
Şîlan ile Mahmur Mülteci Kampı'nda beş kadının işlettiği Zîn Aile Kafeteryası'nda karşılaşıyorum. Her beş kadının da ayrı hikayesi var. Ama Şîlan'ın hikayesi diğer kadınlardan farklı. O, ulus ve cins kimliğiyle çok daha geç tanışmış. Fakat eş ve devlet terörü kıskacından azimle, inatla kurtulmayı başarmış.
'Kendimi çok akıllı sanıyordum'
1974 yılında Mûş'un Gimgim (Varto) ilçesinde dünyaya gelen Şîlan, henüz yedi yaşındayken, ailesi ekonomik sebeplerle Şirnex'e göç etmek zorunda kalır. 17 yaşında yakın bir akrabasıyla evlenir ve 2 çocuk sahibi olur. O yıllarda yaşamının tek gayesinin en iyi şekilde eşine hizmet, çocuklarına da annelik olduğunu anlatıyor: "Herkes beni çok akıllı, evini çekip çevirebilen biri olarak tanımlardı. Ben de öyle düşünürdüm. Bana göre de ev işlerini ve çocuklarının bakımını en iyi şekilde yerine getiren kadın en becerikli, en akıllı kadındı. Yaşamımın tüm gayesi buydu."
Şîlan, yaşamının nasıl yön değiştirdiğini ise şöyle anlatıyor: "Bir gün abimlerle oturmuş, sohbet ediyorduk. Abim PKK'yi ve gerilllayı anlatmaya başladı. Oysa ben tam bir devletçiydim ve hemen devleti savundum. Abim çok sinirlendi, fakat ondan sonraki süreçte de bana hep Kürdistan'dan, Kürtlerden ve Önderlik'ten söz etmekten vazgeçmedi. Sonunda bende çelişkiler yaratmayı başardı."
'Sorular peşimi bırakmıyordu'
Abisinin çabalarıyla Şîlan'ın dünyasının kabukları kırılmaya başlar. Kürt kimliğini sorgulamaya başladığı dönemlerde medya kanallarından Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın Kenya'da yakalandığı haberi geçer. Bu olay, Şîlan'ın yaşamında bir başka dönüm noktası olur. 'Önderlik yakalandığında kızılca kıyamet koptu' diyen Şîlan, bunun kendisinde bıraktığı etkiyi şöyle anlattı: "Ben o zaman kendi kendime; 'Milyonlarca kişinin bu insanı sahiplenmesi boşuna değil' demiş, çok etkilenmiştim.
O süreçte sürekli MED TV'yi izliyordum. 'Uluslararası komplo' dedikleri için, 'Yani bütün dünya Önderliği tanıyor mu ki böyle bir komplo geliştiriyorlar?' diye hayrete düşüyordum."
'Nereye gitti o akıllı kadın?'
Şîlan kendisiyle tanışmaya başladığı oranda değişmeye başlar. Tüm yaşamı evi, çocukları ve eşinden ibaret olan kadın gitmiş, yerine sorular soran, pür dikkat kesilen, araştıran bir kadın gelmiştir.
Çok geçmeden bu değişiklik Şîlan'ın eşini rahatsız etmeye başlar. Şîlan kendisindeki bu değişim karşısında eşinin ilk tepkilerini şöyle dile getiriyor: "Eşim bana o akıllı kadının nereye gittiğini sorup duruyordu. Hatta daha da ileri giderek abimin ilişkimizi kıskandığını ve evliliğimizi bozmak için beni bu hale getirdiğini söylüyordu. Ben ise hala ona çok güvendiğim için, 'bir bildiği vardır herhalde' diyordum. Giderek abimle ilişkilenmemi yasakladı. Yaklaşık bir yıl abimin evine hiç gitmedim. Kitaplarımı ve dergilerimi yırtmaya başlamıştı, bir süre sonra Med TV'ye de şifre koydu. Kumandayı da hep yanında götürüyordu. Evde böyleydi ama dışarıda kendisini çok yurtsevermiş gibi tanıtıyordu.''
2000 yılında PKK mücadelesinin bir halkın özgürlük mücadelesi olduğuna ikna olmuştur artık. Aynı yıl açılan parti binasına gidip gelmeye başlar. Halen çok bağlı olduğu eşi kendisine karşı sertleşmeye başlar. Şîlan, partiye gittiği ilk gün evde kızılca kıyametin koptuğunu ve eşinin ancak bundan uzun bir süre sonra partiye gitmesine izin verdiğini belirterek, bu süreci şöyle anlatıyor: "Üç yıl sonra partideki arkadaşların ısrarı sonucunda kadın kollarında çalışmaya katılmama izin vermişti. İzin diyorum; çünkü o süreçte bilgisi ve onayı dışında hiçbir şey yapmıyordum. Bundan sonra eşimle çatışmalarımız başladı. Çünkü artık bazı şeylere karşı tavır koymaya başladım. Artık biraz olsun sorgulamaya başlamıştım.''
