“Yalvarırım Nergis sesini yükseltme” diyordu Nuran. “Birazdan İmge okuldan gelecek, bizi duysun istemiyorum!”
“Duyarsa duysun! Hem ben duysun istiyorum. Çünkü o benim kızım!”
Nuran sinirden çatlamakta olan başını elleri arasına almış,  ovuyordu. “Bunca yıldır neredeydin, şimdi mi aklına geldi kızını aramak?”
“Nuran sana söylüyorum, anla beni artık. O benim kızım, canımdan bir parça. Anlıyor musun?”
“Sus lütfen, rica ediyorum. İmge gelecek birazdan.”
Oysa eve erken dönmüştü İmge. Ayakkabısını çıkarırken içeriden gelen sese kulak kabartmış, konuşmaları işitiyordu.  Kafası karışmış ama ani bir şok yaşamamıştı nedense. Nuran’ı çok seviyordu bir kere. O hayattaki vazgeçilmezlerinden biriydi. Her şeyiydi; okulda, yaşamda, evde, tatilde, her yerde birlikteydiler hep. Bir anne sevgisini ve şefkatini her zaman fazlasıyla bulmuştu onda.
Başı zonkluyordu. Ağrısı dayanılmaz bir hal alınca yerinden kalktı, mutfak dolabının çekmecelerini karıştırmaya başladı. Bir ağrı kesici bulup suyla içti. Dışarda oyun oynayan çocukların neşeli kahkahaları içeriye doluştu. Bir bebek ağlaması duydu. Gözleri bardaktaki suya dalıp çıktı, oradan çok uzaklara gitti...
***
Bir cezaevinin önünde kuyruktaydı şimdi. Jandarma geldi öfkeyle, “İsimlerini okuyacaklarım içeriye alınacak” dedi.
İsmi okunanlar tek tek içeriye, avluya alındılar. Avluda iki sıra halinde sağlı sollu, dizili masalar vardı. O zaman yirmi - yirmi beş yaşlarında, zayıf, çelimsiz, uzun boylu genç bir kadın en baştaki masaya ilişti. Bakışları donuk, yüzü kederliydi. İçerden demir kapı şıngırtıyla açıldı. Önce gardiyanlar girdi avluya, ardından mahkumlar göründü. Kadın ayağa kalkıp kendisini gösterdi. Kendine nerdeyse tıpa tıp benzeyen bir kadın ağız dolusu gülerek yanına yaklaştı. Sarıldılar, özlemle çöktüler masaya. “Nuran” dedi kadın, “fazla zamanım yok.”
“Neymiş, neden zamanın yok? Telaşlandırma insanı. Hasta mısın yoksa Nergis? Kötü hastalık mı? Yoksa düşündüğüm mü?” diyerek başladı ağlamaya.
“Hasta masta değilim, düşündüğün gibi de değil…”
“Daha ne olabilir ki?”
“Kızım İmge”
“İmge’ye bir şey mi oldu yoksa?”
“Yok yahu, telaşlanma hemen. İmge çok çok iyi, şimdi getirecekler yanımıza.”
Nuran rahatladığını hissetti birden. Aslında kafasını meşgul eden onlarca soru vardı aklında. Neden buradaydı…? Bilemiyordu. Ama bilmek istiyordu.
“İki ayrı davam vardı ya, onları birleştirdiler. Birinden müebbet almıştım, diğerinden de yüklü bir ceza alacağım kesinleşti gibi. Bu yüzden İmge’yi sana bırakacağım” dedi Nergis. Gözlerini Nuran’ın gözlerinin içine dikti. Elini iki elinin arasına koydu. “Bu hayatta en iyi dostum, tek arkadaşım sensin. Kızımı senden başkasına emanet edemem” dedi. Yalvaran bakışlarla bakıyor ve gözleri biraz sonra iki dudağı arasında çıkacak olan söze takılmıştı.
“Elbette arkadaşım” dedi Nuran tereddütsüz, “seve seve bakarım, hem bana yaren olur hem de geceleri ışığım olur.”
Nuran’ın elini ağzına götürüp öptü. Nuran elini çekmek istediyse de kurtaramadı. “Sağ ol arkadaşım. Kabul edeceğini biliyordum. Binlerce kez sağ ol!”
Kapı yeniden açıldı, bir kadın gardiyan battaniyeye sarılı bir bebeği getirip annesine teslim etti. “Mışıl mışıl uyuyor” deyip uzaklaştı yanlarından.
Nergis battaniyeyi araladı, uzun uzun kokladı onu. Kokusunu çekti içine. Küçücük ellerini önce seyretti, ardından öptü. Gözleri buğulandı. “Benim küçük güvercinim” diyordu, “Birazdan Nuran teyzenle özgürlüğüne uçacaksın. Beni unutma e mi?”
Gardiyan düdüğünü ağzına götürerek öttürdü. “Görüş saati sona ermiştir!” diye sevimsizce bağırdı.
