
İmralı’da tecrit koşullarında sergilediği tarihi duruşla Newroz’un niteliksel bir sıçrama yapmasını sağlayan Kürdistan Halk Önderinin Newroz’unu kutluyorum. Başta Mazlum Doğan olmak üzere, Zekiye, Rahşan, Ronahi ve Berivanlar ve Haci Zenginlerin sömürgeciler ve işbirlikçiler tarafından özünden boşaltılmaya çalışılan Newroz’u tarihi özüne yeniden kavuşturmak için canlarını tereddütsüzce ortaya koyan tüm devrim şehitlerini saygıyla anıyorum.
Yoksayılan, iradesi hesaba katılmayan, Türk ulus devleti içinde
eritilmeye çalışılan ve kültürel soykırım kıskacında tutulmaya çalışılan
Kürdistan halkının yediden yetmişe, kadın-erkek, yaşlı-genç ve
çocuklarıyla sömürgeci-soykırımcı Türk devletine ve onunla özdeşleşmiş
AKP Hükümetine karşı sergilediği Newroz direnişinin önünde bin kez
yürekten eğilerek selamlıyorum.
Tüm içtenlikleriyle halkların eşit-özgür kardeşliğini kaygısızca ve
hiçbir basit politik hesap yapmadan, ilkesel duruş sergileyerek savunan
ve bunun için açlık grevlerine katılan, Newroz alanlarına çıkan Türk
devrimci ve demokrat dostları da saygıyla selamlıyorum.
Hala coşkulu kutlamaları ve serhıldan eylemliliğiyle devam ederek tarih
yazmaya devam eden 2012 Newroz’unu birçok açıdan değerlendirmek
gerekmektedir. Hangi zeminde olduğumuz, Kürdistan halkının ve
dostlarının neyi yapmaya hazır olduğunu görerek hareket etmek için
satırbaşlarıyla da olsa böyle bir değerlendirmeye ihtiyaç vardır.
Roboskî katliamı ile irade kırılmak istendi
Newroz’un gerçekleştiği ortam ve sömürgeci AKP devletinin hesapları neydi?
Birincisi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde ağır bir tecrit ve
baskı uygulayarak sözüm ona başı gövdeden ayırmak suretiyle gövdeyi her
türlü operasyona açık hale getirmeyi hedeflenmiştir. Böylelikle
Kürdistan Özgürlük Hareketi karar alamayacak, aldığı kararları
uygulayamayacak ve böylelikle örgütsel birlik ve dinamizmini yitirerek
tasfiye sürecine girmiş olacaktı.
İkincisi, sömürgeci soykırımcı AKP Hükümeti kış aylarını fırsat bilerek
Kuzey Kürdistan’da karadan ve havadan, Medya Savunma alanlarına ise
yoğun hava operasyonları, top saldırılarıyla gerillaya yönelik kapsamlı
imha saldırıları yürüterek, bu kışı, „gerillanın son kışı” yapacaklardı.
Üçüncüsü, Kürdistan halkının legal demokratik alanına dönük yoğun siyasi
soykırım operasyonları gerçekleştirerek, bugüne kadar 7000 bine yakın
siyasetçi, gazeteci, sanatçı, insan hakları savunucusu rehin alarak Kürt
legal demokratik örgütlülüğünü, birliğini dağıtarak sindirmiş
olacaklardı. Bir taraftan bunu yaparken öte taraftan işbirlikçiliğe
dünden razı, canatan bazı ajan kesimlerin önünü açacaklardı. Bununla
birlikte, görüşmeler ha oldu, ha oluyor, ha olacak yalanları yayılarak,
Kürdistan halkı devletten, AKP’den umut bekler bir konumda tutulmak
istendi.
Dördüncüsü, soykırımcı AKP Hükümeti, Kürdistan halkının direnme
iradesini ve kararlılığını kırmak, korkutmak için Roboskî’de 34
Kürdistanlı genci herkesin gözlerinin önünde vahşice katletti. Bununla
herkesi katliam korkusuyla sindireceklerini sanıyorlardı.
