Hasan Cemal, Cüneyt Ülsever gibi bazı yazar ve aydınlar Sırrı Süreyya Önder’e seçimlerden Sarıgül lehine çekilme çağrıları yapıyorlar. Hasan Cemal’in de taraf olduğu bu kavga bir demokratikleşme kavgası değildir. Devlet ve hükümette iktidar olanların kavgasıdır.

Bugün AKP’nin zulmüne uğrayanlar dün CHP’nin zulmüne uğruyorlardı. Hep tutuklanan, öldürülen, yasaklanan, yerinden edilen, aç bırakılan, emeği sömürülen, cinsel kimlikleri baskılananlar için CHP bir tekerrürden ibaret. AKP iktidarında kendilerini kapatılmış hissedenler gibi hissedemiyorlar. Çünkü onlar için CHP neyse AKP de o. Hasan Cemal ve onun gibi CHP diyenlerin hep bir ağabeyleri oldu. Tercihlerini HDP ve BDP’den yapanlar ise o ağabeyler tarafından tekmelendiler.
30 Mart Pazar günü kritik bir seçim var.
CHP ve AKP seçimlere Türkiye’yi gererek giriyorlar. Devlet ve onun iktidarından nemalananlar, geleceklerini orada görenler elbette ki tercihlerini de oradan yapıyorlar. Ya “rengimiz CHP” diyorlar ya da “rengimiz AKP” diyorlar. Ben ve benim gibi olanlar ise rengimiz “Batı‘da HDP, Kürdistan’da BDP” diyorlar.
Hasan Cemal gibi bazı gazeteciler ise CHP dediler. Desinler elbette ki hakları. Cemal diyor ki “Mahallemde oylar bölünmesin isteniyor ve bunun için CHP diyorlar”. Tüm tartışmaların odak noktası bu.
Hasan Cemal madem ki Erdoğan’dan kurtulmak istiyor o zaman CHP ve Sarıgül’e daha ilk günden Sırrı’nın lehine çekilme çağrısı yapsaydı. Böylece hem Erdoğan kaybederdi hem de kent ilk kez öz yönetimine kavuşmuş olurdu. CHP’nin HDP’ye ‘sizle olmak bize zarar verir’ demesine rağmen hala Sarıgül lehine çekilme çağrılarının yapılması anlaşılabilir-uygulanabilir değil.
Peki oylar bölünmez, CHP birinci parti olur ve Sarıgül de İstanbul Büyükşehir belediye başkanı olursa ne olur?
AKP iktidar mücadelesinde yara almış olur. AKP iktidarı ile birlikte imtiyazlarını kaybeden devletin bürokratik elitleri rahatlamış olurlar ve belki Hasan Cemal, Erdoğan tarafından atıldığı gazetesine geri dönme şansına kavuşur. Hasan Cemal’in gazetesindeki işine dönmesi, bürokratik elitlerin rahatlaması kötü mü olur?
Elbette olmaz. Kanımca iyi de olur. Ancak bu ne Türkiye demokrasisini büyütür ne de ekonominin büyümesini sağlar. Bu durum ancak barış sürecinin yara almasını ve sekteye uğramasını sağlayabilir.
Kürt hareketi barış sürecine sahip çıktığı ve yeni bir çatışma süreci başlatmadığı için CHP’ye kendini yedekleyenler tarafından Erdoğan’a yedeklenmek ve işbirliği yapmak ile suçlanıyor. Bunu diyen ve sürecin bitmesini isteyenlerin tuzları kuru. Çünkü onlar köşelerinde iktidara kim geldiyse ve her ne olduysa oturdular….
Hasan Cemal’in mahallesinde tek hedefi var: Recep Tayyip Erdoğan’ın kaybetmesi. Cemal’in Mahallesindeki tek mutabakat bu. Ve bu mutabakat onları CHP’nin etrafında kenetliyor.
Cemal ve onun gibi düşünenler Erdoğan giderse otoriter rejim biter, hırsızlık sona erer ve hayat tarzlarına müdahale sona erer sanıyor. Oysa Erdoğan gelmeden de tek adam rejimi, hırsızlık ve hegemonya vardı. Erdoğan da önceki Başbakanlar gibi otoriter oldu, adı hırsızlığa bulaştı ve hayat tarzlarına müdahale etti.
Cemal eğer otorite bitsin, hayat tarzları özgürleşsin ve demokratikleşme sağlansın istiyorsa İstanbul’da Sırrı, Batıda HDP, Kürdistan’da BDP demelidir. Sırrı lehine Sarıgül’den, HDP ve BDP lehine CHP’den vazgeçmelidir. Ve Cemal haklı oylar bölünmesin elbette. İstanbul’da Sarıgül, Sırrı lehine çekilsin. CHP ve Kılıçdaroğlu da HDP-BDP lehine seçimlerden çekilsin.  
Birlik ve oyların bölünmemesi ancak böyle sağlanabilir. Ve otoriterlerin iktidarı ancak böyle kaybeder ve demokrasi ile hukuk kazanmış olur.
Benim mahallem böyle düşünüyor. Çünkü benim mahallem kısır iktidar kavgasının içinde olmadı; demokrasiden, özgürlükten, barıştan ve hukuktan kopmadı.
Bir süredir Kürt hareketine ve Öcalan’a eleştiri yapanlar Erdoğan hükümeti ile sürdürülen müzakerelerin sürmesinden rahatsız olanlardır. Onlar istiyorlar ki bu süreç bitsin ve çatışmalar başlasın. Çünkü çatışmasızlık Erdoğan’ın ömrünü uzatıyor. Çatışma başlasın ve Erdoğan iktidarı bitsin istiyorlar.
Dertleri demokratikleşme, özgürlükler ve barış değildir. Dertleri kaybettikleri imtiyazlarını geri alma çabasıdır.
Oylar bölünmesin tamam.  
Peki Kürtler, sosyalistler ve Aleviler neden oylarını CHP’ye versinler?
CHP Kürtlerin haklarını inkar ediyor. Sosyal adalet ve eşitlik adına CHP sınıfta kaldı. Demokratikleşme ve özgürlük alanlarının genişlemesi hususunda CHP’nin yaptığı ve önerdiği hiçbir şey yok. Alevi katliamlarının büyük çoğunluğu CHP iktidarı (veya ortaklığı) döneminde oldu. CHP her seçimde Alevileri kandırdı, bu seçimde de adaylara bakılarak bu anlaşılabilir. Erdoğan ve CHP arasındaki mücadele 100 yıllık bir mücadeledir. Bu iki zihniyet birbirleri ile kavgalı da olsalar aynı madalyonun ayrı yüzleridir.
Birçok demokrat, liberal ve solcunun Erdoğan despotluğuna karşı CHP ile dirsek teması demokrasi getirmez. CHP de Erdoğan kadar despot. Bu yaklaşımdan ne demokrasi, ne Kürt barışı ne de özgürlük çıkar.  Bu kampanya açıktır ki sosyalistleri ve Kürtleri rehin alma operasyonudur.  AKP Kürtleri ve sosyalistleri kendine mahkum etme çabasında. CHP Kürtleri ve sosyalistleri kendine mecbur etme arayışında.
Ne AKP’nin yolu yoldur ne de CHP’nin.
Bu despotlara, hırsızlara ve hukuk dışılığa (AKP-CHP) karşı üçüncü bir yol var o bu yol HDP-BDP’nin yoludur.