Öcalan’a uygulanan tecridi ve Alman devletinin Kürtlere baskısını protesto etmek için Krefeld mahkemesi önünde kendini yakan Uğur Şakar önceki gün binlerce kişinin katıldığı bir törenle toprağa verildi.

Şakar 20 Şubat’ta gerçekleştirdiği eylemin ardından hastanede tedavi görüyordu. Bu süreçte Alman basınının durumu yansıtma biçimi Almanya’nın da konuya yaklaşımını anlamak açısından görünür bir örnekti. Nitekim Şakar’ın eylemi psikolojik bir sorun gibi ele alınarak mevcut gerçeklikten koparılmak istendi. Onlara göre, Şakar psikolojik sorunları olan, kriminal bir takım olaylara da karışmış biriydi. Ardından bıraktığı mektup, dikkat çektiği hususlar sadece yan bir öğe olarak kaldı. Şakar’ın eylemini bireysel sorunlara indirgeyen, bütünü görmekten kaçan bu anlayış tek bir soruyu sormayı unutmuştu:

Bir insanın böyle bir eylemi gerçekleştirme nedenleri ne olabilir?

Öyleki; Şakar’ın ardından bıraktığı mektup politik bir mesaj barındırıyordu.

***

Geçtiğimiz gün İstanbul’da Sivil Toplum kuruluşları ortak çağrılar yaparak tecrit koşullarının kaldırılmasına işaret etti ve cezaevinde yaşanan ölümlerin durdurulması için neler yapılması gerektiğini açıkladı. O çağrıda TİHV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın uzman gözüyle belirttiği bir noktanın altını tekrar çizmekte fayda var: “İntihar girişiminde bulunan insanlar için onların neden bunu yaptığını anlayarak, o nedenleri ortadan kaldırmak için girişimlerde bulunmalıyız. O yüzden sebepleri ortadan kaldırmamız gerekiyor, tecridi ortadan kaldırmamız gerekiyor. Cezaevindeki işkenceyi ortadan kaldırmamız gerekiyor ki insanlar ölmesinler. Ölmeye karar vermesinler. Bedenleri üzerinden ses olmaya çalışmasınlar.”

***

DAİŞ’in kontrolündeki bölgelerin tamamen ele geçirilmesini sevinçle karşılayan Almanya, bunda payı olan güçleri görmemezlikten gelmeye devam ediyor. Bu zaferi genelleştiriyor, kısmen kendine mal ediyor. Diğer taraftan övündüğü zaferin kahramanlarının sembollerini yasaklıyor, sembollerini taşıyan insanları yargılayarak mağdur ediyor.

Kürtlerin etkinliklerinde alanları detaylı bir kontrolden geçiren polisler, sürek avına çıkmış misali yasakladıkları sembolleri arıyor, soruşturmalar açıyor. Bu döngü nitekim uzun zamandır böyle.

***

Şimdi Şakar’ın vermek istediği mesaja geri dönelim...

Şakar mektubunda Alman devletinin Kürtlere yönelik baskılarına da dikkat çekmişti. Elbette bu gibi eylemlerin çoğalmaması gerekir. Fakat Şakar da, cezaevinde yaşamına son veren tutsakların da önemli siyasi mesajları vardı: Kürtlerin üzerinde yürütülen kıyım politikası, yaşanan hukuksuzluklar, Avrupa’nın suskunluğu, dünyanın suskunluğu...

Almanya’nın Kürtlere yönelik uygulamaları maalesef artık Türkiye’yi aratmıyor. Alman medyası da bu yaklaşımları destekleyen haberler yapmaktan çekinmiyor.

Söz konusu nedenleri ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atılması yönünde baskı oluşturmak yerine Kürtleri sürekli kriminal faaliyeti olan bir toplum gibi sunmak Türk devletine yapılan bir hizmet. Bu hizmetin karşılığı da, iki devlet arası ilişkileri bağımlı kılan ekonomik ve siyasi temelli anlaşmalar.

Uğur Şakar geçtiğimiz gün toprağa verildi. Temennimiz başka ölümlerin yaşanmaması, bu insanların seslerine ses katılarak, sessizliğin bozulması...