Dilbilimi açısından baktığımız zaman Newroz, iki kelimenin birleşiminden oluşmuştur. “New” kelimesi iki anlama gelmektedir: Kurmancî lehçesinde birinci anlamı “yeni”, ikinci anlamı ise “dokuz”dur. “Roz” ise “gün” demektir. İki kelimenin birleşimi ile Newroz adı oluşmuştur. Bu bayramın her iki anlamı da tesadüf değildir. Birinci anlamı ifade edildiği gibi “yeni gün” anlamındadır. İkinci anlamı ise dokuz gündür. 

Newroz, gelenekle yeninin buluşmasıdır. “Yeni” olan, gelenekle kutlanmaktadır. Çünkü Newroz, “yeni gün”dür. Bu özelliği ile kendisini eskilerden ayırmakta, gelenekten aldığı güçle de  toprağa atılan tohumlar gibi geleceğe yeni umutlar atılmaktadır.

Newroz Kürt tarihinde önemli bir yer tutar. 16. yüzyılda Şerefhan tarafından yazılan Şerefname’de şöyle anlatılır: “Kürdistan’a hükmeden Dehak adında bir hükümdarın her iki omuzunda birer yılan başı çıkar. Her bir yılan ancak günde bir   gencin beyni yedirilerek durdurulabilir. Sonraları yılanlara koyun beyni yedirilerek gençler dağlara kaçırılır. İşte bu dağlara kaçırılanlar, sonradan Kürt halkını meydana getirirler.”


Yaygın Newroz anlatımı

Newroz tarihine ilişkin Kürdistan’da günümüzdeki genel rivayet ise şöyledir:

Hicretten 1234 yıl evvel tüm Kürdistan’a Dehak adında çok zalim bir kral hükmederdi. Dehak, bir kayanın başında çok sağlam yaptırdığı kalede oturuyordu. Bu kral, pek çok vahşi hayvan ve yılanlar beslerdi. Kendisi gençlerin beynini yediği gibi hayvanlarına da yedirirdi. Kralı olduğu Kürdistan halkına her gün yenilmek üzere hazırlanmış gençlerin beyinlerinin kalesine getirilmesini emretmişti. Bu emre uyan Kürdistan halkı, her gün kralın kalesine gençlerin beyinlerini götürmeye devam ediyordu. Bir süre sonra halk, bu insanlık dışı beslemeyi aksattı. Dehak askerlerine, emirlerini aksatmış olan halkı toplayıp kaleye getirmelerini emretti. Böylece halk, askerler tarafından toplanıp kaleye götürüldü. Kalede halka işkenceler yapıldı ve birçoğu öldürüldü. Kalanlara, artık her gün yenmek üzere çocuk beyni getirmeleri emredildi. Halktan birçok kimse, çocuklarını korurken öldürüldü.

Bir süre daha çocukların beyinlerini yenmek üzere hazırlayıp götüren halk, sonraları çocuklarını kurtarmak için bir yol buldu. Çocuk beyni yerine kuzu ve oğlak beynini temizleyip götürdüler. Kral Dehak’ın askerleri halk arasında dolaşıp çocukların sayısını devamlı tespit ettiği içinse kurtardıkları çocuklarını dağlara kaçırıp orada asker olarak eğittiler. 

Plan sorunsuz işlerken bir gün, krala götürülen beyinde bir kuzu tüyü çıktı. Kral durumu anladı. Bundan sonra askerlerinin bizzat çocukları kesip beyinlerini hazırlayarak getirmelerini emretti. Bu emirden sonra askerler, çocukları kesip beyinlerini hazırlayarak krala götürüyordu.

Bu sıralarda, kralın oturduğu kaleden üç taş atımı mesafede olan köyde, Kawa adında bir demirci oturuyordu. Kawa, kralın askerlerine silah ve diğer savaş araçlarını yapardı. Üstelik Demirci Kawa da yedi çocuğunun beynini yenmek üzere hazırlayıp krala götürmek için vermişti. Sıra son çocuğuna geldiğinde ise krala karşı tavır aldı. Depolarda bulunan savaş araçlarını çevre köylere dağıttı ve köylülere çocuklarını, mallarını alıp dağlara çekilme çağrısında bulundu. Bu çağrı üzerine birkaç saat içinde tüm köyler boşaldı. Kralın askerlerinin gözü önünde bir anda köyler viraneye döndü. Dağlarda toplanan köylülere Kawa, zalim hükümdardan intikam alınması ve zulme son verilmesi gerektiğini anlattı. Zalim kralın zülmü altında ezilen köylüler, Kawa’nın bu önerisi üzerine kraldan intikam almak için yemin ettiler. 

Eskiden dağlarda eğitim yapanlarla köylüler, Kawa öncülüğünde birleşti. Demirci Kawa’nın komutasındaki köylülerle savaşçılar, iki gün sonra dağlardan inerek zalim Dehak’ın kalesini sardı. Bu isyanda Demirci Kawa’nın elindeki mızrağı bağladığı önlüğü, sarı, kırmızı ve yeşil renklerden oluşuyordu. 

Bir düzine genç savaşçı, gece gizlice kalenin kaya ve taş duvarına tırmandı. Kalenin nöbetçilerini öldürdükten sonra kale duvarlarının önünde bekleyen köylüler ve savaşçılara kalenin kapılarını açtılar. Açılan kapıdan halk, Kawa önderliğinde içeri girdi. Kawa, kralın çığırtkanı için yaptırdığı kılıcı taşıyordu.

İsyancılar, kalede bulunanları hayvanlarıyla beraber öldürdükten sonra çok sağlam olan kaleyi içinde bulunanlarla beraber ateşe verdi. Köylüler ve savaşçılar, yakılan kalenin alevleri etrafında sabaha kadar çalıp eğlendi. Böylece Demirci Kawa önderliğindeki köylüler ve savaşçılar, zalim kral Dehak’ın yönetimini yıkarak kurtuluşlarını kutladı. Bu olayın olduğu söylenen 21 Mart 1234, Hicret’ten evvel Kürt halkının kurtuluş tarihi olarak bilinir ve o tarihten beri kutlanır.

Newroz’a ilişkin başka pek çok anlatı da bulunmaktadır. Bu anlatıların ortak özelliği ise Newroz’un tarihinin zulme karşı direnişi içerdiğidir.


Alevilerde Newroz

Kürt halk kültürünün ürünü olan Newroz birçok halkı ve dini etkilemiştir. Kızılbaş Kürt Aleviliğinde, Newroz’da oruç tutulur. Rumi takvime göre Mart’ın 1’inde (Miladi takvime göre bu 13 Mart oluyor) oruç tutulmaya başlanır. 9 Mart öğleden sonra oruç son bulur. Öğleden sonra pirin evinde büyük bir “zervet” (babiko) pişirilir. İçine bal veya şerbet konulur. Bütün canlar davet edilir. Zervet (“Zer” iç, “vet” çıkarmak demek) ile oruç açılır. Şerbet dağıtılır. Şerbet ile balın zervete konulmasının nedeni, yaşlı kızılbaş Kürtlerin açıklamalarına göre, “canlar arasındaki ilişkileri tatlandırmak, varsa kırgınlıkları gidermek, barışı, dostluğu sevgiyi tatlandırmak amacına yöneliktir.”

Newroz sabahı oruç olmayanlar ise taze su içer, taze su ile yıkanır, hayvanlarına taze su verirlerdi. İlkbaharın başlangıcı, gündüzün aydınlığının gecenin karanlığına baskın hale gelmesi böylelikle de kutlanır.