Eş terörüne karşı açlık grevi
Şîlan 2004 yılında parti yönetimine seçilir ve işte o zaman erkek terörüyle daha çıplak bir biçimde tanışır. Eşi yönetim olmak istemiş, fakat kendisi değil de Şîlan seçilince Şîlan'ı eve kilitlemiştir. Şîlan'ın bütün ikna çabaları sonuçsuz kalır. Eşi, yönetim görevini yürütebilmesi için yasal başvuru süreci doluncaya kadar onu evden çıkarmamakta kararlıdır. İşte o zaman Şîlan eşi karşısında sıradışı bir mücadele yöntemi uygular. Şîlan bu mücadelesini şöyle anlatıyor:
“Adam kimliğimi aldı, dışarı çıkmamı da yasakladı. Her sabah kapıyı kilitleyip dışarı çıkıyordu. Günler geçiyordu; başvuru yapabilmek için sürenin dolmasına az kalmıştı. Ben de ona karşı evde açlık grevine girdim. Açlık grevinin dördüncü gününde bana baktı ve 'Sen hasta mısın?' dedi. Ben de 'Sana karşı açlık grevindeyim ve kararlıyım' diye cevapladım. Yüzündeki o ifadeyi hiç unutamam. 'Ben devlet miyim ki sen bana karşı açlık grevine giriyorsun?' diye bağırdığı gibi kapıyı çarpıp çıktı. Arka pencereden komşuma seslendim. Abime haber vermesiyle, abim gelip beni oradan çıkardı. Daha sonra partiden arkadaşların ısrarı üzerine eşim görevimi kabullenmek zorunda kaldı. Ama her fırsatta çalışmalarımı sabote etmeye başladı. Ben hem çalışmaları sürdürüyor hem de ev işlerini eksiksiz yerine getiriyordum. Çok yorgun düşüyordum. Fakat pes etmemekte de kararlıydım. Çünkü mücadeleyi çok geç tanımış ve kendimi borçlu hissediyordum. Üstelik bu çalışmaları yürütmekten mutluluk duyuyordum.”
'Para sözkonusu olunca farklılaştı'
Tüm yaşadıklarına karşın Şîlan eşinden tümüyle bir kopuşu yaşamaz. Ta ki bir gün eşinin yaklaşımı para devreye girince değişene kadar... Şîlan, 'Gözlerim işte o zaman açıldı' diye tanımladığı süreci ve olayı şöyle anlatıyor: "Arkadaşlar beni belediye meclisine üye yapmak istedi. Ben eşime anlattım, tabii ki yine reddetmesini bekliyordum. Fakat bu kez onayladı. Hatta çocuklara da bakabileceğini söyledi ve gerçekten öyle yaptı. Ben yine kendi kendimi suçlamaya başladım. Eşimin yaptıklarının benim yöntemsizliklerimden kaynaklandığını düşünmeye başlamıştım ki tesadüfen encümen üyelerine maaş verildiğini öğrendim. İşte o an anladım ki bu değişimin sebebi paraydı. Yani para onun için her şeyden daha değerliydi."
'Kendimle çelişemezdim artık'
Bu kopuş ardından Şîlan bir süre daha iki çocuğunun mutluluğunu düşünerek, evliliğini sürdürür. Fakat artık boğuntuya gelmiştir. Eşinin gerçeğini fark ettikten sonra onunla yaşamanın kendisine ikiyüzlülük gibi geldiğini ve son noktayı koyduğunu belirtiyor: "Biz tam üç yıl bu şekilde yaşamaya devam ettik. Ben aldığım tüm parayı ona veriyordum. Nereye gitsem dahi sesini çıkarmıyordu. Güvenimi, saygımı yitirmiştim. Ben toplantılara katılıyor, kadınlarla tartışıyor, kadın özgürlüğünü savunuyordum. Ama yaşadığım şey farklıydı. Bu durum bende derin bir çelişki uyandırıyordu. Böylece 2006 yılında evliliğimi bitirmeye karar verdim ve boşandık. Sonra o çıkıp Avrupa'ya gitti.''
Devlet terörü ve mültecilik
Eşinden ayrıldıktan sonra çalışmalarını sürdüren Şîlan, artık çok daha huzurludur. Ancak devlet teröründen yakasını kurtaramaz. 2009 yılında Şirnex'te Berivan Kent Kadın Meclisi çalışmalarına sözcü olarak seçilir. 2009 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a uygulanan tecritten dolayı yapılan eylemden sonra yakalanır. 3 ay cezaevinde kalır.Çıktıktan sonra "Benim yaşadıklarımı başka kadınlar da yaşıyor olabilirdi" diyerek, kadın çalışmalarına kendisini adar. Ev ev dolaşıp toplantılar yapar ve kadınlarla tartışır. Bu arada devlet tekrar devreye girer. Teker teker herkesi tutuklamaya başlar. Bu arada Şîlan'a da rekor düzeyde davalar açılmıştır. Çocuklarından dolayı tekrar tutuklanmayı göze alamaz ve 2010 yılında çocuklarıyla birlikte Mahmur Mülteci Kampı'na yerleşir.
'Hiçbir kadın köleliğe mahkum değildir'
Şîlan, Mexmûr'a geldikten sonra kamp sakinlerinin de yardımıyla yeni bir yaşam kurar. Ülke hasreti kendisini zorlasa da burada mücadelesini sürdürür. İştar Kadın Meclisi çalışmalarında yer alır. Ve 2012 yılında da kendisi gibi dört kadınla birlikte 'Zin Aile Kafeteryası'nı kurup, geçimini sağlar. Kafeterya'da birlikte üretiyor, kazanıyor ve paylaşıyorlar.
Şîlan son olarak kadınlara "Hiçbir kadın ne devlete ne de eşine kölelik etmeye mahkum değildir. Eğer bir kadın isterse bunu aşar, yeter ki kararlı olalım ve yalnız olmadığımızı bilelim.''
BÊRÎTAN SARYA/MEXMÛR