2000’li yıllardan sonra Kürtçe roman (Latin alfabesiyle Kurmancî yayımlanan eserler) gerek nicelik gerekse nitelik olarak gözle görülür bir değişim yaşadı. Bunun yanında yeni yayınevleri pazarlarını oluşturabildi. Bu pazarlar sadece okurlara yaramadı, aynı zamanda genç ve yeni yazarların doğmasına da zemin sundu. Ancak son 3-4 yılda Kürt romancılığı ve pazarında belirgin bir azalma olduğu görülüyor.  PolitikArt olarak Kürt roman yazarları ve araştırmacılarına bu azalışın nedenlerini sorduk.

 

İbrahim BULAK

 

Belediyeler iyi hizmet sağlıyordu

 

Fergin Melik Aykoç: Kürt romancılığının azalması siyasetle bağlantılıdır. Faşizm dalgası arttı, her yerde önü alındı, yayınevleri artık Kürt romanlarını ya da Kürtçe neşirleri yayınlayamıyor. Bu yönüyle örneğin belediyeler iyi hizmet sağlıyordu. O zamanlar belediyeler DBP’nin elindeydi, Kürtçe kitap pazarı genişliyordu. Şimdi önü alındı. Sadece belediyelere el koymakla kalmadılar, mesela Welat gazetesinin yayınevinden çıkarılmasına dahi izin vermediler. Zaten Kürt romanı bu anlamda sönüktü, dağıtılmıyordu ve her kentte de bulunmuyordu. Biri Kürt romanı satın almak istediğinde İstanbul’a veya Amed’e gitmesi gerekiyordu. Şimdi de kurumsallaşan faşizm engelliyor. Ben bizzat birçok yayıneviyle konuştuğumda; kitap basımını hem ekonomik olarak hem de faşizmin baskısından dolayısıyla cesaret edemediklerini söylüyorlardı. Polisler Kürtçe bandrollü eserleri dahi bahane edebiliyor ve insanları tutuklayabiliyor.

Yayınevleri para kazanamadığı zaman kitap yayınlayamıyor. Yayın çok pahalıdır. Bu nedenle Kürtçe roman sayısı azaldı. Zaten biz diğer pazarlara giremiyoruz; burada da zorluklar var. İstanbul’da, Amed’de bir kitap yayınlandığında, bunları Rojava’ya geçirilmesi çok zor oluyor. Güney Kürdistan’a ise ilişkilerin varsa geçirebiliyorsun.

 

Okullar için artık eserin Kürtçe olması yetmiyor

   

Dawid Yeşilmen: Kürtçe romanın 2000’li yıllardan sonra geliştiği fikrine katılıyorum. Elbette başlıca sebebi; Kürt siyasi hareketini gelişmesi ve ülke edebiyatına dönüşle alakalı. Aynı zamanda toplumda Kürtçe’nin normalleşmesi, enstitülerin ve dil eğitim kurumlarının gelişmesi, yayınevlerinin, kitapevlerinin, dergi ve ülkede okuma gruplarının çoğalması bu gelişmeyi katladı. Ancak ne yazık ki 2015 yılında savaşın başlaması edebiyat üzerinde -özellikle roman- olumsuz etki yarattı. 2014’lerde iyi bir sayıya (o yıl 52 roman baskı yaptı) ulaşmıştı, yeniden yıllar geçtikçe azalıyor. 2015’te 46, 2016’da 34, 2017’de 25 roman yayımlanmıştı. 2018 yılında şu ana kadar ise sanırım 10-12 roman yayımlandı. (Bu sayıya İstanbul ve İzmir’de yayımlanan romanlar da dahil)

Bunun nedenleri nedir? Üç sebep aklıma geliyor. Birincisi, bugün Türkiye ekonomisinin durumu çok kötü. Bu özellikle kağıt üzerinde etki yaratıyor; çünkü basımının zorlaştırıyor. İkincisi; politik nedenlidir. Yasaklar, onlarca kurum, gazete, Kürtçe televizyonların kapatılması, sert savaş, aydınların tutuklanması, öğretmenlerin işlerinden atılması, 90’lı yılları andıran bir korku, bir travma yarattı toplumda. Bu, yazıya da yansıdı. Ayrıca elimdeki analizlere göre kitap alım oranı da oldukça düştü.

