18/19 Ekim 2014 günlerinde Ankara’da Demokrasi ve Barış Konferansının ikincisini yaptık. Katılımcı canların mutabık olduğu konulardan ilki devletin/hükümetin "Çözüm süreci"ne son derece gayrı ciddi, oyalayıcı yaklaşması, bu da yetmezmiş gibi "Çözüm" dediği şeyi "Terörü bitirdik, milli birliği sağladık" saçmalığına tahvil etmeye çalışmasıdır. "Kobanê’nin bizimle ne ilgisi olduğu" konferansımız tarafından saptandı ve "Kobanê ve Rojava’daki Kanton sistemi Devlet tarafından tanınmalıdır!" dendi.   
Barış sürecinin Sayın Öcalan’ın özverili gayretleri ve yapıcı çabasıyla devem ettiği, dolayısıyla Öcalan’ın "Koşullarını iyileştirmek" değil, özgürlüğünün sağlanması gerektiği hemen tüm konuşmacılar tarafından dile getirildi.
Mithat Sancar Hoca dünyadaki örneklerden yola çıkarak "Negatif barış, pozitif barış" tanımı yaptı. "Negatif barış" sorunun kabulü ve çözümüyle ilgili niyet beyanıdır. "Pozitif Barış" ise bu niyet beyanının pratik anlamda sorunun çözümü için müzakereye dönüşmesidir. Bu tanımdan sürece baktığımızda negatiften de negatif bir konumdayız. Hükümetin/devletin dili, kullandığı kavramlar ve üslubunun maganda tarzında olduğu da katılımcılarca vurgulandı. Dile getirilen bir hakikat de; "Barış süreçlerinin son derece kırılgan olduğu, savaşın tekrarı halinde eskisinden daha büyük yıkım ve kayıpların olabileceği" idi.
"Barış denen olgu toplumsal bir süreç olup yaşamın tüm evrelerini kapsamalı!" vurgusu konferansımızın "Olmasa olmazlarındandır!" Sadece kimliğe dair taleplerin tanınması değil, barışın sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi sonuçları olmalı! Örneğin; ekonomik yaşamda eşit paylaşım olmuyor, yoksulluk ve işsizlik toplumun iliklerine kadar işliyorsa "Barış" nasıl olacak? Çevre tahribatı, ekolojik yıkım devlet eliyle yürüyorsa doğanın olmadığı yerde bırakın barışı, yaşam bile olmaz! Tekçilik ve Türk/İslamcılık sonucu inkar edilen etnik ve inançsal kimliklere dair sorunlar çözülmeden barışın olamayacağı da konferansımızın hiç kuşkusuz mutabık olduğu konulardan biridir. 
"Demokratik Özerklik" Kürt halkı için, Kürdistan için istenen bir siyasal proje olmayıp, bir Türkiye projesidir. Bu bağlamda "Yerel yönetimler yasası" istemin gereklerine göre düzenlenmelidir. Yerel yönetimlere düşen görev ve sorumluluk belediyelerce de görülmeli ve özellikle Kürdistan’daki belediyeler gereğini yapmalıdır. "Siyasi partiler ve seçim yasası" konusunda hükümet/devletin bir milimetre ilerlememesi de "Çözüm sürecindeki" olumsuz göstergelerden biridir. "Yeni anayasa" deyip ipe un sermek bir başka sorun. "Terörle mücadele yasası" gibi faşizan yasalar yetmez gibi "Polise tanınan yetkiler" çözümün değil sorun yaratmanın hatta sorunu büyütmek için çaba sarf etmenin göstergesidir. 
DTK Eşbaşkanı Sayın Dicle’nin "Herhangi bir uluslararası gözlemci vb. olmadan kendi aramızda yürüttüğümüz çözüm süreci dünyadaki tek örnektir!" belirlemesi ile "Sürecin tarafları Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Öcalan’dır!" tespiti ise dikkate değerdi! 
 Hal böyleyken tespit yapmak, bu tespitler başkalarını katmak, yorum yapmak çok da zor değil. Zor olan bu manzarayı umumi karşısında barışı kotarabilmek! Zoru başarmak için bir araya gelen Türk, Kürt, Süryani, Êzîdî, Arap, Ermeni, Türkmen, Laz, Pomak, Çerkes, Abhaz, Alevi, Sünni, Hıristiyan, Musevi, farklı felsefi ve vicdani görüş ve inançlara sahip aydınlar, gençler, kadınlar, LGBTİ’ler, emekçiler, sendikacılardan 51 kişilik "Daimi Barış Koordinasyonu" oluşturduk. Koordinasyonumuzun ilk toplantısı 26 Ekim 2014 tarihinde İstanbul’da olacak. Koordinasyonumuz "Negatif barış" sürecini aşmayı, "Pozitif barış süreci"nden öte "Onarıcı barış"ı yaşama geçirmeyi hedefliyor.