
Fransız ordusu, 1871 yılında Bismark'ın Prusya Birlikleri'ne yenilip teslim olunca Paris'i terk etmek zorunda kalır. Paris Alman ordularınca çevrilmiştir. Açlık, yokluk ve soğukla da mücadele eden Birinci Enternasyonal üyelerinin aklına bir komün oluşturma fikri gelir. 18 Mart ile 28 Mayıs 1871 tarihlerinde tam 71 gün boyunca Paris Komünü şehrin yönetimini elinde tutar. Birbirinin ezeli düşmanları olan Fransız ve Prusya yönetimleri bu gelişmeden korkarak birleşirler ve Paris'i tekrar ele geçirirler. Paris Komünü, insanların ellerindeki nasırlara bakılarak yargılanıp kurşuna dizildiği "kanlı hafta" ile sona erse de insanlık tarihinde unutulmaz bir 71 günle birlikte büyük bir umut olmuştur.
14 Ekim 1979 ile 11 Temmuz 1980 tarihleri arasında Fatsa Bağımsız Belediye Başkanı Fikri Sönmez (Terzi Fikri) Türkiye'de zamanın hükümetinden bağımsız, silahsız, sistemin içinde yer alan ama sistemin dışında kalarak kendi kendini yöneten bir yönetim uyguladı. Fatsa, özelliklerine göre 11 bölgeye ayrılarak halk komiteleri oluşturuldu. Türkiye tarihinde yaşanan bu ilk yerinde yerel yönetim modeli tarihe de "Fatsa Komünü" olarak damgasını vuracaktı.
Fatsa Komünü, sokakların çamurlardan temizlenmesinden tutun da su şebekelerinin kurulmasına kadar bütün yetkileri Belediye Meclisi gibi kurumların elinden alarak doğrudan halk komitelerine veriyordu. Fatsa ile ilgili tüm kararlar komitelerde tartışılarak alınıyordu. Yerelden yönetilen bu 9 ayda ilçede neredeyse hiçbir suç işlenmedi. Devleti korkutacak kadar başarılı bir yerinde yerel yönetim sergilenince Türk devleti 14 Temmuz 1980'de gerçekleştirdiği "Nokta Operasyonu" ile Fatsa'yı yerlebir etti. Bütün Fatsa halkı akıl almaz işkencelerden geçirildi ve böylece 12 Eylül'ün ilk provası da yapılmış oldu. Fikri Sönmez 4 Mayıs 1985 günü cezaevinde kalp krizi sonucu ölürken, Fatsa'da ilk kez uygulanan sosyalist yerel yönetim deneyimi yerli ve yabancı birçok araştırmaya konu oldu.
24 Temmuz 2015 günü Medya Savunma Alanları'nı bombalayan Türk devleti, Kürdistan'da yaşayan halka da açık ve ahlaksız bir savaş ilan etti. Her gün belediye eşbaşkanları tutuklanıyor, belediyelere ait araçlara el konuluyordu. Belediyelerin halka hizmet etmesi engellenince, halk bölgede sivil itaatsizlik eylemleri başlattı. Kürdistan halkı için öz yönetimden başka bir seçenek kalmamıştı; Silopi, Nusaybin, Cizre, Batman, Bitlis, Yüksekova, Varto, Bulanık, Edremit, Doğubeyazıt, Sur, Silvan ve Lice özyönetim ilan etti. Kürt halkı kendisi ve yaşadığı coğrafya ile ilgili kararları bundan sonra kendisi vermek istiyordu.
20 Eylül 2015 günü DBP'li belediye eşbaşkanları bir araya gelerek öz yönetim talepleriyle ilgili bir açıklama yaptı: "Kürt meselesi yüzde 90 yerel yönetimler sorunudur tespiti ve statüsüz bir çözümün olmayacağı gerçeği orta yerde durmaktadır. Bu sorun çözülmedikçe hepimizin ödeyeceği faturanın katlanarak artacağı açıktır."
Türk devleti büyük bir korkuyla öz yönetim ilanlarını bağımsızlık ilanı olarak değerlendirip tankıyla, topuyla, onbinlerce özel eğitilmiş elemanıyla Kürdistan'a girdi ve şehirler ablukaya alındı. 12 Eylül faşist rejimini mumla aratacak uygulamalara imza atıldı. Günlerce süren sokağa çıkma yasaklarıyla halk aç ve susuz evlerine hapsedildi. Hastaların hastaneye gitmesine izin verilmedi. Ambulanslar tarandı, sağlık emekçileri öldürüldü. Camilere ve minarelere konuşlanan keskin nişancılar anne karnındaki cenin ve 35 günlük bebek de dahil olmak üzere yaşlılara kadar, kadın-erkek demeden önüne geleni vurdu. Silahsız ve savunmasız halk kendini korumak için YDG-H (Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) öncülüğünde sokaklara hendekler kazıp barikatlar kurunca bu sefer de devlet bunu bahane edip halka çok daha sert bir şekilde yöneldi. Hendek ve barikatların olmadığı yerlerde bile yüzlerce sivil insan devlet tarafından göz göre göre katledildi. Cenazeler günlerce sokaklarda kar altında bekletildi. Yaralıların bodrum katlarına sığındıkları evler bombalandı, yaralı insanlar infaz edildi.
Türk devleti, tıpkı Paris'te ya da Fatsa'da yaşandığı gibi halkın öz yönetim hakkını "tere yağından kıl çeker gibi" elinden alacağını zannediyordu ama işler hiç de onların umduğu gibi gitmedi. Kürt halkı bu sefer çok daha bilinçli ve çok daha örgütlüydü. YPS Botan'ın (Sivil Savunma Birlikleri) ilan edilmesinin ardından birçok ilçede daha YPS birlikleri ilan edildi ve Kürdistan'daki mücadelenin her anında yer alan, direnişe öncülük edip devrime imza atan Kürt kadınları YPS-Jin birliklerini kurdu ve sonrasında hepsi birleşerek YPS Genel Koordinasyonu oluşturuldu.
Sonunda görüldü ki orası ne Paris, ne de Fatsa; orası Kürdistan… Orantısız güç savaşına karşı Cîzir, Sûr, Silopî ve Şirnêx başta olmak üzere Kürt halkı müthiş bir direniş sergiliyor. Türk devleti, son hendek kapanıncaya kadar saldıracağını açıkladı ama ne yaparsa yapsınlar hendekleri kapatamayacağı gibi, Kürdistan'ın her yeri hendekleşecektir. Kürdistan'da yakalanan direniş ruhunun asla teslim alınamayacağı gün gibi ortada. Orada yaşanan halk direnişi tankla tüfekle kırılamaz. Çünkü orada bir halkın özgürlüğü ve onuru savunuluyor.
Türk devleti kendisine "hendek atlatmak" istiyorsa öncelikle Kürdistan'da askeri ve siyasi operasyonlarla yürüttüğü topyekün savaşı derhal durdurmalı, 5 Nisan 2015'den bu yana Kürt Halk Önderi sayın Abdullah Öcalan üzerinde uyguladığı tecridi hemen kaldırmalı ve müzakere koşullarını oluşturarak Dolmabahçe Mutabakatı'na geri dönmelidir.