“KKTC” Birleşmiş Milletler’e göre Türkiye’nin işgalindeki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuzey parçası.
Uluslararası hukuka göre “işgal ettiği” topraklarda, Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet Başkanı ve hükümet partisi son başkanlık seçiminde yenik düştü.
AKP Hükümetinin “çöküş” sürecinin en önemli işaretlerinden birisi işte budur.
“İşgal” edilen ve özgün bir şekilde demografik yapısı Türkiye’den aktarılan nüfusla değiştirilen Kuzey Kıbrıs’ta, halkın yüzde 60’ı AKP’nin karşı olduğu Mustafa Akıncı’yı “Kuzey Kıbrıs Türk Devleti’nin Başkanlığına” getirdi.
Yani Mustafa Akıncı, Erdoğan’ın Türkiye’de aldığı oy oranından çok yüksek bir oranla seçilmiş oldu.
Nitekim, Türkiye’de yapılan Cumhurbaşkanı seçiminde de Erdoğan yüzde 52 oy alırken, Demirtaş Kürdistan’da yüzde 70’lere varan bir oy almıştı. Eğer Kürdistan’da bir seçim olsaydı, tıpkı Kıbrıs’ta olduğu gibi, AKP’nin adayı seçilemezdi.
Buradan çıkan sonuç şu: Gerek Kıbrıs Türkleri, gerekse Türkiye Kürtleri, AKP hükümetinden hem Kıbrıs sorununun, hem de Kürt sorununun çözümünü talep etmekte.
Ve aynı zamanda, hem Akıncı, hem de Demirtaş, kendilerinin “temsil ettiği” Kuzey Kıbrıs ve Kuzey Kürdistan’ın “özgünlüğünü”, “iradesini” ve “kendi kendini yönetme hakkını” tanımasını istemekte. O nedenle KKTC Devlet Başkanı Mustafa Akıncı, Erdoğan’ın diline pelesenk ettiği paternalist “yavru vatan” sözüne itiraz etti, “ana vatan, yavru vatan yok, kardeş vatanlar var” deyiverdi. Erdoğan da onu azarladı. “Yavru vatansın Türkiye de anandır” dedi…
Şimdi artık sırası geldi sanırım. Ulusalcı, milliyetçi, CHP’li, MHP’li, İP’li, TKP’li yurttaşlara seslenelim:
Ey Türk milliyetçileri, ulusalcıları, sol-milliyetçileri, şovenistleri ve hatta faşistleri… Kuzey Kıbrıs’tan yükselen sese kulak verin; “soydaşlarınız” konuşuyor. Kuzey Kıbrıs’ın yüzde 60’lık iradesini temsil eden bir sestir bu. Şöyle diyor:
“Biz Türkiye Cumhuriyetinden ayrı bir devlet olan KKTC’nin hükümran bir halkıyız… Yavru vatan değiliz, Türkiye ile kardeş ülkeyiz…”
Şimdi soluklanın, asabınızı kontrol edin, sırtınızı koltuğunuza dayayın ve dinleyin:
Sözde “barış harekatı” adı altında Kıbrıs’a askeri müdahalede, Kıbrıslı Türklerin “kurtuluşu” için “şehit” verdiniz. Soyunu Anadolu’da ve İstanbul’da neredeyse kuruttuğunuz Rumları, “Türk soydaşlarınız” için bir de gidip Kıbrıs’ta kırarken nice Mehmetçiği toprağa verdiniz.
Durumunuz şudur:
“Kurtardığınız Türkler, sizinle aynı devlet çatısı altında, sizin egemenliğinizde, ana vatan, yavru vatan formatında yaşamak istemiyor… Kendi devletinin sınırları içinde yaşamak istiyor…”
Keşke bu kadar olsa: Açın bakın Mustafa Akıncı’nın seçimlerde ortaya koyduğu programı. Okuyun. Ne görüyorsunuz? Öyle “Hatay” örneğindeki gibi bir “plebisit” ile bir “ilhak” görüyor musunuz? Hayır. Çünkü yok.
Ama tersi var. Şu anda Kuzey Kıbrıs halkının yüzde altmışı, Türkiye ile “birleşmek” istemiyor. Akıncı’nın Kıbrıs sorununda çözüm çizgisi tastamam şöyle: “Tek egemenlik, tek vatandaşlık, tek uluslararası kimlik ama iki bölgeli, iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı federal Kıbrıs Cumhuriyeti…”
Sanırım anlaşıldı değil mi? Ey benim çok değerli “soydaşlarım”, haberiniz olsun: Kıbrıslı soydaşlarımız biz Türklerle değil, Rumlarla birleşmek istiyor.
Eh, bu kadar konuştuktan sonra, gelelim Kürtlere… Kıbrıs’ta “kurtarmak” için “şehit” verdiğimiz o “soydaşlar” bizimle “birleşmiyor.” İyi de, “öldürmek” için gittiğimiz Kürdistan’da durum ne?
Kürtler ne istiyor?
Kürtler biz Türklerle “birleşmek” istiyor sevgili kardeşlerim. Türkiye hepimizin “ortak vatanı“ olsun diyorlar. Şimdiki bayrak hepimizin tepesinde dalgalansın istiyorlar. Güzel Türkçemizi de “ortak resmi dil” saydıklarını açıklıyorlar. Bir de kendi kimlikleri, dilleri ile kendi kendilerini Türkiye’nin diğer yerelleri gibi yönetmek istiyorlar.
300 bin Kıbrıslı Türk’ü “velayetine” almaya ikna edememişsin; 20 milyon Kürdü mü “evlatlık” edineceksin? Ey şaşkın!..
Kıbrıslı Türk Rumlarla, Türkiyeli Kürt Türklerle birleşsin. Sonra Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu “ortak evinde” nasıl olsa buluşuruz…