Habertürk Gazetesi’nde Halkların Demokratik Kongresi (HDK) hakkında çıkan haber, Türk medyasının “yeni 28 Şubat” operasyonlarındaki yerini mükemmel şekilde kanıtladı. Belli ki, Taraf’ın Hatay ve Adıyaman’ı hedef göstermesinden sonra, bu gazete de Kürt Özgürlük hareketiyle ittifak kuran güçlere karşı saldırıya ortam hazırlıyor.
Medyanın “yeni 28 şubatçılığı” böyleyken, Posta Gazetesinde Mehmet Ali Birand, bizi gülümseten bir yorum yaptı; ona göre ufaktan ufaktan “müzakere” belirtileri ortaya çıkıyormuş.
Birand’ın kulağına her kim fısıldadıysa, bilinmeli ki bu fısıldayanın amacı, Newroz’u “atlatmak” için zaman kazanmak olsa gerektir. Çünkü milyonlarca Kürt insanı, bütün gücüyle 21 Mart’a hazırlanıyor. Seçimlerden bu yana amansız bir hal alan “tasfiye ve imha” konseptinin başarısızlığı bu Newroz’da ilan edilecek. Milyonlar alanlardan taşacak ve denecek ki, “örgütü yok ederek” bir yere varamazsınız; artık örgütün halk hareketi yarattığı dönem aşıldı, artık halkın kendisi örgüt yaratıyor; dev bir meşe ağacının her gün dalları budanıyor, tüm gövdesi ateşe veriliyor ve bahar geldiğinde bir de bakmışınız meşenin simsiyah kömürleşmiş gövdesinden fışkınlar boy veriyor.
Durum böyle…  Böyle olduğu için devlet, aynı evrimin Fırat’ın Batısında da, önce Kürt varoşlarında, sonra Kürt olmayan yoksulların varoşlarında, giderek AKP’ye karşı savaşta “ordusuz” kalan sahillerin muhalif kitleleri arasında, aynı zamanda Anadolu’nun Türkmen ve Arap Alevilerinin bağrında gerçekleşmesinden korkuyor.
Kürt coğrafyasında kitleleri “kazanma” mücadelesini AKP kaybetti. Hızla geriliyor; AKP’nin oyları Fırat’ın Batısında yüzde 55’lere tırmanadursun, BDP’nin Fırat’ın Doğusundaki oyları yüzde 80’lere ulaşıyor ve BDP Türkiye çapında barajı aşmaya doğru yürüyor. HDK’ye karşı başlatılan propaganda, demokratik, devrimci sürecin Doğu’dan Batıya doğru istikrarlı bir şekilde yayılıyor olmasını önlemek. Bu dev akımın içinde yer alan Batının zayıf solu, bir anda kitleselleşebilir. ESP’nin, EDP’nin, EMEP’in ve diğer parti ve grupların potansiyel gücünde artış hissedilmiştir.
AKP içindeki odaklar düne kadar kulaklarını Başbakan’dan ayırmazken, şimdi gözlerini Başbakan’ın “sağlığına” diktiler. Her bir odak birer “AK Baba” gibi “ölüm kokusu”nu solumaya çalışıyor. Bu odaklar birbirleriyle daha “sahip” hayattayken “miras” kavgasının ilk işaretlerini verdiler bile. (Biz günahımız kadar sevmesek bile, bu AK Babalara inat, Başbakan’a Allahtan uzun ömürler niyaz ediyoruz.) Böyle bir kavganın yeşillendiği koşullarda, AKP’nin “barış ve müzakere” gibi adımlar atması, teorik bakımdan mümkün olsa da, pratik bakımdan zor.
O nedenle artık AKP içinden sızdırılan “enformasyon” artıkları hiç kimseye inandırıcı gelmiyor. Ve hiç kimse oltaya takılan bu “yemleri” yutarak, atacağı mücadele adımlarından vazgeçmeyi aklının ucundan bile geçirmiyor.  Şu ana kadar kanlı saldırılara ve kitlesel tutuklamalara karşı mücadeleyi daha da yaymak ve derinleştirmek, bu arada AKP’ye karşı güçlü bir blok için çaba harcamak denenmiş ve başarılı olmuş biricik yol. AKP’den beklenecek hiçbir şey yok. Ona karşı yapılacak şey çok.
8 Martı selamlarken, Newroz gösterilerine var güçle hazırlanmak. İşimiz bu. 8 Mart mücadelenin öncü kitlelerini ortaya çıkardı. “Erkek devlet” nasıl mağlup edeceğini bilemediği muazzam bir kadın gücüyle cephe cepheye geldi. Bu Newroz kadının öncülüğünü de ilan edecek.
BDP Eşgenel Başkanı 130 yerde Newroz kutlamasından söz etti. Bu Türkiye çapında bir “referandum”dur. Hükümet bu gösterileri önlemek için her şeyi yapacaktır.
Newroz’un her zamanki Newrozlardan farklı olarak başarıyla ve barışçıl bir biçimde gerçekleşmesi, bana öyle geliyor ki, siyasal durumda yeni ve önemli bir evrenin başlangıcı olacaktır. Birincisi kitlesel demokrasi hareketi daha büyük bir hızla Doğudan Batıya doğru gelişecektir; HDK buna paralel olarak güçlenecektir; ikincisi, CHP’nin sahillerdeki tabanı ve bu partiye oy veren Türkmen ve Arap alevi kesim gözlerini AKP’ye karşı yükselen bu muhalefete daha önyargısız dikecek; üçüncüsü, AKP-Cemaat koalisyonundaki çatlakla birlikte umutlanan HAS Parti’nin de “laikler, Kürtler ve Müslümanlar”dan oluşacak bir tarihsel cephe için harekete geçmesi ihtimal dahiline girecek ve dördüncüsü, eğer Hükümet Newroz’a karşı şiddet uygulamaz, gösterilerin özgürce yapılmasını zorbalıkla önlemeye kalkmazsa, “Kürt baharı”nda korkulan “çatışma” ortamı yumuşayacak ve Öcalan’ın başında yer aldığı müzakereler için elverişli bir iklim meydana gelecek…
130 bölgede yapılacak Newroz böyle “iyimser” sonuçlar da verebilir, Türkiye’yi Suriye bataklığına itekleyen iç ve dış güçler, tam tersine Newroz’a karşı topyekûn saldırıya da geçebilir. Belirtiler var; “yeni 28 Şubat medyası”, “Newroz’a karşı operasyonlardan” söz etmeye başladı bile. Şimdi HDK’nin tüm bileşenleri bütün ihtimalleri hesaba katarak, Newroz’u devrimci bir değişimin çıkış noktası haline getirmek için vargüçle çalışmalıdır.
Nerede bir HDK’li varsa, orada bir Newroz Komitesi vardır!..
Şimdiden “Newroz Pîroz be!”