DÎCLE NEWAL Kazan misali kaynayan Ortadoğu gibi bir coğrafyada savaşmak ve bu savaşı özgürlük ve onur adına yürütmek kolay değil. Bu coğrafyada nihai zaferi her zaman haklı olan kazandığını tarih kanıtlamıştır. Er ya da geç… Ecüc bücüc olarak bile tanımlanamayan garip yaratıkların vahşeti her geçen gün daha çok gün yüzüne çıkıyor. Buna rağmen küçücük parmaklarını yukarı kaldırıp zafer işaretiyle özgür geleceğe göz diken çocuklar, çocuklarını tanrıçaların bereketiyle kutsanmış topraklara emanet eden analar, yüreklerinin sesini topluma ulaştırmaya çalışan babalar ağız birliği etmişcesine “Em dev ji axa xwe bernadin” (Toprağımızdan vazgeçmeyiz) diyor. Bir de bu savaşı birebir göğüsleyenler var. Ülkelerinin parçalanmışlığını yüreklerinde birleştirerek savaşanlar...  On değil, yüz değil; binlerce genç yürek... Gözlerimi yanımdaki Silopîli genç savaşçı Nêrgîz’in gözlerine iliştirmemeye çalışıyorum. Gözleri öyle bir sevinçle parlıyor ki! Göz göze gelsek, birkaç saat önce duyduklarımı anlayacakmış hissine kapılıyor, kaçırıyorum bakışlarımı. Sabahın erken saatlerde Qamişlo’dan Kobanê’ye doğru yola çıkmıştık birlikte. Ben kahramanların mabedi Kobanê’de çalışma yürütecektim, Nêrgîz ise 6 Ekim 2014’te Kobanê direnişinde şehit düşen ağabeyi, can yoldaşı Demhat’ın (Mustafa Ediz) mezarını ziyaret edecekti. Silopîli üç kardeş Nergîz, Demhat ve Cuma… Üç kardeş, üç yoldaş, üç can… Özgürlük saflarına katıldıktan sonra üçünün de birbirini görme fırsatı hiç olmamış. Denemelerine rağmen içinde bulundukları savaş koşulları buna el vermemiş. Yol boyunca “Demhat yoldaşın mezarını göreyim, ondan sonra bir gün mutlaka Cuma yoldaşı da görürüm” diyordu. Demhat (Mustafa Ediz) Nasıl söyleyecektik? Şehitliğe vardığımızda görevliler şehitliğin yeniden düzenlendiğini, bundan dolayı ancak grafik defterinden şehit arkadaşların yerinin tespit edilebildiğini, ancak bunu yapan arkadaşın hazır olmadığını bildirdi. “Peki, belki yarın yine geliriz” deyip döndük. O anda Nêrgîz, “Bana öyle geliyor ki ne Demhat’ın mezarını ne de Cuma’nın gözlerini görebileceğim” dedi ve gözlerini dışarıda usul usul yağan yağmura dikti. Nêrgîz’in görmeyi hayal ettiği kardeşi Cuma (Azad Ediz), Efrîn’deydi. Daha önceki hamlelerde yaralı olmasına rağmen bunu arkadaşlarından gizleyip cepheye gitmiş, 13 Şubat günü şehit düşmüştü. Bu gerçeği bilen biz, Nêrgîz’e nasıl bildireceğimizin derdine düşmüştük. Cuma (Azad Ediz) ‘Onları çoğaltacağım’ Akşama doğru Nêrgîz’i YPJ Karargahı’na bıraktık. Buradaki yönetim Cuma’nın haberini verecekti. Arkadaşlarıma “Sizce nasıl karşılar bu durumu” diye sorduğum esnada Nêrgîz içeri girdi. Soğukkanlı duruşundan “Herhalde daha konuşmamışlar” diye düşündüm. Öyle değilmiş meğer. Nêrgîz, arkadaşları etkilenmesin diye yaşadığı acıyı hissettirmemeye çalışıyordu. Oda boşalıp başbaşa kaldığımızda “Ne hissediyorsun” diye sordum. Bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Demhat, Kobanê gibi onurlu duruşuyla, Cuma ise Efrîn gibi görkemli bir direnişte şehadete ulaşarak bana nasıl yürümem gerektiğini gösterdi. Onların güzelliğini yüreğimde çoğaltacağım. Acımı kine dönüştürerek düşmana yönelteceğim” dedi. Bir günde iki acı yaşayan bir insanı dimdik ayakta tutan bu gücü hangi kelimeler açıklayabilir ki? İşte işgal, talan edenler, sözde gücü ellerinde barındıranlar bu hakikatten korkmalı. Öldükçe çoğalan, katledildikçe yaşama sarılanların, ‘bitti’ denildikçe yeni bir başlangıcı yaratanların hakikati bu. Bu hakikat Nêrgîzlerde yaşam bulmaya devam ettikçe, kazanan elbette umutla nihai zaferi bekleyenlerin olacaktır.