Beşincisi, bazı işbirlikçi-hain birey-aileleri kesimleri ekonomik olarak
palazlandırmak ve etrafında bir toplumsal kesim oluşturmak için
ellerinden geleni yaparak, Kürdistan özgürlük hareketinin toplumsal
zeminini zayıflatacaklardı.
Altıncısı, münafık Fethullah Gülen ve AKP Türk-İslamcı zihniyeti, kutsal
İslamı iğrenç yüzüne bir maske gibi geçirerek, Kürt ulusu ve Kürdistan
özgürlük hareketi için verdiği katliam fermanı gereği, cemaati,
basın-yayın araçlarını, istihbarat olanaklarını, maddi imkanlarını tam
bir özel savaş temelinde harekete geçirmişti. Çamur at, tutmazsa izi
kalır hesabı bir psikolojik savaş yürütmeye başlamıştı.
ABD’nin taşeronluğu ve tasfiye planı
Yedincisi, yapılacak yeni anayasa tartışmalarıyla Kürt halkını yeni bir
anayasa beklentisi içinde oyalayacak, bir sahtekar ve özünde münafık
olan Fethullah Gülen imalatı olan Abant platformu vb. ile bu beklenti
canlı tutulmaya çalışılacaktı. Bununla bir
Sekizincisi, başta Güney Kürdistan yönetimini Kürt özgürlük hareketine
karşı kışkırtma ve çatıştırmak için bir taraftan baskı ve şantaj öbür
taraftan ekonomik ilişkiler üzerinden bunu yoğunca yapmış, sonuç
alacağına kendisini iyice inandırmıştı.
Dokuzuncusu, ABD’nin bölge taşeronluğu karşılığında Roj TV’nin
kapatılması için bizzat NATO devreye girmiş, Kürdistan halkının dünyadan
tecrit edilerek, Kürdistan’da ise yurtsever gazetecileri tutuklayarak,
her türlü baskı-katliam yapmanın zemini yaratılmaya çalışılmıştı.
Onuncusu, uluslararası alanda ve bölgemizde Kürt halkını bir siyasi
statü kazanmamaları için ABD’nin bölgesel işler taşeronluğuna soyunarak
Kürdistan özgürlük hareketini tasfiye etmek için elinden gelen herşeyi
yapmış ve siyasetinin eksenine bunu oturtmuştu.
Daha birçok madde sayılabilir, ayrıntılar aktarılabilir. Ancak varolan durumu satırbaşlarıyla böyle izah etmek mümkündür.
Sömürgeci AKP devletinin yöneticileri ve Fethullah Gülen cemaati,
toprağı kazmış, tohumu ekmiş, gübreyi vermiş ve Kürdistan topraklarından
ve Kürt ulusunun içinden birlik, örgütlülük, direnme gücü ve iradeleşme
değil; zayıflama, parçalanma, kendine güveni yitirme, umutsuzlaşma ve
bir daha belini doğrultamayacak duruma gelmiş bir yapının ortaya
çıkacağı beklentisi içine girmişti.
Sömürgeci-soykırımcı AKP’nin kurmaylarından Bülent Arınç ve sömürgeci
sistemin içişleri bakanı zaferlerini ilan ettiler. İstanbul Emniyet
Amiri, ‘bir daha bellerini doğrultamazlar’ dedi.
Artık Kürdistan halkının sömürgeci AKP devletinden bir beklentisi
kalmamıştı. Çünkü Önder Apo’nun barışçıl çabaları, yol haritası,
protokoller, barış elçilerini gönderme ve tek taraflı olarak ilan edilen
ateşkesler ve Oslo görüşmelerine rağmen Kürdü ve Kürdistan’ı yoksayma
ve yoketme planı olan Şark Islahat Planı hala yürürlükteydi. Bu
anlaşıldı. Herkes bu çıplak gerçeği gördü. Biraz gecikmeli oldu ama
görüldü.
Vahşete karşı tek yol: Serhildan!
