
AKP Hükümeti tüm gücüyle toplumun dikkatini sınır dışındaki olaylara ve özellikle de Suriye ve Irak’a çekmeye çalışsa da, ülkemizdeki gelişmeler aklı başında olan herkese “Neler oluyor?” sorusunu sordurtacak düzeyde seyrediyor. Amiyane deyimle mızrak çuvala sığmıyor yani.
Örneğin bir Şemdinli olayı var. Onbeş gündür Şemdinli’de nelerin yaşandığını doğru dürüst kimse bilmiyor. Başlangıçta olaylar tümden basından ve kamuoyundan gizlendi. Sonra, özellikle de özgür basının deşifre etmesiyle terör bakanı Beşir Atalay “Büyük operasyon oluyor” dedi. Şimdi basında çarşaf çarşaf büyük savaş haberleri ve görüntüleri yer alıyor.
Basının Şemdinli’ye dair gösterdiklerine ve yazdıklarına bakınca insan, “Türkiye’nin Suriye’den ne farkı var” diyor. Hatta savaşın Suriye’de mi, yoksa Türkiye’de mi daha şiddetli ve kapsamlı olduğunu tartışanlar bile var.
Bir yandan Şemdinli halkı feryat ediyor. Polis ve askerin ağır baskı ve zulüm uyguladığını belirtiyor. Köyler boşaltılıyor, kasabaya giriş çıkışlar günlerce yasaklanıyormuş! Tanklar, toplar, kobralar ve savaş uçakları gece gündüz demeden dağı taşı bombalıyormuş. Fakat yine de PKK etkinliği kırılamıyormuş.
PKK kaynaklarından yapılan açıklamalara göre Şemdinli’yi kuşatmışlar. Kırsal alanda denetimin çoğunlukla kendilerinde olduğunu belirtiyorlar. Sanki Şemdinli’yi “Kurtarıyorlarmış” gibi bir hava veriyorlar. Günlük olarak ağır savaş bilançoları yayınlanıyor.
AKP Hükümeti orduyu Suriye sınırına yığar ve özellikle Suriyeli Kürtleri tehdit eden tanklı tatbikatlar yaparken, esas Kürt isyanı kendi yönetimi altındaki Kürtlerden, Şemdinli ve benzer alanlardan yükseliyor. Mevsim ilerledikçe Kürt direnişinin de büyüdüğü gözleniyor.
PKK’nin silahlı mücadeleyi başlattığı 15 Ağustos’un yıldönümü yaklaştıkça gerilla eylemlerinde görülen ciddi bir artışın olduğudur. Neredeyse her gün onlarca çatışmanın yaşandığı haberleri geliyor. Kürt coğrafyasında mevsim sıcaklığı ile savaşın ateşi neredeyse yarışıyor.
AKP Hükümeti bu bilgilerin topluma ulaşmasından hoşnut değil. Bunun için psikolojik savaşa hız veriyor. Basını yönlendirerek dikkatleri sınır dışına çekmeye çalışıyor. Bu biçimde “Bizde durum normal” havası vermek istiyor. Veya en azından “Dışarıya göre daha iyiyiz” demek istiyor.
Kürt direnişini gözden ırak tutmak için geliştirilen bir taktik de büyük kentlerde çeşitli olaylar yaratmak oluyor. Ya da zaten var olan küçük çaplı olaylar abartılarak toplumun dikkati oraya çekiliyor. Bir yandan yaşanan savaşın etkisi, diğer yandan psikolojik savaşın tahriki metropolleri gergin ve çatışmalı hale getiriyor.
PKK karşısında zorlanan AKP, öfkesini çeşitli ezilen kesimler üzerinde baskıyı artırarak dindirmek istiyor. Bu temelde gerici şoven-milliyetçilik alabildiğine tahrik ediliyor ve besleniyor. Kürt düşmanlığı, kadın düşmanlığı, işçi düşmanlığı ve Alevi düşmanlığı iç içe geliştiriliyor.
Son günlerde yaşanan şu olaylara bir bakın: Malatya-Doğanşehir’in Sürgü beldesinde bir Alevi aile “Sahur davulcusuna ötede çal dedi” diye linç ediliyor. Ayazağa’da bir emekçi aynı gerici saldırıya maruz kalıyor. Muğla’nın Galyan ilçesinde bir Kürt benzer bir linç girişimi yaşıyor. Adana’nın Yüreğir ilçesinde ise polis saldırısına maruz kalan onbir yaşındaki bir çocuk hastanede yaşamını yitiriyor.
