
Yüz yıldır devletlerarası sistem Kürtlere en büyük acıları yaşattı. Bunun nedeni Sykes-Picot antlaşmasıdır. Ancak Devletlerarası Sömürge Kürdistan’ın bugünkü statüsü San Remo Konferansında imzalanan antlaşma ile belirlenmeye başlamıştır. San Remo Konferansı çok fazla dillendirilmese de, önemli bir konferanstır. Çünkü emperyalistler arasında Ortadoğu’nun paylaşımı burada planlandı.
Sevr, 10 Ağustos 1920’de imzalandığı zaman bağımsız bir Ermenistan ve özerk bir Kürdistan ile küçülmüş bir Türkiye öngörüyordu. Kürtler kendi topraklarının da küçüleceğini düşünerek, Hıristiyanlara karşı Müslümanların yanında yer almanın halifeliğe bağlılığın bir gereği olarak düşünüyordu.
Sevr Antlaşması, sömürge imparatorluğu Osmanlı’nın toprakları üzerinde, bir Kürdistan ile Ermenistan devletinin kurulmasını karara bağlamaktaydı. Esasta Sevr bir emperyalist oyundur. Bu tür emperyalist oyunlarının sonuçlarını, 80 yıl sonra Irak’ta gördük zaten.
Sevr’in bir oyun olduğunu 1919’dan 1921’e kadar süren Paris Konferansı’ndan biliyoruz. 1921 Ocak ayında İngilizlerle Fransızların birçok konuda anlaştıklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu konferansa 32 ülke katılmıştır.
Önemli bir konferans ise 21 Şubat ile 14 Mart 1921’e kadar sürecek olan Londra Konferansı’dır. Bu konferansta Kürtlere Sevr’de tanınan sözde hakların tümünden vazgeçiliyor. Antlaşmayı gözden geçirmek üzere Londra Konferansı toplandığında itilaf devletleri statüko ile çakışan bir anlayışla antlaşmada Kürdistan konusunda değişiklik yapmaya hazır olduklarını alelacele ilan ettiler. Barış antlaşmalarının ünlü araştırmacısı Temperley’yi erken bir tarihte Sevr Antlaşması’nın Kürtlerle ilgili maddelerinin ciddiliğinden kuşku duymasına sebepte buydu.
Sevr Antlaşması, William Eagleton’un sözleriyle “daha imzalandığı anda ölü doğmuş bir metinden başka bir şey değildi…”
Kürdistan’ın statüsüne daha doğrusu statüsüzlüğüne son noktayı koyacak olan ise Londra’dan sonra 24 Aralık 1921’de yapılan Kahire Konferansı’dır. Kahire Konferansı ile Kürdistan Meselesi rafa kaldırılacak ancak bölgede kullanılması için her zaman bir sopa olarak küçük bir Kürdistan’ın kendilerinin denetiminde kurulmasının da kararını gizlice alacaklardır. Kürtlerin tam yüz yıl sürecek olan statüsüzlüğü bu konferansta alınan kararların altına atılan imzalardır.
Lozan’da bir şekilde Türk devletine verilen sözler ile Kürtler yok sayılmış bunun karşılığında ise Musul ve Kerkük yani Musul Eyaleti alınmıştır. Nitekim bu pazarlık 5 Haziran 1926 günü Ankara’da Türkiye ile İngiltere arasında yapılan antlaşmayla mühürlenmiştir.
Özcesi, Musul’u emperyalist devletler almış bunun karşılığında ise Kuzey Kürtlerini, hatta tüm Kürtleri satarak hem kıyımlarına yol açmışlardır hem de yüz yıllık yok saymalarına yol açmışlardır.
Bu durumu en iyi belgeleyen cümleler zamanının İngiliz Trabzon konsolosunun Ankara’da bulunan kendi büyükelçilerine çektiği telgraf bu pazarlığı çok açık bir şekilde ifade ediyor: “Artık söylenen şu: Türkiye’de Kürt Sorunu, bitmiştir.”
Zamanında Musul’u alarak Kürtleri Türkiye cumhuriyetine pazarlayanlar benzer bir durumu acaba yeniden mi gündeme koyuyorlar?
Bugün AKP ve Erdoğan faşizmi inanılmaz ölçüde bir yönelimle saldırırken, devletlerarası güçlerden tek bir ses çıkmamaktadır. Hatta tam tersi durumun doğru olduğunu söylemek daha yerindedir. Yine zamanında Lozan ile var olan bir cumhuriyetin şimdiki cumhurbaşkanı Lozan’ın kendi içlerine sinmediğini söylemekte, Selanik’in alınmasını dillendirmekte, sınırların kendilerini daralttığını ifade etmekte.
Tam bir diktatör olarak ortaya çıkan ve Türkiye’de bir rejim değişikliğini gerçekleştiren cumhurbaşkanı sadece sözler ile sınırlı kalmıyor. Örneğin Cerablus’a girmiş ve Bab’a doğru ineceklerini, Minbic’e gireceklerini ifade ederken, Musul’da da olacaklarını, hatta bu durumu güçlü hissettirmek için Kerkük’e ve Şengal’e DAİŞ güçlerini saldırtmaktadır.
Sözü uzatmadan belirtelim ki; devletlerarası güçlere aynen yüz yıl önceki gibi Musul tehdidini kullanarak yeniden Kürt kıyımını yapabilmenin yeşil ışığını alabileceklerinin planını yaptığı giderek daha iyi görülmektedir.
Dün olup bitenden ders çıkarmak istiyorsak, dün olup biteni yeniden yaşamak istemiyorsak, bir an önce hem birleşmesini bilmeli Kürtler, hem de devletlerarası siyasetin tuzaklarla dolu yaklaşımlarını görerek, şimdiden tedbirler geliştirmelidir. Ve tabii yüz yıl önce faşizm Kürdistan’ı ve kentlerini tek tek avlamasına izin vermeyerek, birleşerek topyekün direnişe geçmelidir ki, yüz yıl önce ortaya çıkan tablo ortaya çıkmasın, hatta tam tersine Kürtler yüz yıllık bir inkar ardından bu kez ödedikleri onca bedelin karşılığı olarak, statülerinin tanınmasıyla bu süreci özgürlükle taçlandırabilsinler.
Musul’da eğer Kürtler dikkat etmezlerse büyük tehlikelerle karşı karşıya kalabilecekleri tespiti doğru olsa da, birleşme ve bir olma durumunda bu kez Musul etrafında yüz yıllık yok sayma proje ve planını yırtacakları da bir o kadar daha büyük ihtimal dahilindedir.
Erdoğan’ın bu kadar pervasızca hırlamasına bir de bu pencereden bakmak yararlı olabilir.