An olur, suskunluk tek çaredir. Kelimeler ölü, söylenecek söz yoktur. Olanı anlamsızdır, çünkü. 
Bu gün, öylesi bir gün. Zulüm kıyıcı, zalim zulmün hükümdarı…
TC rejiminin 1920-1940 arasındaki Kürdistan’ı fetih sürecinde, ateşe verilen evlerden insanlar fırlayan Kürt kadınları, karşılarında Türk askerlerini görünce, gerisin geri alevler arasına dönüyor, diri yakalanmaktansa yanarak can vermeyi yeğliyorlardı.
Diyarbakırlı yazar Remzi İnanç, „Şey“ adındaki hikayede, alevlerin içinden fırlayan bir genç kızın, aleve dönüp, ölümle dansını anlatıyor.
Van’da, yakınlarını depreme kaptırmış, yersiz, yurtsuz kalmış insanlardan bazıları, karlı, yağmurlu havada beş gün ve geceyi dışarıda açıkta geçirdikten sonra, enkazlara döndüler. Açıkta donmaktansa, „ölüme eyvallah“ dercesine…
Kürdistan kuşatma altında, esir kampı...
Ardı arkası kesilmeyen baskınlarla, toplu tutuklamalar. Dağlara yağdırılan kimyasal bombaların düştüğü yerde hayat bitiyor. Topluca kırılan gençler, zehirli bomba vurgunu.
Savaş suçudur, bu. Ama Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da yeni emperyal taktiğin tetikçisi isen suç değil…
„Bu ne biçim devlet, nasıl insanlik kı, zulüm üstünde kardeşlik inşa etmeye kalkışıyor„ demeyin, sakın. Yaşama biçimleri böyle.
Bugün dünün devamı sadece. Öyle başladı, böyle gidiyor. Dün, ateşten kaçan, onları görünce ateşe dönüyordu. Bugün, yıkıntıdan kaçan, yıkıntıya…
Ne diyordu eski polis şefi, sonra senato başkanı, Cumhurbaşkanı vekili Çerkez İhsan Sabri Çağlayangil, dünü anlatırken:
„Dersimde, insanları mağaralarda fare gibi zehirleyerek, topluca yok ettik.“
Ezber bu. Konuştukları dil, zalimin lisanı. Değişmiyor, değişemiyorlar…
Van’lı Kürt, bunların rejimini devlet sanıyordu. Deprem vurgunundan sonra ödediği vergiye karşılık, hak beklentisiyle, „battaniye, çadır istiyoruz“ diyor, yüzüne boca edilen zehirli gaz, sırtlarına inen copla kala kalıyordu.
İnsanlığın ölü, ölüyü kaldıracak kimsenin olmadığı yerde yazının anlamı ne? Hele hele katile yardım edenlere, „tuh yüzüne“ deyenin, mağdurdan yana gibi yapanlarca suçlu diye cezalandırıldığı bir yer ve zamanda…
İnsanlık ve onun dili, kelimeleri kifayetsizken, sedası suçluyken ne yazılır ki…