Ekososyalizm görece yeni bir fenomen olsa da, entelektüel kökenleri Marx ve Engels’e kadar götürülebilir. Çevre meseleleri on dokuzuncu yüzyılda, ekolojik felaketin eli kulağında olduğu bugünkü kadar ön planda olmadığından, bu endişeler Marx ve Engels’in çalışmalarında merkezi bir rol oynamamıştır. Yine de, eserleri, kapitalist dinamikler ile doğal çevrenin yıkımı arasındaki bağlantı ve hâkim sisteme sosyalist ve ekolojik bir alternatif geliştirilmesi açısından hayati argümanlar ve konseptler içermektedir.

Marx ve Engels’in (ve elbette takip eden hâkim Marksist akımların) eserlerindeki bazı pasajlar, sermaye tarafından yaratılmış üretici güçlere karşı gerçekten de eleştirisiz bir tutum içindedir ve “üretici güçlerin gelişimi”ne insanlığın ilerlemesinin temel faktörü muamelesi yapar. Ancak Marx, bizlerin bugün “üretimcilik” dediğimiz şeye—sermaye, zenginlik ve meta birikiminin kendi başına amaç haline geldiği kapitalist mantık—tamamıyla karşıydı. Sosyalist ekonominin temel fikri—yirminci yüzyılın “sosyalist” deneyimlerini belirlemiş olan bürokratik karikatürün aksine—kullanım değeri, insan gereksinimlerinin karşılanması, insan yararı ve memnuniyeti için gereken malları üretmektir. Marx için teknik ilerlemenin merkezi özelliği, ürünlerin sonsuz büyümesi (“sahip olma”) değildi, toplumsal olarak gerekli emeğin azaltılması ve buna paralel de serbest zamanın artmasıydı (“var olma”).[4] Marx’ın komünist kendini geliştirmeye, sanatsal, erotik veya entelektüel faaliyetler için serbest zamana yaptığı vurgu, kapitalist daha fazla mal tüketimi takıntısının aksine, doğal çevre üzerindeki baskının kesin şekilde düşürülmesini ifade eder.[5]

Çevre açısından öngörülen faydaların ötesinde, sosyalist ekolojik düşünceye kilit önemde bir başka Marksist katkı, kapitalizme metabolik bir uçurum atfetmektir—yani, insan toplumları ve doğal çevre arasındaki maddi alışverişteki bozulma. Bu mesele Kapital’in çok bilinen şu pasajında tartışılmıştır:

Kapitalist üretim, insanla yeryüzü arasındaki metabolik etkileşimi bozar, insan tarafından besin ve giysi olarak tüketilen bileşenlerin toprağa dönmesini engeller; toprağa verimlilik kazandıran ezelî doğal şartların işleyişini engeller. Kapitalist tarımda tüm ilerleme, sadece emekçinin soyulması sanatındaki ilerleme değil, aynı zamanda toprağın soyulması sanatındaki ilerlemedir. Bir ülke büyük sanayi temelinde ne kadar gelişirse, bu yıkım süreci o kadar hızlı gerçekleşir. Toprağın verimliliğinin belirli bir süre için artırılmasındaki tüm ilerleme, o verimliliğin daha uzun ömürlü kaynaklarının tahrip edilmesi yönündeki ilerlemedir. Kapitalist üretim sadece üretimin toplumsal sürecinin bağlantı tekniklerini ve derecesini, aynı anda tüm zenginliğin kaynağını – toprağın ve emekçinin – çökerterek geliştirir.[6]

Bu önemli pasaj, Marx’ın kapitalist koşullar altında “ilerleme”nin ve onun doğa açısından getirdiği yıkıcı sonuçlarının çelişkilerine dair diyalektik vizyonunu net şekilde ortaya koyuyor. Örnek elbette toprakta verimlilik kaybıyla sınırlı. Ama bu temelde Marx, kapitalist üretimin “sonsuz doğal koşullar”a zarar verme eğilimi taşıdığına işaret etmiş oldu. Marx, kapitalizmin aynı yırtıcı mantığının işçileri sömürdüğü ve değersizleştirdiği şeklinde daha bilinen argümanını benzer bir bakış noktasından geliştirir.

