
‘Zû Were’ adlı albümünü 2005 yılında çıkaran Önder Deniz, geçtiğimiz eylül ayında ise ‘Şahiya Dilan’ adlı yeni albümünü çıkardı. 1982 Erzurum-Hınıs doğumlu Deniz, 1992 yılında ailesi ile birlikte Almanya’nın başkenti Berlin’e yerleşti. Burada okuduğu lise yıllarında müzik çalışmalarına başladı. Deniz, öğrenim sürecinden sonra 3 sene batı klasik müziği üzerine kompozisyon dersleri aldıktan sonra aranjörlük ve yönetmenliğini kendisinin yaptığı ‘Zû Were’ adlı ilk albümünü çıkardı. Deniz ile son albümü Şahiya Dilan ve müzik çalışmaları üzerine konuştuk.
Müziğe olan ilgin nereden kaynaklanıyor?
Kendimi bildim bileli müziğe, daha doğrusu genel anlamda sanata -aileden gelen bir şey olması gerekiyor- ilgim var. Zaman geçtikçe müziğe olan alakamın daha fazla arttığını farkettim. İlk defa bağlamayı elime aldığımda sanki daha önceden çalıyormuşum gibi hissettim. Avrupa’ya geldikten sonra (10 yaşında) hem halk dansları hem de Koma Botan adlı müzik grubunda yer aldım. İlerleyen zaman içerisinde Koma Berxwedan ve üyeleriyle de çalışmalarım oldu. Benim için dönüm noktasını ifade eden olgu Şehit Hozan Serhat’la paylaştığımız sahneler oldu. Bu, müziğe olan ilgimin hobi olmaktan çıkıp hayatımın vazgeçilmez bir parçasına dönüşmesi anlamına geliyordu.
İkinci albümün çıktı. Albümünün çıkış sürecini anlatır mısın?
Albümün ilk aşamasını yani altyapı bölümünü Berlin’de, arkadaşım Sefkan Günay’ın yardımlarıyla yaptım. Sonra İstanbul’da, Stüdyo Sound’da çalışmalarıma devam ettim ve orada da çalışmam sona erdi. Albümün grafik tasarımını da arkadaşım Murat Yıldız’ın desteği ile Berlin’de bitirdik. Yaklaşık bir buçuk seneyi bulan bir süre sonrasında albümüm, 20. Uluslararası Kürt Kültür Festivali’nde dinleyici ile buluştu. Buradan albümde emeği geçen bütün sanatçı dostlarıma tekrardan teşekkürlerimi iletmek istiyorum.
Albümdeki eserleri hangi kriterlere göre seçtin?
İkinci albümümün eserlerini seçerken önem verdiğim hususlardan biri, daha fazla halk müziği motiflerine yatkın olmasıydı. İkincisi Şehit Hozan Serhat’dan en az bir eserin bulunmasıydı. Bir diğer husus ise çalarken ve söylerken, benim ve en yakınımdaki insanların eserleri beğenmeleri idi. İlk albümümde Zazaki lehçesinde hiç eser yoktu, bu yönde eleştirilmiştim. Bu albümde iki tane çok güzel Zazaki eser var. Ama en önemli kriter ağırlıklı folklorik, daha fazla ritmik eserlere yer vermekti. Nedenine gelince; Kürt halkı olarak özgürlük mücadelemiz süresince çok büyük acılar ve kayıplar yaşadık, çok büyük değerler kaybettik ve bugünümüze sayesinde geldiğimiz bedeller ödedik ve malesef halen daha ödüyoruz. Her hüzünlü şarkı çaldığında inanıyorum ki, yüreği yanan anaların içindeki ateş biraz daha gürleşiyor, özgürlük uğruna bedel ödemiş insanların içlerine bir hüzün çöküyor. Şarkı okurken birinin ağladığını gördüğümde bundan hiç hoşlanmıyorum ve şarkıyı yarıda kestiğim bile oluyor. Bu yüzden bu albümüm ağırlıklı neşeli bir albüm oldu diyebilirim. Umarım güzel, özgür ve bağımsız bir hayatta çekilen özgürlük halaylarına da vesile olur bu albümüm.
Albümde özellikle öne çıkan bir şarkı var mı?
Tabii ki, her ne kadar ritmik eserlere ağırlık versem de ağır eserler de var albümde. İlginçtir, yine ağır bir eser çıkıyor ön plana. Özellikle Maraş-Adıyaman yöresine ait olan ‘Kal Bume’ eseri çok büyük ilgi görüyor. Yine müziği Şehit Hozan Serhat’a sözleri ise Hekim Sefkan’a ait olan ‘Emê Bejîn’ eseri öne çıkıyor. Özellikle gençler Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerine yapmış olduğum, söz ve müziği bana ait olan ‘Tu Vînî’ şarkısını, yine söz ve müziği bana ait olan ‘Şahiya Dilan’ ve ‘Newroz’ şarklarına ilgi gösteriyor. Ama genel anlamda albüme gelen tepkiler beni hem sevindiriyor hem de daha güzel ve kaliteli çalışmalara motive ediyor. Ben de bu albümümle Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne az da olsa bir katkım olsun isterim.
Diğer çalışmalar içinde müzikle uğraşmak zor olmuyor mu?
Hayır tam tersine. Benim müzikle uğraşmak gibi negatif anlamda bir derdim yok. Günlük hayatta yaşadığım tüm stresi ve topladığım negatif enerjiyi radyoda çalan bir şarkıyla, eve geldiğimde sazımı elime almamla üstümden atabiliyorum.
Müziğin hakkındaki düşüncelerin nedir?
Şimdiye kadar iki albüm yaptım. Ancak hala müziğim budur diyemiyorum. Dinlediğim, etkilendiğim ve gerçek anlamda haz aldığım o kadar değişik müzik tarzı var ki, bunların hepsini bir eserde veya bir albümde ve hatta bir bedende toparlayabilmek gerçekten zor. Yaptığım müziğe de bunu yansıtmaya çalıştım yani az çok bunun peşindeyim diyebilirim.
Önder Deniz denildiği zaman akla Kürt müziğinin kaliteli, yani dünya çapında melodi ve tınıları ile ses getirebilecek ‘modern etnik’ bir müzik yapısının gelmesini isterim. Müziğimin dinleyenler tarafından beğenilmesi tabiki gurur verici. Ancak yaptığım müziği kendim beğendiğim zaman işte bu benim müziğimdir diyebiliyorum. Bunun örnekleri yeni albümümde de kısmen var. Örneğin ‘Xezê’ şarkısının alt yapısı ağırlıklı funk tarzını içeriyor.
Yeni proje ya da çalışmaların var mı?
Yakın zamanda yeni albüme yönelik bir kaç klip çalışmam olacak. Sponsorlarla görüşmem var. Ama ileriye yönelik yeni eserler tasarlıyorum. Bunu da hazır olduğum zaman zaten paylaşırım.
Son olarak Kürt müziğinin uluslararası platformlara taşınabilmesi için ilgili makamlar tarafından ciddi girişimlerde bulunulmasi gerektiğini düşünüyor ve umut ediyorum. Bunun en basit örneği olarak da Eurovision Şarkı Yarışması’nı her zaman örnek veririm zira bu benim en büyük hayallerimden biridir Kürdistan’ı bu yarışmada temsil edebilmek.
MURAT ALPAVUT