Sadece Kandil’de ya da Ortadoğu’da değil, Avrupa’da da Kürdistan halklarının sömürgeciliğe karşı özgürlük istemi zafere doğru yürüyor. Tarihsel bir değerlendirme yapıp, halkların bu yürüyüşe katılım olanak ve olasılıklarını değerlendirip, emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı en azından bölgesel düzeyde yeni bir manifestoyu yaratma zamanıdır.
1- Türkiye Cumhuriyeti’nin, yani Anadolu-Mezopotamya topraklarını işgal altında tutan bu sömürgeci kapitalist sistem döllenirken aktarılan iki ana kromozom ırkçı-milliyetçilik ile elitist demokrasi düşmanlığı idi. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti burjuva anlamda bile olsa demokrasi sözcüğünün içerdiği kavramlarla yan yana gelemez, kan uyuşmazlığı vardır. Bu devlet ancak zora geldiğinde kendine dayatılan hak taleplerini yanıtlamak zorunda kalmıştır.
2- Kuruluştan beri bir devlet politikası olarak programa ve sisteme bağlanarak ele alınan toplumun vicdani değerlerinin yok edilmesi çalışmaları Ilımlı Müslüman AKP Devleti ile zirve yapmıştır. Bugün büyük çoğunluğu ile Türk halkı ne yazık ki ahlaken ve vicdanen düşürülmüş bir halktır.
4- Kimliği bir bütün olarak yok edilmek istenen Kürt halkı ise, „varlık” için nihai kavgasını başlattı: Kürt gençliği, kendi kaderini tayin için atıldı ortaya. Kimliğini öldürmeye yönelmiş saldırılara karşı direnme hareketinin örgütlenmesinde ‘yasak’ dinlemedi, özgürleşebilmek için özgür dağları seçti. Abdullah Öcalan, yoldaşları ve PKK böylesine bir özgürlük idealinin umudu olarak ortaya çıktı.
Ve bu nedenledir ki, artık sadece Kürt halkının yüreğinde değil, bölgesel düzeyde de Apo’nun resmi ya da PKK’nin ismi geçmeyen bir özgürlük talebi düşünmek mümkün değildir. Mücadelesindeki tutarlı ve kararlı duruş Kuzey Kürdistan bağrından doğan PKK’yi Kürdistan’ın dört parçasıyla buluşturmuştur.
5- Emperyalizmin dünya halklarına saldırısı ve özelikle Irak İşgali sonrasında iktidar paradigmasına itiraz ederek ulus devlet tezlerine baş kaldıran Kürt Özgürlük Hareketi, artık yerel bir siyasal partinin adı olmaktan çıkmış, bölge halklarının özgürlük istemlerinin dışa vurumunun bütün biçimlerini içeren bölgesel bir ideal boyutuna ulaşmıştır. Artık tarihsel, sosyal, kültürel ve elbette politik bir fenomen olarak ne Apo ne de PKK adını bölgeden silip atmak hiçbir militarist gücün başarabileceği bir hayal bile olamaz.
6- Bölge halklarının bütününün „özgürleşerek değişim” umutlarını omuzlayan bu tarihsel misyon, bugün büyük çoğunluğu neredeyse Zombi yaşamı sürdürmekte olan Türkiye sosyalist hareketinin yeniden yaşamsal varlık gösterebilmesinin de temel gücü olabildi. Önderinin ifadesiyle, kendi politik varlığını Türkiye sosyalist hareketinin mücadele tarihine bağlayan Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi, devrimci misyonu devam ettirerek, bu kez kendisi, Türkiye sosyalist hareketine yeni mücadele olanakları sunarak bu geleneği sürdürmektedir.
7- Önümüzdeki süreç, emperyalizmin ve sömürgeciliğin Anadolu-Mezopotamya, Ortadoğu, Kafkasya ve İç Asya’da yeni düzenlemeler için çatıştığı bir süreç olmaya devam edecektir. Sadece Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanan bu Irkçı-İslamcı-Tekçi-Tetikçi-Fethullahçı egemenliğin aslında çoğu kendine benzeyen „muhalefete” karşı sürdürdüğü sınır tanımaz savaş da, ünlü Arap Baharı da aynı çabanın bir ürünüdür.
İnsan değerinin sudan daha ucuz olduğu bir Arap politik dünyasında bir gencin kendini yakması ile bir toplumsal-politik çatışma doğacağına ve bu çatışmanın büyüyerek SİSTEMLERİ devirebileceğine inanmamız mümkün değildir. Bu ülkelerde otoriter yönetimlere yönelik muhalefetler hep vardı ve bunlar hep bastırılmakta idiler. Bir kıvılcımın bir ormanı yakabilme gücü her zaman vardır elbette. Ama rüzgarın yönü önceden organize edilmezse, sınır tanımaz kör bir yangını intikamımız olarak tanımlamak, toplumsal hareketleri ‘yangın’ hamaseti ile kutsayarak yüceltmek aymazlıktır.
Hayal kurmayalım: Birçok tarihsel nedenden dolayı, yakın bir gelecekte Arap coğrafyasında, indirilen diktatörlüklerden daha adil ve daha özgürlükçü bir „bahar”dan söz etmek söz konusu olamayacaktır. Çünkü böylesi bir mücadelenin ideolojik, örgütsel ve eylemsel dayanakları şimdilik belirgin değildir.
Diktatörlerinden kurtulmak için esas olarak ABD-NATO-Türkiye-İsrail’in yönlendirdiği  Müşterek Bahar Operasyonları’nı bekleyen bölge halklarının pasifist ve onur kırıcı duruşu yerine, PKK’nin, emperyalist-sömürgeci şer ittifaklarına ve kendi yerel diktatörlerine karşı kendi kaderini yaratabilmek için kendi kavgasını üretme ve zaferle yürütme iradesi ve başarısının onurlu dik duruşunun örnekliği söz konusudur. Artık PKK’nin sadece Kuzey Kürdistan’da değil bölgenin bütününde de Özgürlük Baharları’nı yaratabilme gücü ve böylesi bir anlamı, önemi, etkisi hatta artık böylesi bir misyonu vardır.
Kürt Özgürlük Hareketi, ulusal özgürlük ve sınıfsal devrim mücadelesinin halkların etnik kökenleriyle sınırlandırılmasının yanlışlığını; özellikle emperyalizmin küreselleştirilmiş saldırılarının bölge halkları üzerinde ölüm rüzgarı gibi dolaştığı günümüz koşullarında, devrimci mücadelenin bölgesel ve küresel boyutlara taşınması zorunluluğunu bir kez daha göstermiştir.
O halde diktatörlüklere de emperyalist müdahalelere de karşı durarak, halkların kendi özgürlükçü baharlarını yaratmak için bütün bölgeyi kapsayan, sözünü eylemiyle gücünü emeğiyle ifade eden bir Devrimci Demokratik Halk Cephesi’nin oluşturulması tarihin bizden beklediği en acil görevdir.
Bu, küreselleşmek isteyen zulme ve zalime ezilenlerin büyük yürüyüşünün Avrupa’dan ve Ortadoğu’dan gönderdiği en etkili yanıt olacaktır.