Toplumu tehlikeli bir iç çatışmaya götüren bu olaylara dair AKP Hükümeti’nden ufak bir ses bile çıkmıyor. Belliki olayların ardında AKP var. Hem şoven-milliyetçiliği tahrik ediyor, hem de olaylar AKP polisinin desteğinde oluyor. Herkes birbiriyle çatıştırılarak AKP’ye muhtaç hale getirilmek isteniyor.
Olaylara ses çıkarmayan ve sorunları çözmeyen AKP, sıra kendi iktidarını güçlendirmeye gelince en küçük bir imkanı ve fırsatı değerlendirmekten geri durmuyor. “Ergenekon davası” diyerek CHP yandaşları, “KCK davası” diyerek de BDP üye ve taraftarlarını zindanlara dolduruyor. AKP’nin derdi iktidarını güçlendirme ve oy oranını artırmada. Diğer hususlar AKP’yi fazla ilgilendirmiyor. İktidarı güçlendikçe Cumhurbaşkanı Gül’ün yüzünden adeta gülücükler saçılıyor.
Bu sözlerimiz bir abartı değildir. Şemdinli’de ayrıntısı bilinmeyen yüksek dozajlı bir savaş yaşanıyor, ülke her günkü çatışmalarla kan gölüne döner, faşist gericiliğin linç edici saldırıları artar, Suriye sınırı adeta yeni bir savaş alanına gelirken, örneğin AKP iktidarı Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak’ı görevden almaktan geri durmuyor.
Van Belediye Başkanı Bekir Kaya, düzmece iddialarla zindana tıkıldı. Şimdi de Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak görevden alınıyor. Alem ahmak değil, bütün bunların AKP’nin yerel seçim hazırlığı olduğunu rahatlıkla anlıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Van ve Siirt’i istediğini herkes biliyor. 29 Mart 2009 akşamı bu iki ilin adını bizzat anmıştı. Van ve Siirt’te kaybetmek Tayyip Erdoğan’ı adeta şoke etmişti.
Şimdi belliki bunu tersine çevirmek istiyor. BDP karşısında demokratik çerçevede şansının olmadığını bildiği için de, böylesi baskıcı ve hilekâr yöntemlere başvuruyor. Bekir Kaya ve Selim Sadak karşısında hiçbir AKP’linin kazanma şansının olmadığını çok iyi biliyor. Askeriyeyi ve hukuku AKP kadar iç siyasete alet eden başka bir parti bulunmuyor.
İşte bütün bunlar Kürtleri adeta feryat eder noktaya getirmiş bulunuyor. Tüm Türkiye toplumundaki feryat da giderek artıyor. Şemdinli bu feryat edişin adeta zirvesi oluyor. Her cenaze töreninde Kürt halkının ve kadınının öfkesi bunu gösteriyor. 14 Temmuz günü Diyarbakır’da yaşanan da bu gerçeğin bir parçasıydı.
Feryat ediş sadece halkla sınırlı da değil, vekilleri de aynı duygu ve düşünceyi yaşıyor. DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk’un 14 Temmuz günü yaptığı “İsyan çağrısı”nı hatırlayalım. En üst düzeyde bir feryat edişti bu. Şimdi de Kürt siyasetinin duayeni ve DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk benzer şekilde feryat ediyor. “AKP iktidarına hizmet eden her Kürt, Kürtlerin gözünde artık ihanetçi sayılacak” diyor.
Siyaset nereden nereye geldi! Bir zamanlar AKP ile sorunların çözüleceğine en çok inanan kişiler arasında sayılan Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, şimdi neleri düşünür ve söyler oldu!
Bu gerçeği herkes iyi görmeli ve doğru anlamalıdır. Özellikle kendini Türk toplumuna bağlı hissedenler daha iyi anlamak durumundadır. Kürtleri bu noktaya AKP’nin yalancı, ikiyüzlü, aldatıcı, hilekâr, çıkarcı ve oyalayıcı politikaları getirdi. Herkes bunu net görerek AKP’ye karşı çare geliştirme çabası içinde olmalıdır.