Bilmeyenler açısından belirtelim, Arapça bir deyim
oluyor. Aynı şey, birbirinin benzeri anlamına geliyor. Filistin direnişi
içinde öğrendiğimiz kavramlardan. Filistin halkı özgür ve demokratik
bir yaşama kavuşabilmek için onlarca yıl savaştı. Filistin direnişi
halen de devam ediyor. 29-30 Kasım gecesi Birleşmiş Milletler’de yapılan
bir oylamayla “Gözlemci devlet” statüsüne de ulaştı.
Bu statü
Filistin halkını ne kadar özgür ve demokratik kılar, pek belli değil.
Zaten İsrail sözcüsü de alay edercesine konuşuyordu. Mahmut Abbas için
“Yönettiğini söylediği topraklara gidemeyen başkan” diyordu. Gazze’deki
mevcut durumu ve Filistin bölünmüşlüğünü ifade ediyordu. İsrail
cephesinden gelen açıklamalar hep “Bir şeyin değişmeyeceği” yönünde
oldu.
Zaten BM’deki oylama ve karara Gazze’ye yönelik bir haftayı
aşkın saldırı sonrasında gelinmişti. Geçen hafta yaşanan İsrail-Hamas
savaşı neredeyse tüm dünyayı ayağa kaldırmıştı. Hamas’ı hem ideolojisi,
hem de taktikleri nedeniyle desteklemek mümkün değil. Kaldıki Filistin
halkı savaşırken ortada Hamas diye bir örgüt de yoktu. Bu örgüt de, AKP
gibi iktidar döneminde ortaya çıktı. Fakat Hamas kim, yaptıkları ne
olursa olsun, İsrail terörünü onaylamak mümkün değildir. İsrail
saldırılarına karşı mazlum Filistin halkının var olma ve özgürleşme
mücadelesini desteklememek insanlıktan uzaklaşmak olur.
BM’deki
oylama sırasında İsrail ile birlikte ABD’nin de karşı oy kullandığı
basın tarafından çok öne çıkarıldı. Halbuki bunun şaşılacak bir yanı
yoktur. Fakat AKP Hükümetinin Filistin’i çok çok fazla destekliyor
görünmesi, gerçeği bilen herkesi acı acı düşündürmüştür. Filistin’in
“Gözlemci devlet” olma kararını ayakta alkışlarken, AKP’nin Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun kendi içinden “Teşekkür ederiz, siz de
olmasanız Kürtlere yönelik soykırım uygulamamızı nasıl maskeleriz”
dediği tartışma götürmezdir.
Görünüşe göre, BM’deki sonuca AKP
Hükümeti pek fazla sevinmiştir. Ama niçin? Bunun ifade ettiğimiz
nedenden kaynaklandığı, buna dayanarak AKP Hükümetinin izlediği Kürt
politikasını gizlemeye çalıştığı açıktır. Çünkü, bir yandan BM kararını
alkışlarken, diğer yandan da BDP’li milletvekillerinin
dokunulmazlıklarını kaldırmaya çalışmaktadır. Netanyahu hükümetinin
Hamas’a yaptıklarıyla AKP Hükümetinin BDP’ye yaptıkları arasında ne
kadar fark vardır?
İnsan karşılaştırma yaptığında benzerliklerin çok
fazla olduğu açığa çıkmaktadır. Bunu iyi bildiği için, birbirine
benzetenlere AKP’liler çok aşırı tepki göstermektedir. Halbuki her
şeyden önce Filistin ve Kürdistan halkları arasındaki benzerlik çoktur.
İkisi de tarihin en kadim halkıdır. İkisi de çok mazlum, emekçi ve
direnişçidir. İkisi de çok büyük bir zulüm altındadır. Tabi Kürtlerin
nüfus olarak fazla, destekçi olarak zayıf, üzerinde uygulanmamış baskı
ve zulüm olarak örneği bulunmaz konumda olduğu da unutulmamalıdır. Bu
nedenle, Kürt sorununun daha ağır ve kapsamlı olduğu tartışmasızdır.
Benzerlik
İsrail ve TC devletleri açısından çok daha fazladır. Tam da nefsi şey
denecek durumdadır. Bu tanımlamalara AKP’liler öfkelenmektedir, ancak
Kürtler üzerindeki TC ve AKP baskılarının çok daha ağır olduğu gözle
görülecek kadar açıktır. İsrail devleti Filistinlileri yok sayıp asimile
etmeye çalışmamaktadır; Filistin topraklarına “Benim” diyerek
Filistinlileri yaşadığı topraklardan kaçırtmak istemektedir. Oysa
AKP’nin yönettiği TC, Kürtleri yok sayıp yok edebilmek için katliam ve
asimilasyona dayalı bir soykırım yürütmektedir.