Beyaz faşizm ile yeşil faşizm arasındaki farkın sadece bir renk farkı
olduğunu Kürdistan halkı kendi gözleriyle, AKP’yi tecrübe ederek, kendi
deneyimleriyle görmüş oldu. Ha kaba Türkçü faşizm, ha kutsal İslam
dinini kendisine maske yapmış yeşil faşizm! Her ikisinin de derdi, Türk
ırkına dayalı ulus devleti ilelebet müdafaa ve muhafaza etmek olduğu
ortaya çıkmıştır. Kürdistan halkı özgürlük mücadelesini yükselttikçe
yüzündeki maske düştükçe, iğrenç Türkçü-ırkçı faşist karakter ortaya
çıkmaya başlamıştır.
Kürdistan Özgürlük Hareketi 2012 yılını bir final yılı olarak ilan etti.
„Êdî Bes e, An Azadî, An Azadî, Önder Apo’ya Özgürlük, Kürdistan’a
siyasi Statü“ şiarını yükseltti. Artık dayanılması, sabredilmesi zor bu
sömürgeci vahşet karşısında, tek bir çıkar yol vardı: Serhildan!
2012 Newroz’unda gerçekleşen halkımızın bu görkemle Serhildan tavrı
oldu. Eğer bu kadar uzatılan barış eline rağmen, bu el sürekli bir
biçimde kırılmaya ve kökünden koparılmaya çalışıldıysa, her halde Kürt
halkının da durup beklemesi olmazdı. Olmadı da zaten. Kürdistan halkı
hem Kuzey Kürdistan’ın bütün şehir, kasaba ve köylerinde hem de
metropollerde üzerinde Türkleştirme politikası uygulanan Kürt halkının
bulunduğu her yerde Newroz’un „Êdî Bes e, An Azadî, An Azadî, Önder
Apo’ya Özgürlük, Kürdistan’a siyasi Statü” şiarı temelinde serhildanla
kutlanması çok önemli bir sonuçtur.
Sömürgeci sistemin başı, yeni dahak Tayyip Erdoğan’ın Newroz’dan bir
süre önce valilerle, emniyet amirleriyle toplantılar yapıp, Newroz’a
katılımı en aza indirmeye çalışması ve en önemlisi de, Amed ve İstanbul
Newrozlarını sudan bahanelerle yasaklamasına rağmen ortaya çıkan tablo
üzerinde önemle durmak gerekir. Öyleki hem Amed’de Newrozu yasaklıyor,
alana gitmek isteyen belediye araçlarına el konuluyor. Bu Kürdistan’da
sömürgeciliğin, sömürgeci idare sisteminin ne anlama geldiğini en
çarpıcı ortaya koyan bir zulüm uygulamasıdır.
Bu zulüm ‘’Dolayısıyla bir toplum için özyönetim hayati önemdedir.
Özyönetimden yoksun kalmış bir toplum sömürge olmaktan kurtulamayacağı
gibi, bunun doğal sonucu olarak asimilasyon ve soykırımla süreç içinde
yok olması kaçınılmazdır. Öze yabancı yönetimler iktidarın en zorbaca ve
sömürgen biçimini temsil ederler. Dolayısıyla bir toplum için en
hayati, ahlaki, bilimsel ve estetik görev, özyönetim gücüne erişmektir.
Bu görevi başaramayan toplumun ahlaki, bilimsel ve estetik gelişimi
mümkün olmadığı gibi, siyasal ve ekonomik kurumlaşma ve gelişmesi de yok
olur.” (Önderlik) gerçeğini ortaya koymuştur. İşlerin öyle bazılarının
sandığı gibi, yerel yönetimlerin özerklik çerçevesinin biraz daha
genişletilmesi veya belediyecilikle olacak işler olmadığını, Kürt
ulusunun, Kürdistan’da kendi kendisini yönetmesinin sadece bir
zorunluluk değil, aynı zamanda, doğal, ahlaki ve insani bir hak olduğunu
ortaya koymaktadır.
