Koronavirusü 21. yüzyılın felaketi olarak, globalleşen dünyayı tehdit etmektedir. Globalleşen dünya insanlığı, sadece ticaret, siyaset, kültür ve savaşları globalleştirmemiş, hastalıkları ve virüsleri de globalleştirmiş durumdadır. Globalleşmenin faydaları ve zararları artık daha fazla tahlil edilecek ve yeni çözümler geliştirmek istenecektir. Globalleşen sermaye, her şeyi tekeline almış durumdadır. Çin’in Hubei Eyaleti’ne bağlı Wuhan şehrinde ortaya çıkan coronavirüsü, insanlığı tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır. Dünyada iktidarları ellerinde bulunduranlar, ellerindeki bütün maddi güce rağmen, koronaya karşı ciddi bir sonuç alamamaktadırlar. İnsanevladı vahşi kapitalizm mefkuresinden dolayı, siyasal, dinsel, toplumsal, iktisadi ve doğal ölçülerle oynamaktadır. Aşırı kar ve tahakküm kurma hırsı, insan neslinin kendi eliyle, kendi türevini hazin bir sona doğru yuvarlamaktadır.

Hırs: sözlük anlamı; herhangi bir şeye karşı olan çok yüksek, aşırı, sonu gelmez istek, anlamında kullanılmaktadır. Yani bir kişinin aşırı istek doğrultusunda bir şeyi elde etmek istemesi durumudur. Hırs, haris, ihtiras, muhteris sözcükleri bu kökenden türetilmişlerdir.

Harese: Arapçada isim olarak bir çöl dikeninin de adıdır. Develerin çok sevdiği bir yiyecektir.

Develerin üç hafta yemeden içmeden çölde yürüyebilecekleri söylenir. Dayanıklılıkları anlatılır. Bu dikeni nerde görseler ısırıp çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar.

Tuzlu kan dikenle karışınca bu tat devenin daha çok hoşuna gider. Böylece dikeni çiğnedikçe ağzı kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve deveye engel olunmazsa, deve kan kaybından ölür.

Vahşi kapitalizmin aşırı kar hırsı, Bu deve dikeni misalidir. İnsanı kendi kanında boğacaktır. Kendi elleri ile kendi sonunu hazırlayacaktır.

Globalleşen insanın aşırı kar ve iktidar olma hırsı, tabiatı bozdu, yiyecek meyve ve sebzelerin, tahılın, hayvanların genleri ile oynadı, daha fazla kazanayım, daha fazla tahakküm kurayım diye tabiatın dengeleri, insan, hayvan, bitki, su, din ve toplumsal dengeler yerle yeksan edildi. Bu dengelerin korunması için hiçbir kesim ciddi tepki göstermedi. İnsanlar öldürüldü, vatanlarından sürüldü, açlıktan ve imkansızlıklardan birçok insan hayatını kaybetti, zengini Firavunlaştı, Nemrudlaştı, karunlaştı, diğer kesim ise açlıktan ve yokluktan öldü. Ormanlar yok edildi, hayvanlar öldürüldü, zenginler daha fazla zenginleşsin diye, dünyamızda bize nimet olarak bahsedilen her şey talan edildi. Doymasını bilmeyen nefislerinin esirleri yüzünden Allah bize gazaba geldi.

1441 yıl önce Allah Kur’an’da şöyle ferman buyurmuştu:

‘Sakın ölçülerle oynamayın.’

(Rahman 8) İnsan bütün ölçülerle oynadı, dengeyi sarstı ve şimdi on binlerce kez mikroskopla büyüterek görebildiğimiz Allah’ın mikroskobik askeri bu dengeyi yeniden inşa etmek için, dengeyi bozan müstağni insana karşı savaşa başladı. Ne top ne tank ona karşı etkili olamıyor. Paralar, korumalar, saraylar işe yaramıyor. Bu küçük asker, bütün para ve iktidar sahiplerini eve haps ediyor, uçaklarını uçurtmuyor, teknolojilerini, zırhlı araçlarını etkisiz kılıyor, herkesin uykusunu kaçırıyor. Krallar, Sultanlar, Başkanlar, Generaller korkudan birbirlerine sarılamıyor. Allah’ın bu küçük askerleri, Allah’ın dinini satan, kendi tekellerine alan, zalim iktidarların çanaklarından yalayarak hayatlarını zevk ve sefa içerisinde sürdüren, din adamı sınıfını, şeyhlere, mollalara, ticaret alanlarına çevirdikleri camileri, mescitleri onların eli ile kilitliyor. Hıristiyan’ın papazına. Kiliseyi, Yahudi’nin hahamına da Havra’yı kapattırıyor. Din tüccarlarına ve onların iktidarının, maddi musluklarını kapattırıyor. İşte Allah’ın görünmeyen askerinin mahareti ve gücü böylece ortaya çıkıyor. Bizler buna Allah, ateistler doğa diyor. İsimler önemli değil, ama bir kudret kendi küçük askerini akciğerimizin içine yerleştirerek bizi nefessiz bırakıyor. Ey İnsan denge ile oynama ve kibirli olmaktan vazgeç. Zamanı geldiğinde Allah’ın küçücük bir asker seni yere seriyor. Kendilerini çok büyük zannedenler, vazgeçilmez görenler akıllarını başlarına alsınlar. Nemrutla Hz İbrahim’in kıssasına bir göz atsınlar. Ceberrut ve zalim Nemrud’un rivayet te olsa hikayesine bir baksınlar.

‘Allah kendisine hükümdarlık verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışan kişinin haline bir baksana! İbrahim ona: ‘Benim Rabbim hayat veren ve hayatı alandır.’ Deyince O: ‘Bende yaşatır ve öldürürüm’ dedi. Bunun üzerine İbrahim: İşte Allah Güneşi doğudan doğuruyor, haydi sende batıdan doğur bakalım!’ der demez İnkar eden donakaldı. Zaten Allah zalimleri hidayet etmez, emellerine kavuşturmaz.’ (Bakara 258)

Sivrisineğe yenilen Kral ve Allahlık taslayan ceberrut Nemrud, sivrisineğe yenilemişti. Kim ne bilir Nemrud’un sivrisineği de bir Virüs olmasın?

Nemrud sivrisinek içeri girmesin diye kapıları pencereleri kapatıyormuş, bütün askerlerini sivrisineğin peşine takmış, korkudan günlerce uyku uyuyamamış. Bütün tedbir ve korumalara rağmen sivrisinek kapının deliğinden girerek Nemrud’un burun deliğine oradan da beynine girmeyi başarmış ve Nemrud kafasını duvarlara vura vura ölmüş. Bu hikayenin gerçekliğini 21. asrın Nemrudları yaşamakla birlikte, bizlerde onlarla birlikte ceza çekmekteyiz. 21. yüzyılın sivrisinekleri hepimizi nefessiz bırakıyor. Bu asrın Nemrudlarına bizlerde sessiz kaldık, olup bitenlere ortak olduk ve bu sonuçları hak ettik.