Kürtler Ortadoğu'nun kanlı labirentlerinde bir asrı aşkın zamandan beri özgür, demokratik, eşit bir yaşam için nefes nefese bir mücadele veriyorlar. Can veriyorlar, ter döküyorlar.

Bu kadar uzun süreli bir direnişe, bu kadar ödenen bedele rağmen Kürtler Ortadoğu’da halen bir statü sahibi olamadılar. Kürdistan’ın güneyinde elde ettikleri kazanımların da bir garantisi henüz yok.

Kavanoz dipli zalim dünya ise bizleri ancak Halepçe, Enfal gibi soykırımlarda, Alan bebeğin cansız bedeni kumsallara vurduğunda hatırlayıp, timsah gözyaşları dökebiliyor. Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra da bizlere yapılanları süreç içerisinde unutulmaya terk ediyor. Tabi sadece dünya, batılılar değil, biz Kürtler de balık hafızalı olmuşuz. Bize reva görülenleri çok çabuk unutabiliyoruz.

Kardeşlikten, birlikte yaşamaktan bahsediyoruz. Ancak bu kardeşlik, birlikte yaşamak arzusu Kürtler sömürgeci sistem tarafından katliama uğratılınca, evleri başlarına yıkılınca bir anda unutulmaya başlanıyor. Birlikte yaşamak, kardeşlik istekleri deniz köpüğü gibi ortadan kalkıyor. Gerçi Türkiyeli halkların Kürt meselesinin çözümüne yaklaşımları eskisi gibi değil. Ama takındıkları tutum da yeterli değildir. Kardeşlik, birlikte yaşamak istekleri bugünlerde daha bir gür sesli olmalı. Saflar daha bir sıklaşmalı. Kardeşlik, birlikte yaşama arzusu yılanın leşi gibi eğri büğrü değil, doğru olmalı.

Kürdistan’ın her tarafından Kürtler ile sömürgeci güçler/kendilerine radikal İslam ismini takmış çeteler arasında kıyasıya bir mücadele var. Sömürgeci güçler maddi, manevi destekleri ile bu çetelere destek veriyorlar.

Kürtler ise her zaman olduğu gibi yalnız. Batılı devletler, ABD her ne kadar Kürtleri Güneybatı Kürdistan'da (Rojava'da) utangaç bir biçimde kendilerinin DAİŞ belasına karşı müteffiki olarak görseler de Kürdistan’ın diğer parçalarında sömürgeci sistemlerin zulmüne kendi çıkarları için yeşil ışık yakıyorlar.

Sömürgeci sistemlerde birbirlerine diş bilemelerine karşın alttan sömürgeci/faşist sistemlerini korumak için işbirliklerini devam ettiriyorlar. Sadece kendi aralarında değil Kürtlerle olan ilişkileride böyle. İran rejimi Kürtlerin birlikte olmalarını önlemek için habire Güney Kürdistan kazanını elinde kepçe ile karıştırıyor. Hesekê’de Kürtlere yardım ederken, kendi Kürtlerini habire idam sehpasına çıkartıyor. Kürt tutsaklara zulüm yapıyor. AKP sömürgeci rejimi Kürdistan'ın güneyi ile sıkı ticari ve politik ilişkilerini sürdürürken kendi içerisinde Kürtlerin nefes almasını bile istemiyor.

Kürdistan’ın manzarası bu. İrademiz dışında bize dayatılan bu manzarayı görmemek için ne yapmalı/nasıl olmalı?Her şeyden evvel dik durmalı, kazanımlarımızdan taviz vermemeliyiz. Kendimizi her alanda aktif meşru savunma içerisinde bulundurmalı, yaşam, siyaset, kültür, diplomasi ve yaşamın her alanında meşru savunma hakkımızı sonuna kadar savunmalıyız.

Bu da yetmez. Kendimizi dünyaya çok iyi anlatmalı, terörist, terör hareketi olmadığımızı, kendi kaderimize kendimizin hükmetmek istediğimizi, mermer kafalı sistemlere iyice anlatmalı, onları ikna etmenin yolunu bulmalıyız. Bunu da her şeyden önce kendi içimizde ve komşu halklarla birlikteliğimizi sağlayarak, meşru savunma saflarını sıklaştırarak yapabiliriz. Meşru savunma ise sadece kendimizin meşru savunmasıyla değil, diğer halkların meşru savunmalarını da güçlendirmesiyle olur.


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:

*  7 Eylül 1982’de, 14 Temmuz ölüm orucu eylemcilerinden PKK'nin kurucularından Kemal Pir Diyarbekir Askeri hastanesinde şehit düştü. 

*  8 Eylül 1975’de, Lice’de meydana gelen zelzelede 2385 Kürt yaşamını yitirdi.

* Kürt artist, yönetmen, senarist, yazar ve 1968 yılında İstanbul Siverek Kültür Derneği Başkanı, fikir ve eylem adamı Yılmaz Güney 9 Eylül 1984’te Paris’te sürgünde mide kanserine yenilerek aramızdan ayrıldı.

* 11 Eylül 1961'de Güney Kürdistan’da KDP ve M. Mistefa Barzani’nin öncülüğünde Kürt direnişi başlatıldı.

*  12 Eylül 1982'de PKK kurucularından M. Hayri Durmuş 14 Temmuz’da ihanet ve işbirlikçiliğe karşı başlattığı ölüm orucunun 57. gününde Diyarbekir’de şehit düştü.

* 13 Eylül 1927 tarihinde İhsan Nuri Paşa önderliğinde Ağrı başkaldırısı başladı. Dört yıl süren başkaldırı 1932 yılında bastırıldı.