Yeşil faşizm de Kürdistan’da iflas etmiştir
2012 Newrozunun ortaya çıkardığı sonuçları şu temelde ortaya koymak mümkündür:
Birincisi, Kuzey Kürdistan’ın artık elinden kaydığını görerek, bunu
Türk-İslam senteziyle, din kardeşliği yalanıyla kurtarmak isteyen AKP ve
Fethullah Gülen siyasetine son vermiştir. Bu kadar vahşice
saldırmasının altında yatan yenilmiş olmanın ruh hali ve intikam
duygusudur ve yeşil faşizmin de Kürdistan’da iflasıdır. Kürt ulusunu
Türk İslamıyla oyalama, yeniden Türk devletinin içinde eritme stratejisi
boşa çıkmış, önemli bir kırılma yaşamıştır.
Kürdistan Özgürlük Hareketi ve Kürdistan halkı daha fazla Kürt Halk
Önderi Abdullah Öcalan ile her bakımdan birleşmiş, bütünleşmiştir. Bunu
hiçbir gücün engelleyemeyeceğini çok çarpıcı bir biçimde sergilemiştir.
Bu Newroz, bu anlamda bir Önder Apo ve PKK Newrozu olmuştur. PKK ile
Kürdistan halkı arasına mesafe koymayı planlayanlar, Newroz alanlarında
milyonların kurşun, panzer, bomba ve barikatlarına rağmen „Edi Bese An
Azadî, An Azadî, Önder Apo’ya Özgürlük, Kürdistan’a siyasi Statü” ve
‘’PKK Halktır, Halk Burada” sloganlarıyla ortaya çıkması, AKP devletinin
stratejini gerçek anlamda yerle bir etmiştir.
Kürdistan halkı bu Newroz’da Türk sömürgeciliğinin hiç ama hiçbir
engelini tanımayacağını ortaya koyma bilinç, cesaret, kararlılığını
ortaya koymuş, Önder Apo ve kendi özgürlüğü için her bedeli ödemeye
hazır olduğunu göstermiştir. Çatışa çatışa alanlara çıkması gerçekten de
önünde binlerce kez selamlanması gereken bir kahramanlık duruşudur.
Böyle bir ruh ve kavrayışla, sömürgeci terörün yurtsever ve BDP
yöneticisi olan Haci Zengini katletmesi, yüzlercesini yaralaması ve
yüzlerce insanımızı tutuklamasına rağmen engelleri barikatları kırarak,
tarihinin en kitlesel Newrozunu kutlamayı başarmıştır. Sömürgeci AKP
devleti Kürdistan halkının iradesini kırmak istemiş, ancak iradesini
kırdırmıştır.
Kürdistan halkı artık AKP Hükümetinden ve genel olarak Türk devlet ve
siyasetinden, anayasadan, parlamentodan bir beklentisinin olmadığını,
artık Demokratik Özerklik’i inşa etmede yaşanan yetersizliği aşma
kararlılığına ulaşmıştır.
Her alanda görkemli direniş sergilenmiştir
Bu Newroz’un ortaya çıkardığı diğer bir gerçek ise Kürdistan halkının
kendisini, kendi topraklarında sömürgeci polis ve ordu birliklerinin her
türlü faşizan saldırılarından korumak için kendisini hızla savunma
birimleri temelinde örgütleme ihtiyacının hayatiyet oluşturduğunu
göstermiştir.
Kürdistan gençleri gerçekten de sömürgeci polis güçlerine karşı
kahramanca direnmiş, meydan okumuştur. En eşitsiz koşullara rağmen
görkemli bir direniş sergilemişlerdir. Eğer biraz daha savunma temelinde
örgütlense, aslında polis güçlerini Kürdistan şehirlerinde çok
rahatlıkla etkisiz kılabilecek bir güce sahip olduklarını, kendi
kasabalarını, şehirlerini, mahallelerini savunabileceklerini, yani
Demokratik Özerklik’in kurumlarını geliştirme ve onları savunma
temelinde geliştirilecek bir örgütlülükle rahatlılıkla sonuç
alınabileceğini de başta Amed Newrozu olmak üzere, Cizre, Gever, Şırnak,
Silopi, Kop, Malazgirt, Nusaybin, Kızıltepe, Batman ve daha birçok yer
göstermiştir.
