
Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen KCK davasının 26. duruşmasında mahkemenin; ‘sanıkların kısım kısım getirilmesi’ kararı üzerine tutuklu yargılananlardan Nizamettin Onar, Zeynel Mat, İhsan Seviktek, Abdurrahim Tanrıverdi, Adnan Bayram, Veysi Akar ile önceki celse duruşmada hazır bulunmak istediğini bildiren Muharrem Erbey hazır bulundu. Savunma avukatları, müvekkillerinin duruşmalara gruplar halinde getirilmesi kararı ile anadilde savunma yasağına karşı mahkemeyi boykot etmeyi sürdürdü. Mahkemenin suçduyurusunda bulunduğu avukatlara destek için bu duruşmada siyasetçileri, Batman Barosu’ndan Zeki Ekmen ile İzmir Barosu’ndan Özkan Yücel savundu.
Erbey’in mikrofunu kapatıldı
Mahkeme Başkanı Menderes Yılmaz, Muharrem Erbey’e, “Bize duruşmada bulunmak istediğini ve savunma yapmak istediğini dilekçeyle bildirdin. Sizi dinliyoruz” dedi. İHD Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey, Kürtçe konuşunca, mahkeme, mikrofonunu kapattırdı. Mahkeme Başkanı tutanaklara; “sanığın Kürtçe olduğunu düşündüğümüz bir dille konuştuğu görüldü” kaydını geçirdi.
Savunma hakkı tanınmıyor
Söz alan Av. Ekmen, müvekiline savunma hakkının tanınmadığını belirterek, “Savunma hakkı adil bir şekilde yerine getirilmelidir. Sanıklara savunma hakkı tanınmadığı sürece avukatların burada bulunması mümkün değildir” dedi. Avukat Yücel de anadilde savunma yapma imkanının tanınması gerektiğini savunarak, sanıkların sorgusu tamamlanmadan delil aşamasına geçilen bir yargılamada taraf olamayacaklarını kaydetti. Ardından Mahkeme Başkanı „Delilleri okumak istiyoruz, katılmak istiyor musunuz“ diye avukatlara sordu. Her iki avukat da „Hayır usule uygun yargılama yapılmadığı takdirde katılmıyoruz. Savunma olanağı tanınmadığı müddetçe delil ikamesinin yapılması mümkün değildir“ dedi.
Baro şifreyi değiştirdi
Mahkeme Başkanı Yılmaz, baronun kullandığı Otomatik Avukat Atama Sistemi’nde (OCAS) mahkemenin avukat görevlendirmesi yapmak için kullandığı şifrenin değiştirildiğini belirterek, “Şifreyi değiştirdikleri için avukat görevlendirmesi yapamıyoruz. Bunu tutanak altına aldık” dedi. Mahkeme önceki duruşmada siyasetçilerin 300 avukatı hakkında duruşmalara katılmadıkları için, Diyarbakır Barosu hakkında da mahkemenin talebine rağmen duruşmaya başka avukat göndermediği için suç duyurusunda bulunmuştu.
Mahkemenin söz verdiği Cumhuriyet Savcısı Levent Kaya ise Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 19. maddesinde yer alan “Yetkili hakim veya mahkeme, hukuki veya fiili sebeplerle görevini yerine getiremeyecek halde bulunursa; yüksek görevli mahkeme, davanın başka yerde bulunan aynı derecede bir mahkemeye nakline karar verir” hükmü uyarınca, davanın başka bir kente nakli konusunda mütalaa hazırlamak için süre talebinde bulundu. Savcının talebini kabul eden mahkeme heyeti, duruşmayı 25 Ağustos’a erteledi.
Barolar akın etti
BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş, BDP milletvekilleri Emine Ayna, Pervin Buldan, Aysel Tuğluk, Ayla Akat Ata, Sırrı Süreyya Önder, Altan Tan, Nursel Aydoğan ile HAKPAR, KADEP, EMEP yöneticileri, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar, İzmir, Ankara, İstanbul ve Batman baroları olmak üzere birçok ilin baro başkanı ve yönetim kurulu üyesi de duruşmayı izledi. AMED
Nakil talebine tepki yağdı
Savcının nakil talebine tepki yağdı. Davayı izleyen Selahattin Demirtaş, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Ahsen Coşar, Diyarbakır Baro Başkanı M. Emin Aktar ile İzmir, İstanbul, Mersin, Muş, Dersim, Ankara, Bitlis ve Batman barolarına bağlı avukatlar ortak açıklama yaptı.
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Ahsen Coşar, tutukluların sevkini gerektiren bir durumun olmadığını söyledi. Savunma avukatları ile Diyarbakır Barosu’na destek için davayı izlediklerine dikkat çeken Coşar, „Savunma özgürlüğüne, savunma hakkının kısıtlanmasına ve baroların bağımsızlığına yönelik her saldırı karşısında biz Barolar Birliği bir aile olarak, bu tür tasarrufların ve uygulamaların karşısındayız. Yaşananları Türkiye kamuoyuna açıklamak için buraya geldik.“ dedi.
Demirtaş, Erdoğan’ı davet etti
‘’Dava Kürt dilinin yargılandığı bir dava haline geldi“ diyen BDP Grup Başkanı Demirtaş, Başbakan Erdoğan’ı yasaların pratik durumunu görmek için duruşmayı yerinde izlemeye davet etti. Demirtaş, anadil yasağının devletin kararı olduğuna dikkat çekerek, „Mahkeme kanunu ve halkı korumuyor yalnızca devletin köhnemiş 80 yıllık zihniyetini koruyor. İçeride hukuki değil siyasi bir tutum var. Yargılanmayı durduran nokta, sanık ya da sanık avukatlarının tavrı değil, mahkemenin tutumudur. 12 Eylül darbesindeki gibi devletin aynı katı ve inkarcı yüzüyle karış karşıyayız“ dedi.
Bir gün Diyarbakır Adliyesi’nin „Demokrasi müzesi“ne dönüştürüleceğini belirten Demirtaş, „Gün gelecek Diyarbakır Adliyesi müze olacak, çocuklarımız burayı gezerken, insanların anadilinde savunma yapmasının yasak olduğunu öğrenecek. Sanıkların ismi müzede yer alacak, ancak ne yargıçların ne de günümüz hükümetinin ismi müzede yer almayacak“ şeklinde konuştu.
Önder: Sömürgeci refleksi
İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, davanın değil mahkeme heyetinin nakledilmesi gerektiğinin altını çizdi. „Ülkede asimilasyon ve inkar yok diyenlerin gelip bu mahkemeyi 5 dakika seyretmesi lazım „diyen Önder, tepkisi şöyle gösterdi: „12 Eylül mahkemelerinde yapılan yargılamalar bundan çok daha haysiyetliydi. Bu mahkeme 12 Eylül mahkemelerine rahmet okutur. Bu tarz yalnızca sömürge ülkelerde olur. Sömürge refleksinin dışında başka hiçbir durumda sanığın hayal kurduğu, rüya gördüğü, ninni dinlediği, türkü söylediği dilde savunma yapmasına bu kadar öfkeli, bu kadar refüze edici olunamaz. Bence nakil edilmesi gereken başta heyet olmak üzere bu hukuk anlayışının bu topraklardan süratle nakil edilmesi, evrensel hukukun bu topraklara da bir nebze olsun uğraması gerekiyor. Bir nebze uğrarsa zerreyi miskal en küçük ölçü birimi yani bir atom parçacığı kadar uğrarsa, bu davada bir tane tutuklu kalmaz.“