Başkan seçilmesi durumunda Tayyip Erdoğan’ı ömür boyu dokunulmazlık zırhına kavuşturması dışında hiç bir toplumsal fayda içermeyen anayasa değişikliği referandumu sonuçlandı. Referandum kampanyası sürecinde Erdoğan’ın gözünü kırpmadan anayasayı ihlal etmesinin esbabı mucibesi de bu dokunulmazlığa olan ihtiyacından kaynaklanıyor. 17-25 Aralık’la ifşa olan hırsızlık rejiminin bir numaralı sanığı olan Erdoğan DAİŞ’e silah yardımı yapmaktan ve Rezza Zarab’la olan ortaklığından da eninde sonunda yargılanacağının farkında. Yine Kuzey Kürdistan’da insanlık suçu işlediği için içerde olmasa da uluslararası mahkemede yargılanması ihtimal dahilinde. Bu nedenle yüzde 51’lik referandum sonucunun üzerine yatmak zorunda. Ancak bu değişiklik hayata geçerse ömür boyu bir koruma sağlayabilir kendine.
Yani Erdoğan’ın derdi sistem değişikliği yoluyla daha demokratik bir düzen kurma değil. Erdoğan anayasa değişikliğini bunun için istemedi. Ancak buna karşılık referandumda hayır diyenlerin (HDP dışında) bir bölümü de daha demokratik bir düzen için karşı çıkmadılar bu anayasa değişikliğine. Erdoğan kampanya sırasında idam cezasının yeniden uygulanmasından Kürdistan’da sürdürdüğü katliam politikalarının daha etkin bir hal alması için evet istedi.
Hayırcıların içinde de “başkanlık Kürtlere özerklik getirecek bu üniter yapıyı bozar hem de Öcalan’la yeniden görüşmelerin başlamaması, PKK’nin muhatap alınmaması” için referandumda hayır oyu kullananların sayısı azımsanmayacak kadar çoktu. Anayasa değişikliğine hem evet diyenler hem de hayır diyenlerin bir bölümü Kürt inkarını kendi açılarından daha sağlam yasal güvencelere kavuşturmak için yarıştılar.
Bu referandumda da uzun yıllardır olduğu gibi Kürtlerin dışında radikal demokrasi talebi olan bir başka grup yoktu.
Ortada gelecek tahayyülü ortak bir “hayır” bloku/cephesi -ya da her ne derseniz- olmadığı açık. Referandumun hemen ardından Kürdistan’da ortaya çıkan tercihi bir yana bırakıp “Erdoğan’ın evetini Kürtler yükseltti” nidalarının yine hayırcılardan yükselmesi de bundan. Ne yazık ki bu yaklaşımlarla referandum sonuçları hayır oyu veren çevreler arasında yeni bir Kürt inkarını daha vücuda getirdi.
Referandum öncesi hayır oyu kullanacağını deklare eden çevrelerin profili de bunu doğruluyor. Kısa süre önce TBMM’de HDP’li vekillerin dokunulmazlığının kaldırılması için oy kullanan ya da bu tavrı destekleyen MHP’liler bir taraf. Yine aynı sürece sessiz kalarak zımnen ortak olan, Kürdistan yerlebir edilirken “Hükümete terörle mücadelede her türlü desteği vermeye hazırız” diyen CHP bir başka taraf. CHP ve MHP, bu referandum sonrası Erdoğan’ın Kürt sorununun “PKK’li çözümüne yeşil ışık yakma ihtimaline” karşı hayır dediler.
Bu yüzden AKP’nin markajında “Kürt sorununda çözüme yönelik adımlar atılacağı” propagandasına kanıp referandumda “evet” oyu veren Kürt ile başkanlığın “Kürtlere özerklik getireceği tehlikesine, Öcalan ile yeniden müzakere masasına oturulmasına” karşı “hayır” oyu verenlerin de taleplerini bir kez daha okumak gerekir. 2002’de AKP’yi iktidara taşıyan seçimlerde Kürdistan’dan bu partiye çıkan oyların büyük bölümü demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümüne ilişkin yapılan vaatlerden kaynaklandı. Nitekim bugün hayırcıların içinde yer alan liberaller de Gülen Cemaati de aynı dönem AKP’yi destekliyordu. İktidarı döneminde kendisine oy veren Kürdün demokratikleşme ve çözüm talebine cevap veremeyen AKP’nin batıda oylarını artırırken Kürdistan’da tabela partisi konumuna gerilediği unutuldu.