Tam bir seferberlik ruhuyla harekete geçerek, Newroz’un kurtuluşçu,
özgürlükçü, direnişçi ve birlikçi ruhunu yaşamın bütün alanlarında
örgütleyerek, kahramanlık haftasını Önder Apo’nun Doğum günüyle
birleştirmek gerekir.
Sömürgeci AKP Hükümetinin ağzı salyalı polislerinin İstanbul’da
halkımıza ve dostlarımıza saldırdıklarını gördük. Hele hele Kürdistan
şehirlerinde, gençlerimize, çocuklarımıza, yaşlı ana-babalarımıza tam
bir gözü dönmüşlükle saldırdıklarını gördük. BDP’nin Cizre İlçe binasına
giriş ve oradan kadınlarımıza nasıl vurduklarını ve saçlarından nasıl
sürüklediklerini, gençlerimizi, yaşlılarımızı nasıl dipçiklediklerini,
kanlar için bıraktıklarını gördük. Ve birçok yerde evlerimize,
insanlarımızı silahla nasıl taradıklarını gördük. Sokaklarımız zehirli
gazlarla dolduruldu.
Ve en önemlisi Önderliğimizin posterlerine nasıl ateş edildiğini,
bayrağımıza, kesk û sor û zerimize, kutsalımıza nasıl saygısızlık ve
hakaret ettiklerini gördük. Hiçbir Kürt bu sahneleri unutmamalı.
Hafızasına bir daha silinmemek üzere kaydetmelidir. En küçük fırsatta
her Kürt ve Kürdistanlı bütün bunların hesabını fazlasıyla sormanın
hazırlığı içinde olmalıdır. Sömürgeciliğin, katliamın, inkarın, zulmün,
hakaretin ülkemizdeki simgesi olan Türk bayrakları ve sembollerine artık
hiçbir Kürt ve Kürdistanlı müsaade etmemelidir. Ve sömürgeci sistemin
başbakanı Tayyip Erdoğan, Kürdistan halkının işkencecileri ve katil
sürüsü polislerine teşekkür etmiştir. İçişleri bakanı ise zam müjdesi
vermiştir.
Kürt halkının yönü İmralı olmuştur
Böyle bir durumda önümüzdeki dönem de görev ve sorumluluklarımız da
kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. AKP Hükümeti görkemli Newroz
kutlamalarının hemen ardından Kürdistan halkı ve dürüst, yurtsever Kürt
siyaseti için hiç değeri olmayan „yeni yol haritası”nı devreye koyarak,
Kürdistan halkını ve Kürt siyasetini yeniden oyalamaya, dönem görevleri
hakkında tereddüt yaratmaya çalışmaktadır. Tümüyle aldatmaya yönelik bu
tür açıklamalar ne ciddiye alınmalı, ne de tartışılmalıdır. Bırakalım
kendileri çalıp-kendileri oynasınlar.
Bu anlamda 2012 Newroz’u birçok eski, pasif, savunmacı, tereddütlü,
alışılagelmiş tarzları aşmada önemli bir rol oynamış, yeni dönemin
renginin nasıl olması gerektiğini de bir giriş olarak ortaya koymuştur.
Bütün bunları temel alarak, üzerinde yeni dönemi geliştirip
şekillendireceğimiz bir ortam şekillenmiştir. Şimdi sorun, bu girişi
geliştirme, adımları büyütme ve hızlandırma görevlerini yerine getirerek
zafer ipini göğüslemektir.
Kürt halkının yönü ve doğrultusu, her zaman olduğu gibi, Ankara değil İmralı, dağlar ve Amed olmuştur.
Bizim için net olan bir gerçeklik varsa o da şudur: Ne kadar ulusal
birlik, örgütlülük, ulusal kurumlaşma, direnişimiz ve süreklileşen
Serhıldanımız varsa o kadar çözümünüz vardır. Diğeri ve gerisi hikaye!
HERDEM SERHILDAN