‘Ekolojik olarak bilinçli bir sosyalizm’

Çağdaş ekososyalistlerin birçoğu Marx’ın öngörülerinden ilham almış olsa da, analiz ve eylemlerinde ekoloji giderek çok daha merkezi bir yer tutar hale geldi. 1970 ve 80’lerde Avrupa ve ABD’de, ekolojik bir sosyalizm şekillenmeye başladı. İspanyol bir muhalif komünist filozof olan Manuel Sacristan, 1979’da ekososyalist ve feminist dergi Mientras Tanto’yu kurdu ve “yıkıcı-üretici güçler” konseptini ortaya attı. İngiliz bir sosyalist ve modern kültürel çalışmalar alanının kurucusu olan Raymond Williams, Avrupa’ya “ekolojik olarak bilinçli bir sosyalizm” çağrısı yapan ilk isim oldu ve sık sık “ekososyalizm” kavramını ilk kullanan kişi olarak anılır. Fransız filozof ve gazeteci André Gorz, politik ekolojinin iktisadi düşüncenin eleştirisini içermesi gerektiğini savundu ve çalışmanın ekolojik ve insancıl dönüşümü çağrısı yaptı. Amerikalı biyolog Barry Commoner, çevrenin yıkımından nüfus artışının değil kapitalist sistemin ve teknolojisinin sorumlu olduğunu savundu ve bu düşüncesi onu gerçekçi alternatifin “bir tür sosyalizm” olduğu sonucuna götürdü.[7]

1980’lerde James O’Connor etkili dergi Capitalism, Nature and Socialism’i kurdu. Bu dergi onun “kapitalizmin ikinci çelişkisi” fikrinden ilham alıyordu. Bu formülasyonda, ilk çelişki üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki Marksist çelişki idi; ikinci çelişki ise üretim tarzı ile “üretim koşulları,” özellikle çevrenin durumu arasındaydı.

2000’lerde Monthly Review dergisi çevresinde John Bellamy Foster ve diğerleri dahil yeni bir eko-Marksistler kuşağı ortaya çıktı ve bunlar, insan toplumları ile çevre arasındaki Marksist metabolik uçurum konseptini daha ileri taşıdılar. 2001’de, Joel Kovel ve bu yazının yazarı, “Ekososyalist Bir Manifesto” kitabını kaleme aldılar ve bu kitapta yer alan görüşler daha sonra yine aynı yazarlar tarafından Ian Angus ile birlikte 2008 tarihli Belem Ekososyalist Manifestosu’nda daha da geliştirildi. Bu manifesto kırk ülkeden yüzlerce insan tarafından imzalandı ve 2009 Dünya Sosyal Forumu’nda dağıtıldı. O günden bu yana dünya genelinde ekososyalistler için önemli bir referans haline geldi.[8]

 

NOTLAR:

4. “Sahip olmak” ile “var olmak” arasındaki zıtlık 1844 El Yazmalarında sık sık ele alınır. Serbest zamanın sosyalist “Özgürlük Krallığı”nın temeli oluşuna dair bkz. Karl Marx, Das Kapital, Volume III, Marx-Engels-Werke series, vol. 25 (1884; Berlin: Dietz Verlag Berline, 1981), 828.

5. Paul Burkett, Ecological Economics: Toward a Red and Green Political Economy (Chicago, Haymarket Books, 2009), 329.

6. Karl Marx, Das Kapital, Volume 1, Marx-Engels-Werke series, vol. 23 (1867; Berlin: Dietz Verlag Berlin, 1981), 528-530.

7. Örneğin bkz. Manuel Sacristan, Pacifismo, Ecología y Política Alternativa (Barcelona: Icaria, 1987); Raymond Williams, Socialism and Ecology (London: Socialist Environment and Resources Association, 1982); André Gorz, Ecology as Politics (Boston, South End Press, 1979); Barry Commoner, The Closing Circle: Man, Nature, and Technology (New York: Random House, 1971).

8. “An Ecosocialist Manifesto,” 2001, http://environment-ecology.com/political-ecology/436-an-ecosocialist-manifesto.html; “Belem Ecosocialist Declaration,” December 16, 2008, http://climateandcapitalism.com/2008/12/16/belem-ecosocialist-declaration-a-call-for-signatures/