Hal böyle olunca referandum sonuçları kafalarda ciddi karışıklık yarattı. Bir kısım hiç tereddüt etmeden “Kürtlerin Erdoğan’dan korktuğu ve işkencecisinden aman dilediği” için referandumda evet oyu kullandığını söyleyecek kadar pespayeleşti. Birileri Kürdistan’da çıkan hayır oylarını görmezden gelerek ortaya çıkan sonucu “Gezi ruhunun anlamlı hayırına” tahvil etti.
Bir de referandum sonuçlarını “yorumluyorum, analiz” ediyorum adı altında Kürt siyasal eğilimlerini manipüle etme çabasında olanlar var. Bakın KONDA araştırma şirketi genel müdürü Bekir Ağırdır referandum sonuçlarına ilişkin olarak Evrensel Gazetesi’ne verdiği mülakatta ne diyor, “Bir başka temel karakteristik sonuç, Kürtler meselesi. Kürt coğrafyasının farklı tercihlerde bulunduğu bu referandumda bir kez daha görüldü.”
Ağırdır Kürdistan’da tezahür eden siyasal iradeyi değil coğrafyanın tercihini tarif ediyor sanki. Nitekim bugüne kadar Kürt sorununun çözümü önündeki en temel engellerden biri sorunu hiç bir şekilde çözüme hizmet etmeyecek coğrafi terimlerle adlandırma oldu. “Doğu, Güneydoğu, Doğu sorunu, bölge” bu adlandırmaların bazıları. Ağırdır buna bir de “Kürt coğrafyasının tercihlerini” ekliyor. Kafası karışan Ağırdır, hayır ya da evet diyen Kürt siyasal eğilimlerini adlı adınca anmak yerine bunun bir “coğrafi” tercih ya da coğrafyadan kaynaklı bir tercih olduğu kanaatinde.
Bir başkası da Yavuz Baydar. Artıgerçek internet sitesinde 22 Nisan tarihli “Hayırcılara çifte kuşatma” başlıklı yazısında bakın Baydar ne diyor:
“Eğer CHP’nin devletle ve devletcilikle bağlarını koparmamış hakim tepe kadroları, FETÖ ve PKK ile mücadele şiarı altında, Kürt ve cemaat tabanının kapsamlı mağduriyetine ‘devletin arındırılması ve 1930 ayarlarının önünün açılması’ olarak bakıyorsa, veya post-referandum döneminde seçim sisteminin manipülasyonuyla ‘ortalık iki partili sisteme kalır’ şeklinde bir mendil kendilerine koklatılmış ise bu kıskacı aşmak imkansız olabilir.”
Erdoğan’a halk tarafından seçilen cumhurbaşkanı olmanın yolunu açan referandumda “ölüleri mezardan çıkararak evet verdirmeyi” göze alacak kadar AKP ile hemhal Gülen Cemaati ne zaman mağdur oldu? Mevcut iktidarla içine girdiği kirli çıkar ilişkisi bozulunca devletten tasfiye edilen Cemaatin “mağduriyeti” ile Kürt halkının mağduriyeti nasıl aynı düzlemde ele alınabilir?
Yıllarca KCK operasyonu adı altında Kürdistan ve batı illerinde Kürt siyasal kadrolarına yönelik operasyonların mimarı ve uygulayıcısı Gülen Cemaati’nin “mağduriyeti” ile bizzat Gülen Cemaati’nin komplolarına maruz kalan Kürt muhalefetinin mağduriyeti nasıl denkleştirilir? Yazar Kürt Özgürlük Hareketi’nin uzun yıllardır başta Kuzey Kürdistan olmak üzere her düzlemde bir devlet aygıtı gibi çalışan Gülen Cemaatine karşı ciddi bir mücadele yürüttüğünü bilmiyor herhalde.
Son kırk yıldır bu toprakların en istikrarlı demokrasi mücadelesini yürüten Kürt Özgürlük Hareketi ve onu bu yüzden destekleyen milyonlarca seçmenin tercihlerini bir seçim ya da bir referandum ile yeniden yeniden tarife kalkışmak gerçeği kabul etmekten kaçmanın bir başka ifadesidir. İktidar odakları ile çıkar ilişkileri bozulanları Kürtlerin mağduriyetine yamayarak aklama çabası ise en hafif ifadesi ile bu büyük mücadeleye karşı yapılmış çok büyük haksızlık olur.