Diğer bir sebep ise; yukarıda saydığım ekonomik ve siyasi sebepler olmasaydı da sayı düşerdi bence. Zira okur da artık kaliteli eserler arıyor ve edebi içerikten uzak eserleri okumuyor. Bu, ister istemez yazar sayısını azaltacaktır. Çünkü okurlar için eserin Kürtçe olması yetmiyor artık. Edebi düzeyi de çok önemli. Artık iyi eserlerin nasıl olduğunu bilen bir edebiyat okur grubu var. Bu nedenle somut bir gerçeklik var ki, okur sayısı düşmüş olsa bile edebi düzey düşmemiştir. Hatta düzeyin yükseldiğini belirtebilirim. Bugün değerli romanlar elimize geçiyor. Artık tatillerde Kürtçe roman da okuyabiliriz. Eğer bugün bir Şener Özmen’imiz varsa Avrupalı ya da Türk yazarlara hiç ihtiyacımız yoktur.

Avrupa’da henüz pazar yok

Diasporada Kürt edebiyatı veya romanından bahsettiğimiz zaman enteresan bir durum göze çarpıyor. ’70’li yılların sonundan bugüne değin Avrupa’da Kürt edebiyatı var ama hep ülkeden gelen yazarlar yazıyor. Yeni bir nesil çıkmıyor. Bugüne kadar Avrupa’da doğup da Kürtçe yazan bir yazar tanımadım. Ayrıca temalar yönüyle çok tutucu ve statikler. Ülkedekiler öyle değil. Konular itibariyle özgür ve zenginler. Hangi konuyu istersen, her türden eser bulabilirsin. Çünkü hem dilin kaynağı orasıdır hem de toplum oradadır. Direniş de hakeza oradadır. Burada gördüğüm kadarıyla çok az sayıda Kürt yazar, yaşadığı ülkenin edebiyatından yararlanıyor. Edebi düzeyleri de çok düşüktür ve aralarında kavga ederek debeleşiyorlar. Ama ülkede yeni nesiller çıkıyor. İlişkileri daha iyidir. 30 yaş altı birçok değerli yazar var ve gerçekten bana umut veriyorlar. Dergiler çıkarıyor, konular belirliyor ve edebi aktiviteler düzenliyorlar. Avrupa’da düzenli bir pazar zaten yok. Eğer yazarları tanırsan, onlara ulaşman veya eserlerini alman için bazı panel veya festivalleri beklemen gerekiyor. Ama ülkede bu sorun çözülmüş durumda. Birçok kitapçıdan ya da online satın alabiliyorsun. Bu nedenle Avrupa’daki birçok yazar eserlerini ülkede yayımlamaya çalışıyor.

Her ne kadar ülkede yayımlanan eserleri Avrupa’da çıkanlara nazaran üstün görsem de aralarında katı sınırlar yok ve Bextiyar Elî ve Helîm Yûsiv gibi başarılı örnekler de Avrupa’da çıkıyor. Öte yandan yazarlardan para alıp eserlerini yayımlayan bazı yayınevleri, bir süre sonra eserin satılmama riskinden kaynaklı yayının kalitesini düşürüyor. Bu hem ahlaki hem de estetik sorunlar ortaya çıkarıyor. Yine de umudum her zaman ülkedir.


Kürtçe kitaplar artık çöp kutularında çıkıyor

   

Yıldız Çakar: Kuzey Kürdistan’da 40 yıl önce Kürtçe roman sayısı azdı. ’70-’80’li yıllarda tek tüktü, ’80-90’lı yıllar arası sayının arttığını, ’90-2000’li yıllarda ise adeta parladığını görüyoruz. Bu sürece baktığımızda azalmanın nedenlerini soruyoruz. Elbette kültür sanatla ilgili her şey siyaset ilişkisiyle alakalı. Çünkü Özgürlük Hareketi son 40 yıldır Kuzey’de bir atılım gerçekleştirdi. Bu atılım siyasete etkide bulunduğu kadar edebiyat, sanat, müzik vs. alanlar üzerinde de etki yarattı. Onlarca roman yazıldı, film, tiyatro, müzik yapıldı. Ancak şunu diyebiliriz; daha önce Kürt kitapevlerinde sadece birkaç kitap bulunuyordu, şimdi ise Türkiye ve Kürdistan’da yayınevlerine gittiğinizde epey kitap bulabiliyorsunuz.

