Bugün sizleri 23 yıl öncesine götürmek istiyorum. Benim Newroz’la ilk tanıştığım yıla. Silvan’a gideceğiz hep beraber. O sıcak, yakıcı yıllara! Faili meçhul cinayetlerin kol gezdiği, herkesin birbirinden korktuğu yıllara.

Misafir gibi gidip tam bir ev sahibi gibi döndüğüm Silvan!  Benim hayatın gerçekleriyle tanışmamı sağlayan bir avuç ilçe. Bu bir avuç yerin dünya görüşümü yerle bir edeceğini aklımdan bile geçirmemiştim. Ölümle hem de defalarca yüzleşmek ise çok korkuttu, çok cesur yaptı, çok olgunlaştırdı beni.  Hem de devletin katil yüzünü görmemi sağladı.

Kürt çocuklarının birer Sisifos olduğuna orada tanık oldum.  

21 Mart sabahı işe giderken olağanüstü bir telaşla, coşkuyla  karşılaştım. İstisnasız yedi yaşındaki çocuklar kendilerinden büyük otomobil lastiklerini iterek Newroz meydanına götürmeye çalışıyordu. Bu çocuklar ufacık gövdeleriyle karşılarındaki güce kafa tutuyorlar, güvenlik güçlerine her sokak başında ateş yakarak kök söktürüyorlardı.

O yıllarda Newroz kutlamak yasak, ‘’Nevruz’’ kutlamak serbestti.  Kürt  Sisifosları  yeni bir ülke yaratmak için, Kürt dağlarında açan sarı-kırmızı-yeşil çiçeklerin solmaması için mücadele ediyorlardı. Yine o zamanlar Sisifoslara bu üç renk yasaktı. 

Sisifos Tanrılara meydan okumuştu, Silvanlı Kürt Sisifosları da kendini Tanrı gören bölgede kan kusturan, faili meçhul cinayetler işleyen, sokağa çıkma yasağı ilan eden, evleri yakan devlet adına orada bulunan görevlilere meydan okuyorlardı.

Hava kararmaya başlamıştı. Havanın kararmasıyla birlikte Kawa’nın cesur Sisifosları Silvan’da karanlığı aydınlığa çevirdiler. Her sokakta, evlerin çatılarında Newroz ateşi tutuşturuldu. Evimizin çatısına çıkıp baktığımda, ilçe alevlerin arasında halaya durmuştu adeta. Tilili sesleri göğe yükseliyor, ‘’Bijî Kurdistan’’ sesleri  dağlarda yankılanıyordu. Benim en çok ilgimi çekense dağlarda yanan Newroz ateşiydi. Dağlar benim için ulaşılmazken orada alevlerin göğe yükselmesi inanılmazdı.

Ateşin büyüsüne kapılan gençler korkusuzca ateşin üzerinden atlarken zafer işareti yaparak “Bijî Newroz” “Bijî Serok Apo” diyordu. Ve ben o gün anlamıştım ki Apo ne düşünüyorsa Kürtler de onu düşünüyordu.

Ben çatıdaydım ama sokaklardaki coşku beni çağırıyordu. Otomobilimizin yedek lastiğini alıp aşağıya indim ve onlara karıştım. Ben artık onlardan biriydim. Ben de Sisifos olmak Dehak’a meydan okumak istiyordum. Lastiği yanan ateşin üzerine fırlattım ve hiç bilmediğim halaya ve Kürtçe sloganlara karıştım. 

Ben o anda Türk değil Sisifos’tum. Onları anlamam için gözyaşlarına karışmam, acılarını içimde duymam gerektiğine inanıyordum. O gün bugündür  Kawa’nın çocuklarının acısını kendi acım bildim. Ve onları çok iyi anladığımı sanıyorum.

Biz Kawa’nın yaktığı ateşi harlandırırken Dehaklar’ın saldırısına uğradık. Ve ben Dehak’ın ne olduğunu da o gün yani Kürtlerin direniş bayramında öğrenmiş oldum. Kendim Türk kimliği taşısam da zihin mekanizmam tamamen Kürt olmaya doğru gidiyordu.

Sonra, “Şehit namirin” “Newroz pîroz be!” sloganlarına Dehak’ların saldırıları başladı. Hiç görmediğim panzerleri de o gün üzerimize homurdayarak gelirken gördüm. Yaşadığımız sevincin, bayramın üzerine amansızca yürüyorlardı ama biz Sisifos olmaya devam ediyorduk. Çünkü biz Newroz direnişiyle barışa doğru yürüyorduk. 

Şimdi de aradan 23 yıl geçmesine rağmen zihnim beni nereye yönlendiriyorsa ben oraya gidiyorum ve ölene kadar Sisifos olmaya devam edeceğim.