Newroz, roja nû; yani yeni gün, yenilenme, yeniden canlanma, yeniden doğuş anlamlarına gelir. Newroz; halkların yaşam sevgisi, özgürlük aşkı, insani hoşgörüsü, demokratik ve kardeşçe ittifağı, rengarenk çiçeklenişi, canlanışı, kurtuluşu ve özgürleşmesidir. Bu anlamlarıyla herkese kutlu olsun.

Dört parça halinde de olsa, kırk yıldır kendini yeniden var etme,  varlığını koruma ve toplumsal demokrasisini, özgürlüğünü sağlama savaşını veren Kürt halkına yeniden doğuş günü, kendini var ediş günü, kendine dönüş günü, özgürlüğe dönüş günü olan Newroz Bayramı cani gönülden kutlu olsun. Devamla, radikal demokrasisini oluşturmanın arayışına girmiş olan ve gün geçtikçe canlanan, büyüyen Türkiye Demokrasi Hareketi’ne ve Türkiyeli tüm halklara, yine Ortadoğulu tüm halklara uyanış, canlanış ve diriliş günü olan Newroz Bayramı barış, kardeşlik ve özgürlüğe susamış duygulanışlarla kutlu olsun.    
Geçen hafta içinde kimi yerlerde karlı, yağmurlu ve fırtınalı havaya rağmen, Kürdistan’ın tüm il ve ilçelerinde Newroz, bütün olanca görkemliliğiyle kutlandı. Yağan kar, yağmur ve fırtınaya rağmen Kürtlerdeki Newroz Aşkı karşısında, Tabiat Ana da saygıya ve sevgiye durarak Iğdır, Şırnak ve Amed’de çok güzel bir güneşle karşılık verdi adeta. Geleceğin birer Özgürlük Meydanı olan bu Newroz Meydanları, gerçekten de hakikatin, aşk ve sevginin, kardeşliğin, barışın, demokrasinin, halklar arasındaki, kültür ve inançlar arasındaki yürekten gelen ittifağı ile, hoşgörüsü ile o kadar süslenmiş ve seslenmişti ki, güzelliğine diyecek yoktu doğrusu. Hayran kalmamak, ilham almamak mümkün değil. Bu güzelliğe, bu hakikate, bu aşka aşık olmamak mümkün değil.
Halklar, eski ama özgür yaşam olanaklarına büyük bir özlem duymaktadırlar. Kadınlar, gençler tarihlerinde yaşadıkları bu hakikati yeniden öğrendikçe, bundan mahrum kalmış olmanın büyük öfkesi ile dolup taşmakta, özgür yaşam özlemiyle yanıp tutuşmaktadırlar. İşte Newroz; kadınların, gençlerin, halkların, kadim kültür ve inançların, kendi toplumsal doğalarından yabancılaştırılma gerçeğine, demokratik ve özgürlükçü doğalarını yaşamaktan mahrum bırakılmışlığa duydukları öfkesini ve özgür yaşam aşkına olan özlemlerini haykırdıkları gün olmaktadır. Halkları, kadınları, gençleri, emekçileri, ezilmişleri, zulümden zarar görmüşleri, artık coşkulu bir bilince dönüştürdükleri bu hakikat aşkından alıkoymak mümkün değildir. Bu aşkın önünü açmamak, bu aşktan alıkoymaya kalkmak, yürekten akarak birleşen bu coşku selinin gücünü görmezden gelmek, AKP hükümeti için intihardır.
Üzerinden tam bir yıl geçti. Kürt Halk Önderi Rêber Abdullah Öcalan’ın silahları susturup Demokratik Çözüm sürecini ilan edişi üzerinden tam bir yıl geçti. Geçen yıl bugünlerde Rêber Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla milyonlar, büyük bir barış ve çözüm umudunu Newroz meydanlarında yeşertmeye çalıştı. Yıl boyunca bu umudun gerçekleşmesi ve kalıcı bir demokratik çözüm ve barışın müzakere sürecine evrilmesi için İmralı ve Kandil demokratik cephesi çalıştı. Herkes gece gündüz çalıştı. Gerilla güçleri geri çekilmesini yazın son günlerine kadar da sürdürdü. Bu güne kadar İmralı ve Kandil demokratik cephesi tarafından öngörülen gereklilikler yapılarak bugüne kadar süreç çatışmasız bir biçimde getirildi. AKP ise elinden geldikçe süreci ağırdan alarak sürüncemeye soktu. Süreci seçimlere kendi lehine vardırmanın gayreti ve ticari mantığı içerisinde oldu. Elinden geldikçe oyalamaya, kırıntı mahiyetindeki şeylere razı etmeye çalıştı.
Ancak büyük bir buruklukla söylemek gerekir ki, artık böyle yürümüyor. İşin doğası gereği artık böyle yürüyemez. Bunu Kürt Halk Önderi Rêber Abdullah Öcalan da tarihi Amed Newrozu’na gönderdiği bu yılki mesajında ortaya koydu. Bu sürecin artık sadece Kürt halkının, Önderliğinin ve hareketinin can-ı gönülden verdiği çabalarla tek taraflı, bu şekilde sonuca götürülemeyeceği açığa çıkmıştır. Halkların, ulusların kimliğini ve kültürünü yaşama, özgür yaşama sorunları, büyük ve tarihi sorunlardır. Kürt sorunu da hem bir halkın kimlik ve kültürünü yaşatma hakkını kazanma sorunudur hem de kendisiyle birlikte tüm halkların özerk, komünal, demokratik birlikteliğini sağlama sorunudur. Bu açıdan Kürtler kadar Türkiye’deki tüm demokratik toplumsal kesimleri de ilgilendirmekte ve aynı potada mücadeleyi büyütme ihtiyacını dayatmaktadır. Öyle görünüyor ki süreç ya çerçevesi yasallaşmış bir müzakereye evrilecek ya da son savaşa, barışın savaşına mecbur kalınacak.
Sürecin son savaşa mecbur kalmaması için Türkiye Demokrasi Güçleri’nin artık en az Kürtler kadar, toplumun demokrasi ve özgürlük sorunları için örgütlenmesi, çalışması ve gece gündüz demeden çabalaması gerekir. Newroz meydanlarından yüreği ve düşüncesi çözümden yana, demokrasiden, özgürlükten, halkların kardeşliğinden, barışından yana olan herkesin, yüreğini düşüncesini ve çabasını 30 Mart günü Türkiye’de HDP, Kürdistan’da BDP oy pusulalarına vuracakları mühürle somutlaştırmaya çağrıldı. Bu çağrıya Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Arap, Rum, Ermeni, Süryani, Alevi, Yezidi, kadın, genç herkesin kulak kesilmesi ve iradesini, oyunu buna göre özgürlük vicdanıyla kullanması tarihi bir görev olmaktadır.
Herkes; Demokratik Türkiye, Özgür Önderlik, Özgür Kürdistan, Özgür Kadın, Özgür Yaşam için, HDP ve BDP demeli.