Son 3-4 yılda şehirlerde yaşanan savaş Kürt edebiyatını oldukça etkiledi. Çünkü Türkiye’de sistem hem kendi içini hem de kalitesini değiştirdi. Son 15 yılda yaşanan parlayış birden durdu. Yayınevleri daha önce 10-15 kitap basarken, şimdi 1-2 kitap ya çıkıyor ya çıkmıyor. Bunun bir nedeni de Kürdistan’da görevli ve memurların işlerinden atılmalarıdır. Kürt yazarlarının çoğu memurdu aynı zamanda. Polisler o insanların evine baskın yapıp, Kürtçe kitaplar bulduğunda suç delili olarak gösteriyordu. Çok trajikti; artık Kürtçe kitaplar çöp kutularında çıkıyordu. Artık o aşamaya geldi ki, yayınevleri de ekonomik olarak çarkını döndüremez hale geldi. Birçok kişinin kitap yazdığını, ancak yayınevlerinin ekonomik nedenlerle basamadığına inanıyorum. Ateş içerisinde kimse yazamaz ya da yazıyı sanat alanına çıkaramaz. Belki de süreç gerekir. Buna 2. Dünya Savaşı’nın Almanyası’nı örnek gösterebilirim; 30-40 yıl kadar her şey duruyor. 30-40 yıl sonra Alman edebiyatı birden parlama dönemine giriyor. Bizim için de bazı şeyler iyiye doğru giderse, edebiyatımız da 90’lı yıllardan daha iyi olabilir belki.

 
 

Kürt örgütlerinin desteği gerekiyor

   

Abdulkadîr Ulumaskan: Bana göre Kürtçe roman hala gelişme sürecindedir. Son yıllarda birçok roman yazıldı, biraz da Kürtçe roman pazarı oluştu. Bu gelişmenin de ülkedeki koşullara bağlı olarak sağlandığına inanıyorum. Ülkede koşullar vardı, belediyelerin imkanları vardı ve katı yasakçılık ortadan kalkmıştı. Bu nedenle yazarların tavrı da gelişti. Bugüne kadar yazarlar yazdığı romanları kendileri çevrelerine, arkadaşlarına dağıttı. Birçok yazar kendi ekonomik imkanlarıyla hatta üzerine para verip romanını bastırmaya muhtaç kaldı. Bu nedenle ülkede yaşanan süreç, Kürtçe üzerindeki baskılar halk üzerinde de, okurlar üzerinde de etki yarattı. Okurlar da artık azaldı. Yani Kürtçe okurları yeni yeni gelişiyorken, halkı ezme süreci gelişti. Artık bir Kürtçe roman bile bir suç aleti olarak görüldü. Ülkede basım işi de, okurlar da azaldı. Şu anda Avrupa’da olan Kürt yazarlar da önceden ülkedeydi. Yazarlar eserlerini ülkede dağıtılmak üzere hazırlıyordu. Yıllarca bir esere emek ver, yıllarca yaz ama romanını finanse edecek okur olmadığında duyguda kırılma olur. Her yazarın da yayınevine para verecek, eserini bastıracak, dağıtımını yapacak imkanı yoktur.

Elbette matbaa azlığı, teknoloji ve dijital de sebeplerden bazıları. Ancak o kadar da etkili değil. Teknoloji Avrupa’da gelişkin ama romanın yeri, okumanın yeri, kitabın tadı bambaşkadır. Bizde okuma kültürü zaten yok, bu son yıllarda biraz gelişti. Bu irade, istemin hala olduğuna ama durağanlaştığına inanıyorum.

Burada önemli bir nokta da Kürt örgütlerinin desteğidir. Hangi siyasi düşünceyi temsil ederse etsin, her Kürt örgütünün bir Kürtçe roman çıktığı zaman destek olması gerekir. Bu kültür de bizde yok. Herkes kendi çevresini öne çıkarıyor ve onların eserlerini basıyor. Bazı yayınevlerinde kimi kriterler mevcut; “falan kişinin, bilmem hangi bölgenin ya da hangi siyasi anlayışın eserlerini basmayız” diyorlar. Onların siyasetini temsil etmezsen bir şaheser de olsa yayınlamıyorlar. Neden? Çünkü onlar gibi düşünmüyorsun.