Neden sevilmediğinizi hiç sordunuz mu?
Deniz GÜL
Sevilmiş olmak, saygı görmek ve bu dünyamızdaki diğer topluluklar gibi normal standartlardan görünür olmak, kolay değil. Hiçbir şey bu anlamda nedensiz değildir elbette. Bir de son dönemde yaşananlara insan baktığında, değerlendirdiğinde kızmamak için hiçbir neden yok işin doğrusu. Bugünümüzü etkileyen kimi tarihi olaylar, insanlar üzerinde derin izler ve acılar bırakmıştır. İnsan aklı ve duygusu bu anlamda kolay kolay unutmamaktadır. Devletli uygarlık son beş bin yılda birçok savaşlar yaptı. İşin doğrusu biz halklar bu konuda her şeye evet demedik ve onaylamadık. Ama şunu da kabul edelim ki, çoğu zaman devletler tarafından kandırıldık, yine fanatik dini inançlarla birçok yerler işgal edilmek istendiğinde de buna alet de olduk. Son yüz yılımızda ise ulus-devlet düşüncelerine inandık (inandırıldık) ve Avrupa’yı felakete sürükledik. Bugün geçmiş tarihimize baktığımızda neyin yanlış ve neyin doğru olduğunu daha iyi anlamaktayız. Gelin şu soruyu kendimize rahat soralım; hangi savaşta halklar olarak biz kazandık? Kazananlar belli; krallar, hanedanlar ve kimi aileler dışında kim oldu? Madem biz halklar hiçbir savaş da kazanmamışız neden o zaman savaşlar söz konusu olduğunda her zaman sessiz kalıyoruz. Savaşlarda kimi topluluklar daha fazla olumsuz etkilendi. Bunlardan biri de Alman halkı, kendi geçmişiyle bir türlü yüzleşmeyerek, her acıda zorlanıyor. Bir ara Willy Brandt, İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudilere dönük olan katliamlara ilişkin özür diledi ve devamı gelecek diye bir hayli insanları umutlandırdı, ama devamı olmadı. Alman kamuoyu şunu iyi bilmeli ki, Willy Brandt’ın özrü yeterli değildir. Çünkü; I. Dünya Savaşı vesilesiyle Alman imparatoru II. Wilhelm, savaş ilanı dolayısıyla Alman ordusuna yaptığı konuşmada, "Unutmayınız ki Alman ırkı, Tanrı’nın seçkin ırkıdır. Alman ırkının imparatoru olmam onuruna, Tanrı’nın ruhu benim üzerime inmiştir. Ben Tanrı’nın kılıcıyım. Bana inanmayanların vay haline!" dediğinde karşı çıkanlar ne kadar oldu. Bunun üzerine kaç milyon insanın kanı döküldü. Daha da önemlisi II. Dünya Savaşı insanlığın hafızalarında ve yüreğinde büyük yaralar açmıştı. Hitler faşizmi kendine birçok kesimi düşman ilan ettiğinde sesini çıkaran kaç Alman vardı? İlkin solcularla başladı. Daha sonra işte bildiğimiz kesimler Yahudiler, Romanlar ve en son da Rusları düşman ilan etti. Hitler’in yaptığına insan bakarsa, O’na göre düşünceleri yanlış değildi. Benden değilsen o zaman bana karşısın ve düşmanımsın dedi. Fakat Almanya’da yaşananlar neydi büyük bir sessizlik. Ses çıkarmamak onaylamak değil midir? İkinci Dünya Savaşı bittiğinde bildiğimiz mahkemelerde birçok Alman, şunu demiş; “biz böyle olduğunu bilmiyorduk. Ya gözlerimizin önünde Yahudileri götürdüklerinde onların öldürüleceklerini bilmiyorduk.” Peki, Almanya’nın değerli solcu liderleri ve kadroları öldürüldüklerinde veya hapse atıldığında ciddi bir karşı koyuş oldu mu? Hayır. Ama onlar Almanya’nın değerli evlatlarıydılar. Bu tarihi süreçleri tekrardan niye hatırlatıyoruz. Çünkü sizin devlet, bundan 180 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu çökmek üzereyken yardıma koştu, tekrardan silahlandırdı, akıl verdi ve orduya yeni düzen vererek Kürtlerin üzerine sürdü. İttihat-Terakki zihniyeti bizzat Alman oryantalistleri tarafından örgütlendirildi. Bu oluşumun Almancı diye bilinen lideri Talat Paşa, Kara defterinde şöyle yazıyor; “800 bin Ermeni’yi yurtlarından aldık ve başka yerlere göçe zorladık. Onlardan sadece 200 bini daha sonradan kurtuldu.” Talat Paşa’yı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kim yine kurtardı diye merak eden birileri varsa, o yine dönemin Alman İmparatorluğu’dur. 1 Kasım 1918’de Talat Paşa, Enver ile Cemal paşalar gibi önde gelen cemiyet liderleriyle birlikte bir Alman torpido gemisiyle Karadeniz üzerinden Sivastopol’e geçerek oradan Berlin’e gitti. Tarihte bunlar yaşanmışken, ne yazık ki günümüzde yine aynı şeyler tekrar ediyor. Türkiye faşizan bir dönemi yaşıyorken yine yardıma Alman devleti koşuyor. Mali konularda bankaları kredi veriyor. Askeri konularda yeni anlaşmalara gidiliyor. Kayıtsız şartsız bir destek var. Peki, Alman Leopardları, Efrîn savaşında şu an yer almış durumda. Alman kamuoyu şunu diyebilir mi; “Biz bu savaşın bir tarafı değiliz" diye. Bazı sol çevrelerin dışında hiçbir Alman insanın tepkisini görmedik. Sizin vergilerinizle Angela Merkel mali anlamda bugün Ortadoğu’nun en büyük diktatörünü destekliyor. Tepki göstermediğinize göre demek ki sizde onaylamış olmuyor musunuz? Ben bir kişi olarak Almanya’da büyüdüm ve her zaman Hıristiyan kültürünün etik değerlerine saygım sonsuzdu. İnsancıl ve hümanist yanı benim üzerimde derin etkiler bıraktı. Fakat uzun yıllar aradan sonra şunu anladım; Avrupalıların dini etik değerleri sadece kendilerineymiş gerisi devlet baba ister yanlış yapsın ister doğru yapsın ses çıkarmayalım oluyor. Alman halkının mutlu olmadığını kendileri sürekli şikâyet ederlermiş. Acaba manevi değerlerin azalmış olmasından kaynaklanmasın mı? Bence her şeyi maddi değerlerde arayan toplumların bir an önce geçmişleriyle yeniden yüzleşmeleri gerekecek. Yoksa yanlışta ısrar, kendilerinin felaketini getirebilir. Nerden anlaşılıyor diye sorarsanız DAİŞ’e her konuda yardım eden Erdoğan Türkiyesi, ilerde Avrupa’nın siyasetini belirleyen duruma gelirse hiçte şaşmam. O zaman siz şunu derseniz; ‘Biz bilmiyorduk, bir görmedik!” Orasını artık ben bilmem…