Soma ve Şırnak’a dönersek; Soma katliamını yeni katliamlar, iş cinayetleri takip ediyor. Şırnak’ta son 10 günde iki maden kazası ve iş cinayetleri yaşandı. Evveli gün yaşanan göçük, üç iş cinayetiyle bitti. Soma halen gündemde, ancak Şırnak üçüncü sayfa haberi olmaktan öteye geçemedi.
Geçen hafta Soma’daydım. Madenci katliamının arkasından, ailelerin bu katliamın hesabını sormalarını sağlamak için hukuki yönden bilgilendirilmelerini amaçlayan, ÇHD’nin başını çektiği çalışmanın parçası olarak. Bu amaçla pek çok aileyi evlerinde ziyaret ettik, görüşmeler yaptık. Hem insani paylaşımlarımız oldu hem de hukuki bilgi aktarımlarımız.
Oldukça yoksul, çok çocuklu, mesleksiz, geleneksel gericiliğin baskısı altındaki genç kadınlardan, çocuklardan, annelerden, babalardan, kardeşlerden oluşan aileler madendeki facianın bağıra bağıra geldiğini anlatıyorlar. Sorumluların cezalandırılmasını istiyorlar.
Aynı aileler, yaptığı yardımlar nedeniyle Kızılay’a müteşekkir. Kaymakamlık derhal, devlet adına nakdi yardımda bulunmuş. Ardından kaymakamlık görevlileri ev ev dolaşıp geride kalanlara maaş bağlanması işlemlerini evlerinde tamamlamış, il sağlık müdürlüğü ekipleri sağlık ve sair ihtiyaçları için evlere değişik kereler ziyaretlerde bulunmuşlar.
Bazı Alevi köylerinde yaşayanların hizmetlerde aksama olduğuna dair yakınmaları olsa da genelin ifadesi yukarıdaki gibi.
Size de inanılmaz gelmiştir, Devletin bu göz yaşartan seferberliğinden etkilenmişsinizdir eminim. Devlet yardımı adı altında yapılan her türlü parasal yardım ki buna öğrenci bursları da dahil, ailelerin işverenden alacakları tazminattan kesileceğini, yani devletin, işçinin parasıyla ağalık yaptığını bilmeyen halk da etkilenmiş. Hatta zaten AKP seçmeni olan büyük kesim "hükümet koşulları bilseydi bu kaza olmazdı" bile diyorlar. Kazanın sorumluluğunu "ermeni/ gavur tohumu ustabaşı"na indirgeyen bile oldu. Alevilerin yoğunluklu olduğu bölgelerde farklılıklar olsa da devleti, sistemi sorgulayanına rastlamak zor.
Sistemi, devletin iş güvenliği yasalarını ve uygulamalarını sorgulamak gerektiğini savunanlar hakkında ise polis ve avukat olduğunu söyleyen kişiler tarafından, "onlar devlet düşmanı, itibar etmeyin, evinize sokmayın" şeklinde propaganda yapılıyormuş. Bir kesim, çabalar sonucunda sistemin sorgulanması gerektiğine ikna olmuş aslında, ancak devletin şefkatinden mahrum kalmaktan korkuyorlar ve bu onları çekinik kılıyor.
Neden Şırnak değil de Soma sorusunun cevapları buralarda yatıyor aslında. Ancak iş kazası, iş güveliği ve benzeri konularda iktidar yer yer bölge ayrımcılığı yapsa da, esas olarak sermaye ve emek kesimi ayrımından, sermaye taraftarlığından, sermayenin çıkarına hizmetinden, işçinin hayatını hiçe saymasından, insanları yörüngesinde tutma çabasından söz edilebilir esasında. Nitekim dün televizyonlara yansıyan, Enerji Bakanı’nın açıklamalarında Soma için de aynı bakışı görebilirsiniz. Bakan açıklamalarında, Soma'da madene inmek istemeyen işçileri teşvik ediyordu, hatta tarih bile veriyordu "Ramazanın ilk iftarını işçilerle madende açalım" diyerek. Belli ki orada da madenin kapalı kalmasından işverenin uğradığı zararın büyümemesi için, iş güvenliği önlemleri alındı mı alınmadı mı bakılmaksızın maden açılmaya çalışılıyor. Ne de olsa gelecek ölümler de mukadderattan, fıtrattan olacak.
Hükümet devlet olanaklarını da kullanarak Soma ve çevresinde etkisini korumayı hedefliyor. Ölenlerin yakınlarını şefkati ile baskılayarak sistemin sorgulanmasının önünü tıkıyor.
Oysa, bunu Şırnak’ta yapamayacağını, yakın örneğini Roboskî’de gördüğü üzere Kürtleri parayla ya da vaatle kandıramayacağını biliyor. Öyleyse niye uğraşsın, değil mi?
Neden Şırnak değil de Soma?
Lice, Şırnak ve Soma desem de olurdu aslında. Bu günlerde yaşamı en çok Lice’de hissetmek mümkün çünkü. Bu yüzden ortaya attığı suni bayrak krizi ile Hükümet, hem Lice’yi gölgelenmek istiyor hem de Türk milliyetçilerinin desteğini almak istiyor. Sözcü gazetesi dün birinci sayfadan "millet arkanda gereğini yap!" dediğine göre kutsal ittifaka ramak kalmış görünüyor.