Rêber Apo’nun 1999 yılında tutuklanmasından bu yana uzun yıllar geçti. Yılların uzun ya da kısa olması bizi hem etkileyen pozisyonda hem de etkilemeyen pozisyondadır. Nasıl olur da iki olasılık bir arada ifade edilebilir diye sorabilirsiniz. Ama biz varlıkların ikili karakterinin olabileceğinden hareketle yani hem etkileyen hem etkilenen yönleriyle değerlendirdiğimizde bu sorulara cevap verebiliriz. 

Birincisi; evrendeki tüm canlıların yaşam hakkını elinden alarak her türlü hegemonik iktidar odaklarına karşı geliştirdiği Demokratik Modernite zihniyetini ve araçlarını yaratan Reber Apo’nun şu andaki konumunu benimseyen, Sümer Rahip zihniyetinin coşkuyla uyguladığı tecrit yaklaşımından etkilenmediğimiz noktasıdır. 

Oysa 1999 yılından bu yana İmralı’da bulunan Reber Apo, ulaştığı özgür düşüncesiyle, savunmasını yaparak toplumsal kimliğini tüm yönleriyle açığa kavuşturmuştur. Dolayısıyla bu ütopik hayaller bu varoluş karşısında boşa çıkmıştır. Reber Apo’nun pozivitivizmin yarattığı “tanrılar ve tanrıcılıktan” öte bir ideoloji, bir örgüt, bir sistem ve her şeyden önemlisi bir varoluşun felsefesi olarak diyalektik bir bütünlükle ortaya çıktığı görülmüştür. Peki, nasıl olur da Sümer rahiplerinden bu yana yok oluşları anlatılan, başta Kürtler ve diğer tüm etnisitelerin varoluş diyalektiği devam edebilir? Sümer Rahip zihniyeti nasıl boşa çıkabilir? Bunu hazmedemeyen bu zihniyet, toplum kırımı öne çıkararak, en büyük vahşeti günümüzde de yaşatmıştır.

Tarih boyunca hep savaştırılan toplumlar, niçin ve kim için savaştıklarını bile bilmeseler de bugün Rêber Apo’nun da belirttiği gibi, “Artık varoluş savaşı veren bütün toplumlar finans – sermaye tekelinin siyasi-askeri karşılığının topluma karşı yoğunlaştırılmış savaş olduğunun bilincine vararak yaşamaktadırlar.” Bu bilince, 21. yüzyılda öncülük yapan Reber Apo’nun özgürlük felsefesi ve paradigmasıyla varılmıştır. Çünkü bugün kapitalist modernitenin finans kapital çağında yaşananlar bir soykırım değil bir toplum kırımdır. Medya bunun en büyük ayağını oluştururken, sanal toplumda bunun başka bir biçimini teşkil etmektedir. Reber Apo toplumu kendisi olmaktan çıkaran tekele ve araçlarına karşı bir sistem oluşturmuştur. Bundan en çok etkilenen Ulus-devlet de bir toplum kırım biçimlerindendir. Bütün bu savaşlar merkezi hegemonyanın başını çeken ABD eksenli Kapitalist Dünya Sisteminden kaynağını almaktadır. Bu yüzyıla verilmek istenen en büyük mutluluk, Rêber Apo’nun yakalanıp İmralı’da tecrite tabi tutulmasıydı. 21 yüzyılda yaratılan sanal topluma verilen sanal hediye budur. Amaç, toplumun ahlaki-politik dokusunun yok edilip varlıklarını da tehdit altına almaktır. Yarattığı sanal toplumu koruyan ve kollayan aile reisi ise, ulus devlet iktidarı olmuştur. Bu tehlikenin bu yüzyılı adım adım nasıl sardığının işaretidir. Yoketmek onun ekmek parasıdır. Bu nedenle bu zihniyeti parçalayan İmralı gerçeği, tecrit politikasıyla engellenmek istenmektedir. Asıl olan ise, varoluşunun farkında olan bütün toplumlar bu zihniyeti toplumlara kazıyanı da, tecrite almıştır. Tecrit politikası bugün tersine dönmüştür. Reber Aponun, “Toplumu sorunsallaştıran bu beş bin yıllık uygarlık tarihinin tüm sayfaları toplumun ahlaki ve politik gücünü kırmak, yerine sermaye tekellerini hukununu ve idaresini geçirmekle dolu olduğu ortadır” cümlesiyle daha iyi anlıyoruz.   

İkincisi, Reber  Apo’nun geliştirdiği sistem içerisinde bizlerin her an, yüreğimizde, beynimizde onun düşünceleri ve duygularıyla iç içe olmamızdır. İçinde yaşadığımız sistem, onun inşasıdır. Bu nedenledir ki, her nefeste onu özgür düşüncesiyle yaşayarak, kendimizi sistemleştiriyoruz ve asıl tutsak olanın beynimizdeki düşüncelerle yaşadığımız kendimizdir. Bu sistem binlerce yıldır kadınları ve halkları tecrite alan militarist yaklaşımlara bir cevaptır. Bugün tecrite alınan ya da öyle olduğu iddia edilerek, gözdağı, psikolojik savaş, baskı ve zulme kucak açtırılmak istenilen bu toplum, kendisi olmaktan çıkarılarak, bir sanal toplum icra eden Kapitalist Dünya Sistemi, aslında insan toplumunu ve kendisini tecrite almıştır. Bunu doğaya ve evrene yayarak bütün canlı varlıklar üzerinde de denemektedir. Merkezi uygarlık sistemi kendi yarattığı düşünce, deneyim ve tecrübelerin kurbanı olacaktır. Biriktirdiği güç mekanizmaları onu tutsak etmiştir. Dolayısıyla önce kendi yaratımı olan bu toplumu ve dolayısıyla kendi faziletini bir yok etme tecritine almıştır. Öncelikle bunu görüp, paradigmasıyla yaşanan bu felaketi de ortaya çıkaran Rêber Apo’nun, doğanın dengesinin korunması için yazdığı ciltlerce kitapları okumalıdır. O zaman tecritte olan ve gittikçe iflasa giden paradigmalarını belki yenileme ihtiyacı duyar, kendilerini ve toplumu tecrite almaktan vazgeçer, sahte İmralı tecriti söylemine de bir son verirler.