Dışardan bakanlar,
İsrail’in Hamas’a yönelik saldırılarına karşı çıkıyor görünürken
Türkiye’nin insan ve halkların haklarına ne kadar da çok saygılı
olduğunu sanırlar. Oysa aynı Türkiye’nin Kürtlere ve BDP’ye dönük
saldırılarının çok daha ağır olduğu ortadadır. Hem de bu iki şeyi aynı
zamanda yapmıştır. Dahası sözde Filistin’i destekler ve İsrail ile kavga
eder görünürken, gizliden Türkiye-İsrail görüşmelerinin yapılıp
aralarında anlaşma sağladıkları basına yansımıştır.
AKP Hükümetinin
yaptıklarını iyi görmek gerekir. İsrail’in Gazze saldırılarına karşı
çıkar ve BM’de Filistin’i alkışlarken, Kürdistan’da her gün kırk-elli
insanı tutuklamakta, zindanları Kürt yurtseverleriyle doldurmuş
bulunmakta, milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırarak BDP’yi
siyaset yapamaz hale getirip adeta yok etmek istemektedir. Netanyahu
hükümetinin Hamas’a yaptıklarıyla AKP Hükümetinin BDP’ye yaptıkları
arasında ne fark vardır? Biri Hamas’ı bastırıp eriterek Filistin halkını
iradesiz kılmaya, diğeri ise BDP’ye yönelik siyasal soykırım
uygulayarak Kürt demokratik siyasetini tasfiye edip Kürt halkını
iradesiz kılmaya çalışmaktadır. İki hükümet de bir halkın iradesine
karşı saldırıp yok etmek istemektedir.
Demekki başta Tayyip Erdoğan
ve Ahmet Davotoğlu’nun bu kadar Filistin destekçisi görünmeye çalışması
boşuna değildir. Onun ardına gizlenerek, yürüttüğü mevcut Kürt
soykırımını daha saldırgan politikalarla pratikleştirmek istemektedir.
Yoksa Kürt halkının seçtiği milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırıp
onları zindana nasıl koyabilecektir? Her gün kırk-elli Kürdü nasıl
tutuklayabilecektir? İmralı’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan
üzerindeki tecrit ve işkenceyi nasıl yürütebilecektir? Her gün onlarca
Kürt gencini nasıl katledebilecektir? Filistin destekçiliğinin ardına
gizlenmese, Kürtlere karşı bu yaptıklarını nasıl kamufle edecektir?
Bunları
yapamayacağı açıktır. Bu nedenle AKP’lilerin “Filistinli çocuklar”
diyerek döktükleri sahte gözyaşlarına aldanmamak gerekir. Bunlar
timsahın gözyaşlarını andırmaktadır. Kürt çocuklarını zindanlara
dolduran, polis terörü altında ezen ve katleden AKP’nin, Filistin
çocuklarına üzülmesi ve sahip çıkması mümkün değildir. Bunların hepsi
politik çıkarlar için yapılmaktadır.
BDP’ye yaklaşımı AKP’nin gerçek
aynası durumundadır. Onun demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü
konusundaki gerçek yüzü burada açığa çıkmaktadır. Çünkü bunları ancak
BDP ile yapabilir. Evet, Kürt sorununun çözümünde Kürt Halk Önderi
Abdullah Öcalan ve PKK çok daha güçlü aktörlerdir. Ancak siyasal çözüm
zemini de BDP’dir. Kürt Halk Önderi ve PKK ile Kürt sorununun demokratik
siyasi çözümü gerçekleştirilecekse, bunun zemininin Kürt demokratik
siyaseti, yani BDP olacağı açıktır.
Şimdi AKP Hükümeti BDP’ye bu
denli saldırıyorsa, siyasal soykırım operasyonları sürüyor ve
milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılmak isteniyorsa, o halde
AKP’nin gündeminde Kürt sorununun çözümü yok demektir. Bu bakımdan sanki
İmralı ve Oslo görüşmeleri yeniden oluyormuş gibi, Kürt sorununu çözmek
için çalışıyormuş gibi bir havanın yayılması tamamen psikolojik savaş
kapsamındadır. Bu nedenle de BDP’nin ve Kürt halkının aldanmaması
gerekir. Filistin çocukları için dökülen timsah gözyaşları kimseyi
aldatmamalıdır.
Aslında gelişen Kürt direnişi AKP’nin maskesini
epeyce düşürmüştür. Dolayısıyla artık AKP oyunlarının Kürtleri aldatması
mümkün değildir. BDP de, milletvekilleri de, Kürt halkı da AKP’ye ders
vermeye devam edecektir. Tam bir birlik halinde herkes görevlerini
yerine getirerek AKP faşizmini geriletmeyi sürdürecektir.
Nefsi şey