
24’ü 25 Nisan’a bağlayan gece Erdoğan-Bahçeli ikilisi Şengal ve Rojava’yı onlarca uçakla tonlarca patlayıcı yüklü bombalarla vurdu. Dahası aylardır Rojava’yı boydan boya, yine Güney’in dağlarıyla Kuzey’in birçok dağını ve yerleşim yerini düzenli olarak taciz etmekte, vurmakta, kaçırtmaktadır. Yine bunlar da yetmezmiş gibi en son mültecilerin yerleştiği kampları bir yandan Erdoğan ve Bahçeli ikilisi hedeflerken, diğer yandan ise DAİŞ diğer mülteci kamplarını hedeflemektedir.
Sömürgeciler ve onlarla aynı paralelde ve zihniyetle çalışan insanlık karşıtı ve düşmanı yapıların bu tür insanlık karşıtı eylemler içerisinde olabilecekleri her zaman söylendi. Bu bağlamda faşizmin özü itibariyle irrasyonalizm yani akıl dışılık olduğu ise sıklıkla hep ifade edildi.
Akıl dışı hareket edenlerin ne yapacaklarını kestirmek genelde çok zordur. Bu akıl dışı yani faşizan yapılara en iyi iki örnek Hitler ve Mussolini’dir. Bu kişiliklerin Avrupa’yı ne hale getirdikleri tümden bilindiği için genişçe açmaya gerek yoktur. Ancak bu kişilikler gibi çılgın, akıl dışı kişilikler Ortadoğu’da da çokça görülmüştür. Bunlara iyi bir örnek Saddam olmuştur. Şimdi ise bu çizgiye en yakın duran iki kişi Erdoğan ve Bahçeli’dir. Bu kişiliklerin tekçi, anti Kürt, milliyetçi ve mezhepçilik temelinde siyaset yaptıkları, zihniyet yapılarının ise böyle örüldüğünü ise herkes bilmektedir.
Durum böyle olduğuna göre bu coğrafyada yaşayan insanların özelde de Kürt ve Kürdistanlıların alması gerekli tedbirlerin yanı sıra, böyle akıl tutulması temelinde hareket eden faşizan sömürgecilere karşı da bir duruş sahibi olmaları gerektiği açıktır.
Evet, bilelim ki 24 Nisan 2017 ile birlikte Erdoğan ve Bahçeli yeni bir pozisyona geçtiklerini ilan etmişlerdir. Ve bu saldırı pozisyonlarını ise: “Bir gece ansızın gelebiliriz” diye de formüle etmişlerdir.
Kürdistan’ın özgül koşullarını dikkate alarak sıklıkla; Kürdistan’da yaşayan insanların kendi öz savunmalarını almaları temelinde bir yaşam düzeneğini oluşturmaları hep dile getirildi. Her türlü saldırıya karşı kendilerini örgütleyerek direniş gösterebilmeye de Savaşan Halk Gerçekliği denildi. Lakin söylenmeye, söylense de sanki Savaşan Halk Gerçekliği sadece bir söz olarak ele alındı. Ve en fazla da sanki Rojava için geçerliymiş gibi bir durum ortaya çıktı. Rojava’da bile bu gerçeklik ne kadar anlaşıldı, o da ayrı bir yazının konusu olabilir.
Bir kere peşinen belirtelim ki artık Kürdistan’ı birçok uluslararası güç, kendi operasyonel eylemliklerinin merkezi haline getirmeye çalışmaktadır. Daha önceleri hep bir şekilde birileri birilerini Kürtlere karşı yönlendirmek için Vekalet Savaşlarını- Proxy Ware örgütlemeye çalıştığını da dile getirmiştik. Kürdistan’da gerçek manada bir Vekalet Savaşı verilmişti. İsmi DAİŞ olsa bile arkasında Erdoğan ve tüm ırkçı faşizan zihniyetli yapıların olduğu bugün dünyanın tümü biliyor. Savaş esasta AKP’nindir ama pratikte görünen ise bir zaman öncesine kadar DAİŞ’ti. Şimdi ise istenilen pratikleşmeyince Erdoğan ve Bahçeli bizatihi sahaya inmişlerdir. Hatırlayanlar bilir DAİŞ için boşuna AKP’liler, “özgürlük savaşı veriyor bu gençler” dememişlerdi. Bir zamanlarının “iyi çocukları” daha sonra bu “özgürlük savaşçıları” olmuşlardı, şimdi ise bizatihi kendileri devreye girmişlerdir.
Dile getirilen gerçekler sadece bir şeyi ifade ediyor, o da; Kürdistan’ın neresinde bulunursak bulunalım her bir Kürt ferdinin hatta demokrat ve sosyalist kişi ve kurumun tedbir geliştirmesi gerektiğidir. Tehlike şah damarı kadar yakın iken, sanki bir şey yokmuş gibi yaklaşmak ve hatta yaşamak tek bir kelimeyle; gaflettir. Tehlikenin şah damarı kadar yakın olduğunu en son gerçekleştirilen saldırılarda daha iyi görüyoruz. Şimdi gerçekler böyle ise, o zaman bu duruma karşı yapmamız gerekli olan husus önce kendimizi koruyabilecek, savunabilecek bir pozisyona kendimizi getirmemizdir. Buna biz hep öz savunma dedik, buna her bir birey de dahil, kendini savunabilecek pozisyona getirmesi demek, kendi yaşamını garantiye almak demektir.
Bunca faşizan saldırılara karşı sıradan bir savunma refleksi yaşamı savunabilir mi? Koruyabilir mi? Garantiye alabilir mi? Sıradan bir savunmayı geçecek olan öz savunma için Kürt halk önderliği Savaşan Halk Gerçekliği kavramını kullanmıştır. Savaşan Halk Gerçekliği özü itibariyle, tüm saldırıları gözeten, bu gözetme temelinde de yaşayan, yaşamını ona göre örgütleyen bir savunma mekanizması oluyor.
Madem görmüşüz ve artık bilince çıkarmışız o zaman her yerde, her zaman ve her şart altında-hatta şartlar ne olursa olsun- kendi yaşamımızın garantisini kendi elimizle almalıyız. Buna göre de yaşayacağız. Yaşarken de tüm savunma tedbirlerimizi en üst düzeye çıkartacağız.
Kürdistan’da özgürce yaşanmak isteniyorsa o zaman kesinlikle –mekan ve zaman şartları ne olursa olsun,- mutlaka Savaşan Halk Gerçekliği temelinde hem halkımızı yaşatmalı, hem de kendimizi onurlu bir yaşam için daha güçlü bir şekilde örgütlemeliyiz ki, faşist saldırılara karşı kendimizi koruyabilelim ve büyük bedellerle kazanılan ve ortaya çıkarılan değerleri savunabilelim...