Savaş, kurşun, bomba, ölü, yaralı, Cizre, ambülans, ceset, Sur, hendek, direniş, gözaltı, tutuklama, feryat…
Bugün artık bu sözcükleri kullanmadan bölgeden söz etmek mümkün değil neredeyse. Bütün replikler, tüm cümleler noktasını, virgülünü kaybetmiş. Bütün sesler bir çığlığın ünleminde düğümlenmiş sanki.
Savaş meydanına dönen bu coğrafyada, dünyanın gözleri önünde olan-biten, yaşanan bunca insanlık acısı toplumda karşılığını bulmadı.
Sorumluluk taşıyan, vicdan sahibi olan ve bu vahşete dur demeye çağıran duyarlı kesimleri tenzih ederek söylüyorum ki; bunca acının yaşandığı bir ortamdan etkilenmemek, yaşananlara karşı kör-sağır kalmak, rahatsızlık duyup karşı çıkmamak ne kadar insani ve vicdani bir tutumdur sormak gerekir. İnsan bir nebze düşünüp sorgulamaz mı? Çevremizde olup bitenlere; duygularımıza, vicdanımıza, kalbimizin istek ve arzularına sırt çevirmek nasıl insan kılar bizi?
***
Bilim insanları, insan topluluklarının kaderini etkileyen siyasi kararların ve özgür irade sonucu verilmiş gibi gözüken bireysel kararların, aslında şartlanmış refleks davranışı olduğunu ve çoğu zaman anlık bir gerekircilikten öteye gidemediğini dile getiriyorlar.
"Yanlış, eğri, kötü bir uygulamanın, bir sabit fikir peşinde gitmeyi, kör nefsine ve hatta zulme bayraktarlık etmeyi yaşamın sanki bir gereği ve hatta gerçeği olarak görmeye başladığımız bir dünya... Bu dünyanın bu katılaşmış ve kalıplaşmış görünümünden sıyrılın. Kendinizle, öz kimliğinizle buluşun." diyor Henri Benazus.
İnsanca yaşamak ve yaşatmak, vicdanımızın sesini bastırmadan akıllıca, sorumlulukla ve olumlulukla hareket etmekle başlar. Birini suçlarken, birilerini yargılarken, terazinin öteki kefesine de vicdanımızı koyduğumuzda varacağınız sonuçlar çok daha adil olacaktır.
Vicdan; kendi kendimizi suçlayabilme, sorgulayabilme ve gerektiğinde kendimize savaş açıp, tanıklık edip, ceza verebilme üstünlüğüdür. Akıl ve vicdanımızın bize gösterdiği yol ile egomuzun ve dizginlenememiş duygularımızın istekleri arasında zaman zaman seçimler yapmak, çatışmalara göz yummak durumunda kalırız. Çoğu zaman da egomuzu ve duygularımızı kayırmak gibi bir alışkanlık içinde olmaktan geri kalmayız. Oysa akla ne denli muhtaçsak, iç dünyamız ve huzurumuz için vicdana da o denli ihtiyacımız vardır. Gerçekte insanın egosu, güzel duyguların düşmanı değildir. Her şeye karşın küçük bir çaba göstererek, eğiterek onu dost yapabiliriz. Vicdan, insanı hep doğruya ve güzele götüren acımasız bir yönetici ve yönlendiricidir. Vicdan kendisine karşı dürüst olan insanın tek efendisidir.
***
Bu anlamıyla zalimi rahatsız eden tarafta olmak, doğru bir zemin, doğru bir seçim üzerinde olduğunuzu gösterir. Ezilenin yanında yer almak bir vicdan borcudur.
Vicdan aynı zamanda insanın içinde duyumsadığı bir ilahi fısıldayıştır. Savaş meydanının ve vicdansızlığın arşivi orta yerde duruyor. ’Ne zulüm ne merhamet, sadece adalet’ istiyor birileri.
Daha koyu bir faşizme doğru koşar adım gittiğimiz şu günlerde iyimser olmanın imkanını göremiyorsak da sessiz kalmak olan bitene ortak olmak anlamına gelir.
Bu zulmü bitirmek, dur demek, bu ateşi söndürme adına bir damla su da olsa, taşıma zamanıdır. Vicdan tarafında olduğumuzu gösterme zamanıdır.