Yeni yıla, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV) hakkında TCK 301. maddesi gerekçe gösterilerek başlatılan soruşturma ile başladık, ardından Cumartesi Anneleri'nin Galatasaray'da yaptığı haftalık oturma eylemine müdahale geldi. 

TCK’nın 301. maddesi “Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” başlığını taşıyor. Ne tesadüf ki, yine İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon tarafından düzenlenen Cumartesi eyleminde basın metnini okuyan Maside Ocak'a yöneltilen suçlamayı da, "Devlete katliam yaptı diyemezsiniz" cümlesi ile özetliyordu karakoldaki polis memurları. 

Oysa ne İHD ne de Cumartesi İnsanlarının devleti aşağılamak, üzerine suç atmak gibi bir derdi yok. Ama suç işleyen devlet de olsa, gerçekleri söylemek gibi vazgeçemeyecekleri, erteleyemeyecekleri bir amaçları var. 

Ne yapmış İHD? Sokağa çıkma yasakları döneminde yaşanan hak ihlallerini raporlamış ve kamuoyuna duyurmuş: Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015-2 Mart 2016 tarihleri arasında 79 gün süren sokağa çıkma yasakları süresince en az 310 sivilin öldürüldüğünü tespit etmiş ve TİHV, Gündem Çocuk, SES ve  Diyarbakır Barosu ile birlikte hazırladığı raporda ayrıca bağımsız ve tarafsız soruşturma yapılması ve gerçeğin ortaya çıkarılmasını talep etmiş. 

Ne yapmış İHD? Güçlükonak katliamı adıyla bilinen; 1996 yılının 10-12 Ocak tarihleri arasında Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylülerinden Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç’un askerler tarafından gözaltına alınmaları, işkence edilerek öldürülmeleri ve onları almaya giden dört korucunun da öldürülmesi ve aynı minibüse konularak yakılmalarının ardından topluca gömülmeleri olayında kimin suçlu olduğunu;  bu olay için oluşturulan ve bölgede incelemelerde bulunan bağımsız heyetin raporu ve Genel Kurmay Başkanlığı aleyhinde “toplu cinayete azmettirme ve haber alma özgürlüğüne müdahale” iddiasıyla  bulundukları suç duyurusuna ve katliamdan 13 yıl sonra dönemin bakanlarından Adnan Ekmen'in “Olayı araştırınca arkasından devlet çıktı. PKK’nın değil, JİTEM’in işiydi, söyleyemedik” dediği itirafa dayandırarak, "Güçlükonak katliamının faili devlettir" demiş. Yalan mı? Yalansa, bunu söyleyen Adnan Ekmen'e niye bir şey dememiş devlet? Değilse, PKK köylülere saldırdı biçiminde olayı duyuran Genel Kurmay hakkında ne işlem yapmış? 

Gerçek, devletin suç işlediğini gösteriyorsa, kendini sorgulaması gereken de devlet olmalı ama değil. Kendini sorgulayan, hesap veren değil; "Kral çıplak" diyene ceza kesen, gerçekleri bilebildiği her yolla gizlemeye çalışarak  yoluna devam eden bir devlet aklı, iktidar faaliyeti var karşımızda. 

Gerçeklerin bilinmesini önlemek için gazeteleri, televizyonları, radyoları susturan, gazetecileri, yazarları hapishanelere dolduranlarınsa, İHD'ye de tahammüllerinin kalmadığını görmüş olduk böylece.

Sehven yapılmış yanlışlardan söz etmiyoruz, iktidarın devlet gücünü ve olanaklarını da yanına alarak ve planlayarak yapmaya devam ettiklerinden, edeceklerinden söz ediyoruz. Parlamentoda görüşülmeye devam edilen anayasa değişikliği ve devam eden başkanlık tartışmaları da bu planın parçaları. "Yapıyorum oluyor" diye düşünen iktidar aklı, sözünün üstüne söz, hırsının üstüne hırs tanımıyor. Tepede oturup buyruklar savuruyor. Ancak gün olur tepedeki yeri sallanmaya başlar diye korktuğundan, RT Erdoğan başkanlığındaki diktatörlüğünü anayasal güvenceye kavuşturmak istiyor.. 

10 Ocak günü parlamentoda gündem dışı söz alan AKP milletvekili Tülay Kaynarca; ‘Basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü demokrasinin vazgeçilemez unsurlarıdır’ diyordu tekraren. Cümle doğru ama iktidarın gerçeği bu değil.  Hapishanelere kapatılan gazeteciler gerçek. Biliyoruz ve diyoruz ki; ne pahasına olursa olsun gerçekleri söylemeye devam edeceğiz.