İç savaş konularında konuşmaktan, bir türlü “dış” savaş konusuna gelemedim.
O halde konuşalım:
Suriye topçusu, Türkiye sınırının dibindeki bölgede mevzilenmiş isyancıları vurmak için ateş açıyor. İki bomba belli ki, hedef gözeterek değil, yanlışlıkla Türkiye tarafına düşüyor ve beş insan ölüyor.
Bunun üzerine, TBMM hemen toplanıyor, Suriye’ye saldırmak için bir “tezkere” çıkarıyor, ardından da, Türk ordusunun bataryaları, hedef gözeterek Suriye’nin askeri mevzilerini vuruyor, Suriye tanklarını imha ediyor ve askerleri öldürüyor.
Şimdi hatırlayalım:
Mavi Marmara gemisi, silahsız insanlarıyla, Gazze’ye yardım malzemesi götürürken, İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu “yanlışlıkla” vurulmadı. İsrail Türk gemisini üstelik uluslar arası sularda durdurdu, gemiyi silahla işgal etti ve içindeki insanları öldürdü.
AKP TBMM’yi toplamadı, “tezkere” çıkarmadı. Bir İsrail askeri gemisini, misilleme gereği işgal etmedi, İsrail topraklarındaki askeri mevzileri bombalamadı.
Şimdi soralım:
Merkezi hükümete isyan edenlere karşı Suriye hükümet kuvvetleri tarafından atılan bombalardan ikisinin Türkiye tarafına yanlışlıkla düşmesi ve beş kişinin ölmesi üzerine “savaş tezkeresi” çıkaran AKP Hükümeti ve onun “uzantısı” MHP, Türk gemisini basan ve içindeki onlarca insanı kasıtla, bilerek öldüren İsrail’e karşı neden “savaş tezkeresi” çıkarmadı? Kazayla bomba düştü diye Suriye’nin askeri mevzilerini topa tutma emri veren AKP Hükümeti, neden Türk gemisini basan ve onlarca Türkiyeli insanı vahşi bir saldırıyla bilerek ve isteyerek öldüren İsrail’in askeri mevzilerini ya da savaş gemilerini bombalama emri vermedi?
“Yanlışlıkla” yapılana karşı “tezkere” ve bombardıman, “bilerek” yapılan karşısında teslimiyet…
İsrail’in karşısında boynu bükük kalan, hesap soramayan, kabadayılık edemeyen, Kasımpaşalı ayaklarına yatamayan AKP’nin gücü Suriye’ye mi yetiyor?
AKP’li Şamil Tayyar bu soruya neredeyse “evet” der gibi şöyle diyor:
“Bugün eğer Türkiye arzu ederse, iddia ederek söylüyorum 3 saatte Şam’a varır.”
Demek ki, 3 saatte Şam’a varıyorsunuz…Tebrikler…
3 saatte Şam’a varıyor, ama 30 yıldır Kandil’e yanaşamıyorsunuz…
Bıçkın vekilin torbasında palavradan çok ne var? Ama daha önemli bir açıklama var ki, insanın neredeyse “militarizm” adına utanası geliyor.
Genelkurmay Başkanı sınıra gitmiş. Sahra dürbününün yanında poz vermiş. Radikal gazetesi de haberi vermiş:
“Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, bu sabah Akçakale’ye geldi, sınır hattında toplanan ve kendisine sevgi gösterisinde bulunanlarla tek tek tokalaştı. Daha sonra elini yumruk yapıp havaya kaldırarak, ‘Biz buradayız dimdik ayaktayız’ dedi.”
Nelere rağmen “dimdik ayaktayız” dedi? Akçakale’ye düşen iki mermiye rağmen mi ‘dimdik ayakta’? Suriye orduları saldırıya geçmiş de, Türk Genelkurmay Başkanı millete “moral” mi vermeye çalışıyor? Yani düşman saldırmış, bizimki kahramanca direnmiş ve “elini yumruk yapıp havaya kaldırmış” ve haykırmış: “Dimdik ayaktayız!”
Suriye sınırında cereyan eden bu hadise, Türk hükümetinin “savaş” siyaseti hakkında herkese bir fikir verebilir.
Bu vodvili izleyenler, eğer izledikleri gösterinin vodvil olduğunu bilmeseler, Suriye devletinin kendi içinde isyancı güçlerle, tıpkı Türk devleti gibi amansız bir savaşa tutuşmuş olduğunu değil de, kara, hava ve deniz kuvvetleriyle Türkiye’yi tehdit ettiğini ve Türkiye’ye karşı savaşa hazırlandığını sanır.
Şu açık bir gerçek: Suriye devleti Türkiye devletini hiçbir şekilde tehdit etmiyor.
Örneğin Suriye parlamentosu Türkiye’yi hedef alan bir “tezkere” kararı almıyor.
Buna karşılık Türkiye devleti Suriye devletini açıkça tehdit ediyor; onun toprakları üzerinde bir “tampon bölge” kurmaktan, “insani yardım koridoru” açmaktan, bizzat AB’den sorumlu Bakan Egemen Bağış’ın ağzıyla, Şam’a “iki saat içinde girmekten” söz ediyor.
Yalnız “söz” etmekle kalmıyor; bu sözleri resmileştiriyor ve Hükümete Suriye’ye karşı savaş açma, Suriye topraklarını işgal etme yetkisi veren bir de “tezkere” çıkarıyor.
Bu durumda yarın, İran devleti, “müttefikimiz Suriye devleti, Türk devleti tarafından tehdit ediliyor” gerekçesiyle, Türkiye’ye savaş açma yetkisi veren bir “tezkere”yi kendi Meclisinden geçirirse ne olacak? Ve bir de Rusya’nın benzer bir “tezkere” çıkardığını düşünün…Nitekim Ahmedi Nejad İsrail üzerinden herkese geçtiğimiz gün şu mesajı verdi: “Ahmedi Nejad İran’ın asla bir savaş başlatmak istemediğini ancak İran topraklarına yapılacak en ufak bir saldırı karşısında tepkilerinin sert olacağını vurguladı. Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin de dört gün kala Türkiye ziyaretini erteledi. Böylece Suriye sınırında silah şakırdatan Erdoğan hükümetinin savaş siyasetine “destek” sayılacak “erken” bir adım atmamış oldu.
Bizden söylemesi: Şam’a şekere giden, evdeki tuzdan olur…
Ve… Eğer Suriye devleti kendisine isyan edenleri silahla bastırıyor diye, Suriye’ye askeri müdahalenin “meşru” bir müdahale olduğunu söylüyorsanız; sizi şu şartla anlayışla karşılarız: Türkiye devleti kendisine isyan edenleri silahla bastırıyor diye Türkiye’ye askeri müdahale “meşru”dur derseniz…
Der misiniz? Desenize…
Ne Şam’ın şekeri ne Ankara’nın tuzu