Siyasetçinin işi toplumun sorunlarına siyasi çözüm bulmaktır. Siyasetçiler sorunlara çözüm bulamayınca askeri göreve çağırırsa kendisini lüzumsuz işgalci(fuzuli şagil) durumuna düşürür. İktidarı göstermelik hale gelir ve küçük bir darbeyle hatta süngü sesiyle devrilir gider.
Erdoğan diktası sorunları çözmekten aciz kaldıkça askere ve askeri yöntemlere sarıldı. 7 Haziran 2015 seçimlerinde ortaya çıkan halk iradesine saygılı olmadı. Bu iradenin gereğini yerine getirmedi. Tam tersine halkın iradesini yok saydı ve yok etmek için her yola başvurdu. Dersim soykırımından sonra ilk defa onu bile geçen soykırımlar yapıldı. Bütün dünyanın gözü önünde Cizre, Şırnak, Sur, Nusaybin, Lice ve Yüksekova başta olmak üzere birçok şehir yerle bir edildi. Bu hedefler tesadüfen seçilmiş değildi. Özellikle 91-92 serhildanlarından beri her türlü zulme karşı ayakta olan ve 7 Haziran seçimlerinde HDP’ye en çok oy veren yerlerdi. Adeta özgürlük hareketinin bayrakları ve kaleleriydi.
Erdoğan diktası, halka karşı diz çöktürme harekatına başladığında „Ya baş eğin ya da baş verin“ diyordu. Suç ortağı Bahçeli ise Türkçe’nin meşhur deyimini bozarak „Baş üstünde baş, taş üstünde taş kalmamalı“ diyordu. Aslı „Taş üstünde taş, omuz üstünde baş...“tı ama ülkücü başbuğun Türkçesi bu kadardı. İşte bu faşist-ırkçı kafa sonucu ne taş, ne omuz, ne de baş bırakıldı. Çünkü yakılıp yıkılan evlerin bodrumlarındaki yaralı insanlar da gazla yakıldı. Cenazeler tanklarla-tomalarla ezilip tanınmaz hale getirildi. Cenazeler parçalanmış olarak hafriyat kamyonlarıyla çöpe atıldı. Hala kesin ölü sayısı bilinmiyor. Hala kayıp cenazeler var.
Saldırının bir parçası olarak HDP’li vekiller ve seçilmiş tüm yöneticiler, BDP yöneticileri zindanlara atıldı. OHAL saldırılarıyla bölgede demokrat kamu görevlisi bırakılmadı.
Rojava’ya ve Şengal’e yönelik işgal girişimleriyle oradaki halk da susturulmak istendi.
2017 Newroz kutlamaları bütün bunlara halkların kesin cevabı oldu. Newroz sadece bir kutlama-anma günü değil, özgürlük için mücadeleyi yükseltme günüdür. Her Newroz yeni bir gün demektir ve yeni bir başlangıçtır.
Mazlum Doğan, 82 Newroz’unda üç kibrit çöpüyle karanlığı yırtan kıvılcımları çakmıştı. Şimdi o ateş dağları, ovaları ve şehirleri sarmış bulunuyor.
Halk, Newroz alanlarında gösterdi ki, diri diri yakılsa da, baş verse de baş eğmeyecektir.
Halk, geçmişte olduğu gibi bugün de köleliğe-sömürgeciliğe karşı eşit, özgür ve barış içinde bir yaşam için her türlü bedeli ödemeye hazırdır.
Halkın her fırsatta ortaya koyduğu özgürlük iradesini kanlı katliamlarla bastıracağını zannedenler bir kez daha yenilgiye uğramıştır. İşte Erdoğan’ı ve fedailerini deli danaya çeviren de bu durumdur.
Erdoğan halkların iradesini kırmak ve gasp etmek için memleketi zindana çevirdi. Ağzını açan zindana atılıyor. Halkı hakaretle, tehditle, şantajla, katliamlarla susturup rehin almak istiyor. Ama buna rağmen halkın direnişi ve yükselen tepkileri onu korkutuyor.
Referandum’un torbada keklik olmadığı ortaya çıktıkça kaybetme korkusu daha da artıyor.
Bu korkuyla, aynı pervasızlıkla bütün dünyaya saldırıyor. Böylece kendi taraftarlarına „Dünyaya kafa tutan, posta atan büyük lider“ havası vererek ayakta kalabileceğini zannediyor. Kavgayı büyüterek zaman kazanmaya ve kaçınılmaz akıbetini geciktirmeye çalışıyor. Oysa, „Yeni Osmanlı“ macerası, Rojava’da ve Deyrezzor çöllerinde trajik biçimde bozguna uğradı. Abdülhamit gibi ümmetin halifesi olmak artık rüya bile değil.
Erdoğan diktası „fuzuli şagil“dir. Yani lüzumsuz işgalcidir.
Bu nedenle darbeler dönemini de açmıştır. Her gün yeni bir darbe söylentisi çıkıyor ve aslı olmasa da insanlar inanıyor. Ama bir darbe ya da komplo ile değil halkın HAYIR oylarıyla ve demokratik direnişiyle gitmelidir, gidecektir.
Erdoğan diktası 7 Haziran’ı anlamadı, anlasa da halkın iradesini gasp etti ama 16 Nisan’ı anlamalı ve halk iradesini onlara da kabul ettirmelidir.
HAYIR herkes için de HAYIR’lı olacaktır.