkiye’de onurlu yaşıyorum’ diyenler bu gerçeği hiç düşünüyorlar mı? Bu kızların kendi yönettikleri ortamdan kaçarak neden dağa çıkıp ölümüne silaha sarıldıklarını hiç sorguluyorlar mı?
Başbakan Tayyip Erdoğan, “çocukta olsa, kadın da olsa güvenlik güçlerimiz gereğini yapacak” derken, BDP’liler de dahil Kürtlerin özgürlüğünü isteyen herkesi “Terörist” sayarken acaba bu soruları kendine hiç soruyor mu? Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Teröristlerin halkımızın demokratik haklarıyla hiçbir ilişkisi yoktur” derken, acaba Kürt kızlarının niçin dağda olduğunu hiç düşünüyor mu?
Kürtlerin direnişini “Terör eylemi” diyerek  bir çırpıda geçen sözde liberaller, hergün dağda can veren Kürt kızlarını görünce vicdanlarında acaba ne hissediyorlar? Bu tutumlarıyla devletin ve AKP hükümetinin izlediği kültürel soykırım siyasetinin bir uzantısı ve meşrulaştırıcısı olduklarını acaba görmüyorlar mı?
Şüphesiz bütün bunların bilinçsiz ve plansız olduğunu söyleyemeyiz. Öyle olsa bu kişiler hep ahmak statüsünde olur ki, ne bu doğrudur, ne de böyle yaklaşmak doğru olur. Sözkonusu siyasetçi ve aydınların böyle olduğunu düşünmek onlara hakaret anlamına gelir.
Elbette devletin ve hükümetin söylediklerini yansıtan psikolojik savaş liberalleri de, gerçeği ters yüz ederek Kürt direnişine “terörizm” diyen özel savaş yöneticileri de ne söylediklerini ve ne yaptıklarını iyi biliyorlar. Onlar bu biçimde maddi çıkar elde ediyorlar. Faşist milliyetçi zihniyet ve duygularının gereğini yerine getiriyorlar. Bu temelde de güneşi balçıkla sıvamaya çalışıyorlar.
Hiç güneş balçıkla sıvanır mı? Elbette sıvanmaz. Dolayısıyla bunların çabası boştur. Faşist zulüm ve soykırım ne kadar Kürt kızının kanına girerse girsin, sonunda döktüğü kanda boğulur.
Hiç böyleleri “Terörist” diyerek katlettikleri Kürt kızlarının, Nazlıcan’ların, Amara’ların duygu ve düşüncelerini anlayabilirler mi? Belliki bazıları anlayamaz, çünkü onların yüreği zift bağlamıştır. Ancak bir kısmı anlar, ama ifade edemez, çünkü onların gözünü çıkar körertmiştir.
Fakat böylelerinin, Kürtlerin de, Kürt kadınlarının da kendileri gibi olmalarını istemeleri ne kadar anormal ve küstahça değil mi?
Peki niye Kürtler ve Kürt kadınları sizin gibi olsunlar? Neden sizin gibi düşünsün ve yapsınlar? Bunu istemek Kürtlere yönelik bir hakaret olmuyor mu? Onurlu Kürt halkı ve kadını bu hakareti kabul eder mi?
Elbetteki kabul etmeyecektir. Dolayısıyla kendi kahraman kızlarına sahip çıkacak ve onların izinden yürüyecektir. Nazlıcan’ları anlayacak ve sahiplenecektir. Amara’ları yaşayacak ve yaratacaktır.
Nazlıcan Amara, Kürtlerin petrol kenti Batman’ın afacan ve asi kızı. Bir duygu, bilinç, güzellik ve özgürlük abidesi. Bu dünyayı tanır ve keskin zekâsıyla köleliği anlar anlamaz, tıpkı akranları gibi dağların yolunu tuttu. Aşk düzeyinde bağlandığı özgürlüğü aramaya çıktı. Garê’yi, Zap’ı, Gabar’ı, Xakurkê’yi yıllarca dolaştı.
Doktor Amara, Nazlıcan’ın hemşehrisi, yiğit bir koçer kızı. Küçücük bedenine rağmen koskoca dağlara tırmanmaktan çekinmeyen insan. Her zaman gülen yüzüyle gerillacılık yanında bir de doktorluk yaptı. Bir insan canlısı olarak Garê’de, Zağros’ta, Kandil’de, Xakukê’de binlerce insana hizmet etti.
Hey Nazlıcan! Kendi küçük, yüreği büyük insan.
Hey Nazlıcan! İçi temiz, yüreği sevgi dolu insan.
Hey Nazlıcan! Yüzü gülen, gözleri parlayan insan.
Hey Nazlıcan! Elleri ufak, hüneri çok insan.
Ne güzel de bilur çalardın. Delila gibi yani. Mîzgîn gibi.
Seni katledenler sanıyorlar ki, Kürdü yok ettik, özgürlüğü bitirdik!
Halbuki fena halde yanılıyorlar. Çünkü Kürtlük yok olmaz. Kürt kızlarının özgürlük aşkı bitmez.
Sizler rahat uyuyun özgürlük çiçekleri! Kürt kızları Nazlıcan olarak, Amaralaşarak sizleri hep yaşatacak. Kürt halkı özgürlük devrimini zafere taşıyarak, uğruna can verdiğimiz amaçları başarıp yaşanılır kılacak!..