Dünyanın kutup ucundan, Aborjinlerin ülkesinden, Kürdistan’ın meydanlarında Newroz ateşi ile harlanan yürekleri selamlıyorum.
Adar’ın (Mart ayı) en güzel coşkusudur Newroz… Bilindiği gibi, Adar, Kürtler için birçok anlam ifade etmektedir. Başka bir halkın böylesine yoğun duygularının toplandığı bu anlamda bir günleri, ayları var mıdır bilmiyorum! Oysa Kürtler için öyle mi? Newroz demek, Adar’a sıkıştırılan tüm hüzünlere, kayıplara, savaşlara, yıkımlara, isyanlara, katliamlara isyan gülüşüdür… Televizyonlardan, basından izliyorum, Türkiye ve Kürdistan genelinde Newroz ateşi dalga dalga yayılıyor… İnsan uzakta olunca hatıraları kayıtlı olduğu yerden hemen çıkıveriyor, hüzünlendiriyor, sevindiriyor, öfkelendiriyor, isyan ettiriyor, bazen de ağlatıyor inceden inceye…
Yıllar öncesine gidiyorum… 1992 Cizre Newroz’unu hatırlıyorum. Unutmak mümkün mü? Kürt halkının en güzel bayramında nasıl da üzerine ateş açılmıştı ve onlarca insan Newroz coşkusunu yaşamaya fırsat bulamazken hayatını kaybetmiş, yüzlercesi de yaralanmıştı. Yaralılar hastanelerde gözaltına alınıyordu… Gazeteci İzzet Kezer, işini yaparken tüm insanlığın kabul ettiği, “evrensel bir masumiyet” anlamına gelen beyaz barış bayrağını polise sallarken panzerden açılan uçaksavar ateşi ile katledilmekten kurtulamamıştı.
Aradan 20 yıl geçmesine rağmen 2012 Newroz’un da tıpkı o zamanlar Cizre’de yapılanlar tekrarlanmak istendi, ya da yapılmaya çalışılıyor… İçişleri Bakanı Newroz’u yasakladı. Devlet aklı, had bildirme ve meydan okumayı elden bırakmak istemedi… Her zaman yapıldığı gibi yine susturulmak istendi Kürtler… Yine varlıkları, kimlikleri yok sayılmak istendi… Baskıyla susturmayla çalıştılar. Sonunda ne oldu, Amed Newroz’una halk tüm barikatları yıkıp alanlara girdi, yasağın hiçbir anlamı yoktu onlar için… Kimsenin ölmemesi sevindirici iken, gözaltılar ve yaralılar hepimizi korkuttu… Düğmesinin koparılması 6 ay hapis cezasından başlayan devletin polisi, burnunun kırılmasının hiçbir müeyyidesinin olmadığı milletin vekillerine vahşice saldırdı, Ahmet Türk gibi kişisel hikayesini bile barışa adayan bir Kürt vekiline vandalca saldırdı. Diğer tüm Kürt vekillerini milletleri gibi yerlerde sürükledi, gaza boğmak istedi. İstanbul Newroz’u ise ölümle sonuçlandı. Gazla, sopayla saldırdıkları insanlar arasında Hacı Zengin hayatını kaybetti.
Artık polisin yedek kuvveti olarak sahaya salınan sivil faşistler de meydana salındı, önce polisin dövdüğü bir çocuğu bıçakladılar. “Kürtler bayram kutlamasın” diye. Size mi soracaklar? Bugüne değin sormadılar da bugün mü soracaklar? Ayrıca niye sorsunlar? Bir zamanlar dağların yamaçlarında ateş yakılarak kutlanan Newroz, bugün şehir meydanlarında korkmadan kutlanıyor… Newroz coşkusunu ve direnişini niye size kurban etsinler?Ceberut devlet kafası hala ve ısrarla Kürtleri susturmaya çalışıyor. Kim Kürtleri şimdiye dek susturabildi ki, şimdi özgürlüğün şafağında seslerini kesebilsin? Buna gerçekten inanan var mı?
Görülen odur ki; iki Newroz kutlanıyor. Birini devlet, diğerini Kürtler kutluyor. Devlet döverek, öldürerek, gözaltına alarak, gaz atarak Kürt bayramını bastırmayı kutlarken, Kürtler ise Newroz’u coşkuyla direndikleri bir bayrama çeviriyor… Yıllardır da böyle olmadı mı? Bu çağdışı, zaman dışı devletin her başına gelen bir diğerini aratmadı, zihniyet hep aynı kaldı, maskeler, adlar değişti ama Türk devletinin Kürtlere yaklaşımı hiç ama hiç değişmedi… Bir kez daha iyi dileklerle, bir kez daha barış umuduyla, bir kez daha insanca, bir kez daha Kürtçe; Newroz’un güzel bir geleceğe, barış dolu, eşitlik dolu, özgürlük dolu bir vesile olması dileği ile...
Newroz’u duyan, hisseden, coşkulanan herkesin bayramı kutlu olsun, Newroz’da kaybettiğimiz değerlerimizin, kardeşlerimizin ruhu şad olsun...
Newroz’da kutlu olun...