1 Kasım seçimleri Türkiye halkları açısından referandum niteliği taşımaktadır. Bu seçimde seçmen; ülkenin kısa ve orta vade de nasıl bir sistemle yönetileceğine karar verecek. Çoğulcu, katılımcı demokrasi mi, yoksa 'tekçi' zihniyet mi devam edecek?
Yani sorun sadece tek parti ve tek 'adam' yönetiminin gidip gitmemesiyle bağlantılı değil, gerçek anlamda bir sistem değişikliğinin oylanacağı bir seçim niteliği taşımaktadır. Eğer bugün toplumun yarısından fazlası tek parti ve tek 'adam' diktasına, tehdidine, baskısı ve savaş politikalarına maruz kalıyorsa; bu kesinlikle Türk devletinin kuruluşundaki tekçi zihniyetle bağlantılıdır. Eğer Erdoğan ve AKP'nin Türkiye halklarına dönük bunca baskı, tehdit, hakareti ve katliamları kimi kesimlerce alkışlanıyorsa, anti demokratik, tekçi zihniyetten kaynağını almaktadır. Uzun yıllar katliamlara, darbelere, isyanlara sebebiyet veren bu sistemin taşınabilir, tahammül edilebilir tarafı kalmadı.
Öyle bir noktaya geldi ki en devletçi, en milliyetçi kesimler bile yaşananlardan kaygı duymaya başladı. Tüm bunların yine de zihniyet ve sistemin sonuçları gibi görmek çok önemlidir. Çünkü zihniyetin kendisi toplumu ötekileştirmekte ve taraflaştırmaktadır. Hükümet politikaları ise bu durumu hızlandıran faktörlerdir.
Peki sistem değişikliği nasıl ve hangi partiyle mümkün olabilir?
Ancak her partinin bu gidişata dur deme program ve performansa sahip olduğunu düşünmesi de kendini kandırmak olur. HDP dışındaki partilerin çok köklü değişimler geçirmezlerse orta vadede bir AKP olmamalarının garantisi yoktur. Çünkü Türk devletinin tekçi zihniyetinden yeterince nasibini almış partilerdir.
Peki HDP gidişata 'dur' diyebilecek mi?
Bir partinin mevcut gidişata 'dur' diyebilmesi için politikalarının toplumun ihtiyaçlarını karşılaması gerekiyor.
Türkiye toplumunun bu dönemde en çok neye ihtiyacı var? Toplumsal barışa. Yapılan anketler ve bizzat toplumun yansıyan taleplerinin başında toplumsal barış geliyor.
AKP'nin çözüm sürecini kendi iktidarı için araçsallaştırdığı, toplumu oyaladığı, Dolmabahçe mutabakatı da dahil az da olsa atılan bütün adımları yok saydığını 7 Haziran öncesi açıktan söyledi. KCK'nin en son yaptığı ateşkese karşılık operasyonları arttırarak savaş politikalarında ki ısrarını belirttiler. MHP'nin barış diye bir gündemi olmadığını, CHP'nin toplumsal barış hakkında bir-iki kelam dışında bir projesi olmadığını biliyoruz. Geriye HDP kalıyor. HDP hem farklı kimliklerden oluşan yapısıyla hem de programıyla toplumu birleştiren politikalara sahip. Türkiye'de barış için en çok bedel ödeyen parti HDP'dir.
Mevcut kaos ortamından kurtulmanın birinci adımı barışın inşası iken, bunu tamamlayacak demokratikleşme adımlarının da atılması gerekir. Demokrasinin ön koşullu toplumun katılımcılığını arttırmaktır. Tek bir merkezden bunun yapılamadığı net bir biçimde ortaya çıkmıştır. Ancak yerel yönetimlerin yetkileri arttırılırsa, özyönetim kültürü topluma hakim kılınırsa demokratikleşme yerelde somutlaşır. Kendi kendini yöneten, ülkenin geleceği için söz söyleme hakkı olan, ekonomik, sosyal, kültürel politikalar oluşturan bir topluluk hem ülkenin birliği, hem de ülkenin dirliğine gönüllü katılıyor demektir. Ee böyle bir toplumun bölme ve bölünme gibi bir derdi olamaz. İsviçre buna en iyi örnektir. HDP programı yerel yönetimler konusunda oldukça net politikalara sahip. Özyönetimlerle inşa edilen bir toplumda anadil sorunu, kimlik sorunları, inanç sorunları, ekonomik sorunları gibi sorunlar önemli oranda çözülmüş olacaktır.
Böylesi değişimlerin kalıcı olabilmesi, uzun vadede tekçiliğe ve anti demokratik yapılara dönüşmesinin engellenmesi ise kadın özgürlüğü ile mümkün olacaktır. Demokratik kültürün gelişmesini de esas olarak kadının toplumsal statüsü belirleyecektir. HDP'nin eşbaşkanlı sistemi ve kadın politikaları kilometre taşı niteliğinde atılmış adımlardır.
Yine ekonomik eşitlik, ekolojik denge, çocuk hakları, gençliğin sorunları gibi birçok sorun demokratik bir zihniyetle çözülebilecektir.
Bu üç temel nokta Türkiye'nin en önemli sorunu olan demokrasi ve barış kültürünün gelişmesi için vazgeçilmezdir. Bunları HDP zaten uyguluyor. Bu uygulamalarının Türkiyelileşmesi gerekiyor. Dolayısıyla "İnadına HDP" demek için çok sebep var.