Nergis çocuğunu son kez öpüp kokladıktan sonra Nuran’a verdi. “İmge sana emanet. Ona kendi evladın gibi bak. Yokluğumu hissettirme” dedi. Kapıdan çıkarken geriye döndü, gözü yaşlı bir halde, “Beni bilmesin” dedi, “O artık benim değil senindir.”
***
 Nergis’in son sözlerini hatırlayınca öfkelendi birden. ‘Bunları kendisinin söylediği yetmezmiş gibi şimdi de kalkıp evime kadar gelmiş, kızımı almak istiyor benden’ diye geçirdi aklından.
İçtiği ilaç etkisini kısa sürede göstermiş, başının ağrısı biraz olsun hafiflemişti. Düşüncelerinden sıyrılır sıyrılmaz, Nergis’e o gün aralarında geçen konuşmayı yeniden hatırlattı. “İnkar etmiyorum” dedi Nergis, “söyledim, ama…” Sustu, elleri titriyordu. “Kahretsin işte!” diye hayıflandı, “Müebbet almıştım, dört duvar arasına kısılmıştım, her yanım karanlıktı. Hiç ışık yoktu ki!.. Sonra ölüm oruçları başladı. Kaç gün sürdü, ne zaman sonra hastaneye kaldırıldım, bilmiyordum. Kendimde değildim. Wernicke-Korsakoff hastalığına yakalanmıştım. Tedavim dışarda sürüyordu. Birçokları gibi ben de bir yolunu bulup yurt dışına çıktım. Mültecilik işte.” Bir sigara yaktı,  dudakları titriyordu. “Ne yapayım?” dedi çaresizce, “seni ve İmge’yi yıllardır aradım, ama hiçbir iz bulamadım. Ancak Almanya’daki gecede rastladığım bir dosttan öğrendim İsviçre’de yaşadığını. Seni sordum. ‘İmge isminde bir kızı var’  deyince dünyalar benim olmuştu. Sonunda sana ve kızıma kavuşacaktım… Biliyorum, sizi bulduğuma hiç sevinmediniz. Belki şu an içinden bana beddua bile ediyorsundur. Olsun yine de… “
“Peki İmge’ye ne diyeceksin? ‘Kızım ben senin annenim. Seni ben doğurdum mu?’ diyeceksin. Kızının yaşayacağı travmayı, onun hayatını zora sokacağını, bunu duyunca alt üstler yaşayacağını hesapladın mı hiç?”
“Aslında her şeyi hesapladım ama yüreğime söz geçiremedim. Ne yapayım, elimde değil işte!”
“İmge’yi görme diyemem. Gel istediğin zaman gör, onunla konuş, arkadaş ol, gez dolaş ama annen olduğunu söyleme sakın.” İşaret parmağını bir silah yaparak Nergis’in başına dayadı: “Biliyor musun?” dedi, “Hiç evlenmedim ben. Evleneceğim adam kızıma üvey babalık yapmasın diye. Ben hayatımı İmge’me adadım.”
Nuran ne dese vazgeçmiyordu inadından Nergis. “İmge’yi almadan gitmem” diyordu. İmge dayanamadı, sonunda saklandığı yerden ortaya çıktı. Mutfağa, yanlarına gitti. Karşısında İmge’yi görünce Nergis’in heyecanı iki kat artmıştı. Yüreği yerinden çıkacakmış gibi delice atıyordu. Büyümüş, kocaman genç bir kız olmuştu. Simsiyah, upuzun saçları, iri taneli zeytin gözleri, küçücük burnu, etli dudakları ve kan damlayan yanakları… Dünya tatlısı bir kız duruyordu karşılarında. İçinden Nuran’a minnet duyuyordu. Ne de güzel bakmıştı kızına.
“Merhaba anneciğim” dedi. Boynuna sarıldı, uzun uzun yanaklarını öptü. Nuran da onun. Sonra da: “Merhaba Nergis Teyzeciğim” dedi. Nuran ve Nergis şaşkındılar. İmge nereden biliyordu Nergis’in ismini?” İkisinin de aklında aynı anda “İmge konuştuklarımızı duydu” diye geçti.
Saklamadı, “Evet, konuştuklarınızı duydum” dedi, “Üzülme benim canım annem” diyerek Nuran’ın boynuna bir kez daha sarıldı. “Nergis Teyze beni doğuran olabilir ama sen benim annemsin. Ben senin kokunla, emeğinle büyüdüm.”
Sonra Nergis’in elini öptü. “Nergis Teyze” dedi, “siz de beni teyze tadında sevebilir hatta öpebilirsiniz.”
Nergis elindeki sigarayı aceleyle söndürüp kalktı. İmge’yi kucakladı. “Nergis teyzen kurban olsun sana” dedi. Saçlarını kokladı, eskisi gibi içine çekti. Aynı kokuyordu.