
Newroz sadece bir bayram değil bir direniş ve mücadele günüdür.
2019 Newroz kutlamaları bunu bir daha gösterdi. Bu Newroz’da her yer Newroz alanı haline geldi. Dağ başlarından şehirlerin meydanlarına, karanlık zindanlara kadar her yer Newroz ateşiyle aydınlandı.
Erdoğan-Bahçeli çetesi 7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana bu iradeyi gösteren halkı ezmek için her yola başvurdu. Bunca saldırıya, katliama, zulme ve tehdide rağmen halk iradesine sahip çıktı. Dahası iradesini korumak ve kabul ettirmek için her türlü bedeli ödemeye hazır olduğunu gösterdi. İşte bu direniştir ki faşist diktatörlerin yüreğini hoplattı, aklını başından aldı. Erdoğan ve Bahçeli bu korkuyla konuşmaktan öte böğürüp duruyor. Küfürler, hakaretler, tehditler yağdırıp halkı korkutmaya, sindirmeye kalkışıyor. Erdoğan açıkça Kürtleri Güney Kürdistan’a sürmekle tehdit ediyor.
Kendisi bütün memleketin sahibi ve ağası gibi konuşuyor.
“Ama Kürdistan diye bir bölge yok. Ha sen Kürdistan’ı çok mu seviyorsun? Irak’ın kuzeyinde var. Defol git oraya! Defol! Seninle beraber oraya gelmek isteyenler varsa onları da al git.” diye deli dana gibi böğürüyor. Bununla da yetinmiyor:
„Son günlerde biti tekrar kanlanan bölücü örgüte Kandil’i, Sincar’ı, bulunduğu her yeri mezar etmek için bu seçimden güçlü çıkmalıyız.“ diyerek gerçek niyetini ortaya koyuyor.
Erdoğan ve suç ortakları korkudan ne dediklerini bilmiyor. Halka söyleyecekleri yeni bir vaadleri, güzel bir sözleri kalmadı. Söyleseler de inandırıcılıkları kalmadı. Bütün parlak nutuklarına rağmen ekonomiyi de batırdılar. Memlekette ilk defa patates-soğan kıtlığı başladı. Bu nedenle dönüp dolaşıp halkı kışkırtmaya, kandırmaya çalışıyor. Ezan, Kuran, bayrak, başörtüsü, idam cezası, şurayı işgal ederiz, burayı ezeriz diyorlar. O da yetmeyince taa Yeni Zelanda’da hesap soracaklarını iddia ediyorlar. Halka işsizlik, açlık, savaş, katliam, idam ve mezardan başka vaatleri yok.
Erdoğan-Bahçeli çetesi kantarın topuzunu bu kadar kaçırınca cemaatleri iyice zıvanadan çıkıyor:
“Bu düşmanları da bu memlekette yok edene kadar, kanımın son damlasına kadar mücadele verip, Rabbimin izniyle de bunları içte ve dışta da hepsinin anasını belleyeceğiz arkadaşlar...“
Erdoğan’ın büyük bir zindan ve toplama kampı haline getirmek istediği Türkiye’nin durumu budur.
PKK’liler, HDP’liler, CHP’liler derken sıra SP’liler ve hatta Erdoğan’ı yeterince desteklemeyen şüpheli(!) AKP’lilere kadar gelmiştir. Artık Erdoğan’a karşı çıkan, onu eleştirenlerin yanında yeterince desteklemeyen kararsızlar da aynı suçlamaların, tehditlerin hedefi olmaktadır. Bütün diktatörler gibi Erdoğan da kendisini desteklemeyen herkesi düşman olarak görmekte ve her yolla ezmek için saldırmaktadır.
Türkiye 30’ların tek parti devrine, 80’lerin Evren diktası dönemine benziyor.
Temel politikaları “Kürtler düşmandır, Kürtlere düşman olmayan da düşmandır, ezilmelidir” hedefidir.
Amed zindanının başgardiyanı Esat Oktay 82 Newrozunda yediği darbeyle yıkıldı.
Türkiye zindanının zalim başgardiyanı Erdoğan da 2019 Newrozu ile yıkılma sürecine girmiş bulunuyor.
Zülküf Gezen ve Uğur Şakar adlı direnişçiler bu sürecin sembolü ve ifadesi oldular. Ailelerine ve tüm halklarımıza başsağlığı diliyorum. Onların anısına bağlı kalmak onların mücadelesini yükseltmekle olacaktır.
Erdoğan diktasına karşı olan herkes Kürtlerle birleşmek zorundadır. Erdoğan-Bahçeli çetesinin şantajlarından, tehditlerinden korkup Kürtlerden uzak durmaya kalkışanlar Erdoğan’ın kucağına düşer ve faşist diktatörlüğün oyuncağı olur. Faşist diktatörlük ile HDP arasında mesafe ayarı yapanlar halkların özgürlük istemlerine, demokrasi mücadelesine zarar verip diktatörlüğe güç vermiş oluyor.
Newroz alanlarında haykıran milyonlar Leyla Güven oldu yürüdü, Zülküf Gezen ve Uğur Şakar oldu sembolleşti.
Newroz kutlamaları bir daha gösterdi ki, halka bir mezarı bile çok görenler Mazlumların, Ferhatların, Hayrilerin, Kemallerin, Mahsumların açtığı direniş yolundan giden halkın yürüyüşüyle yıkılacaklardır.
„Tecride hayır, Öcalan’a özgürlük“ diyerek direnen Leyla Güven ve tüm direnişçilere selam olsun.