Bakırköy Cezaevi’nde 93 gündür açlık grevinde olan ve 39 kiloya düşen Belgin Kanat, fiziki olarak zayıflasa da iradesinin her geçen gün daha da güçlendiğini belirterek, “Hiçbir zaman kendimizi bu kadar iyi hissetmemiştik. Newroz’un diriliş ruhuyla direnişimizi yaşayacağız” dedi.
DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in cezaevinde 79. günden sonra Amed’deki evinde sürdürdüğü ve 132. gününde olan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, 16 Aralık’tan itibaren Türk cezaevlerinde yayıldı. 16 Aralık’ta 10 cezaevinde başlayan ve 36 tutsağın dahil olduğu ilk grubun eylemi 94, 17 Aralık’ta 3 cezaevinde başlayan 10 tutsağın eylemi 93, 26 Aralık’ta 13 cezaevinde başlayan 35 tutsağın eylemi de 84. gününde. 2 Ocak’ta bir cezaevinde bir tutsağın başladığı eylem 77, 5 Ocak’ta 26 cezaevinde 100’ü aşkın tutsağın eylemi 74. gününde. 15 Ocak’tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi de 63. gününe girdi. Son olarak 17 Ocak’ta bir cezaevinde 3 tutsak, 27 Ocak’ta bir cezaevinde 5 tutsak, 28 Ocak’ta bir cezaevinde 2 tutsak, 29 Ocak’ta, bir cezaevinde 3 tutsak, 15 Şubat’ta da 8 tutsak daha eyleme katıldı. Tutsaklar adına Deniz Kaya tarafından yapılan açıklamaya göre 1 Mart’tan itibaren tüm cezaevleri eyleme dahil oldu. HDP Milletvekilleri Dersim Dağ, Tayip Temel ve Murat Sarısaç da Amed’de eylemdeler. Ayrıca Güney Kürdistan’ın Hewlêr kentinde HDP’li Nasır Yağız 118 gündür; Mexmûr’da İştar Kadın Meclisi Üyesi Fadile Tok, 58 gündür; Germiyan’da Herêm Mehmûd, 24 gündür eylemde. Açlık grevi eylemcilerinin tek bir talebi var; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması.
39 kiloya düştü
Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde 17 Aralık’tan beri süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan Belgin Kanat, bir mesaj gönderdi. 39 kiloya düşen Kanat, eyleminin 92. gününde yazdığı mesajda, şunları ifade etti: “Leyla Güven ile Nasır Yağız şahsından bütün arkadaşları selamlıyorum. Bugün direnişimiz 92. gününde. Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için başlattığımız eylemi 92 gündür kararlı bir şekilde sürdürüyoruz. Şimdi ve bundan sonra da amacımıza ulaşıncaya kadar daha büyüyerek ve yükseltilerek devam edecektir. Bizler hiçbir zaman kendimizi bu kadar iyi hissetmemiştik. Newroz’un diriliş ruhuyla direnişimizi yaşayacağız. Şimdiden baharın özgürlük kokusu bizlere geliyor.
İradem güçleniyor
Fiziki olarak eylemin etkisiyle zayıflasam da iradem her geçen gün daha da güçleniyor. Çünkü ruhumu ve bedenimi maneviyatla doyuruyorum. Onun için bütün direnen arkadaşlar gibi ben de moral ve coşku olarak iyiyim. Bedel ne olursa olsun ödemeye hazırım. Bizler zindandaki eylemciler olarak herkesin Newroz’unu şimdiden kutluyoruz. Son muhteşem olacak.”
Görüşe çıkamadı
Malatya E Tipi Cezaevi’nde 5 Ocak’ta girdiği açlık grevini sürdüren Şemsettin Aykaç’ın (33) kardeşi Hayrettin Aykaç (29) ağabeyinin bulunduğu cezaevinde ağabeyiyle birlikte Mehmet Bilgin Oğuz, Sertaç Çelik, Mazlum Dinç’in açlık grevinde olduğunu, bu kişilerin hepsinin aynı hücreye alınarak yanlarına refakatçi verilmediğini söyledi. Ağabeyiyle aynı odada kalan ve açlık grevinde olan Mehmet Bilgin Oğuz’un durumunun iyi olmadığını ve görüşe çıkamadığını ifade eden Aykaç, cezaevine giden mektupların ise açlık grevindekilere verilmediğini aktardı.
Hayrettin Aykaç
Aykaç, “Halktan şu isteği vardı. Bütün herkesin bu açlık grevini sahiplenmesini ve bunun için onların da dışarıda bir şeyler yapmasını istiyor” dedi. Taleplerinin dikkate alınmasını isteyen Aykaç, “Sayın Abdullah Öcalan’ın üzerinde uygulanan tecridin kaldırılmasını talep ediyorlar. Bu haklı bir taleptir” şeklinde konuştu.
Bedenlerimiz feda olsun
Alanya L Tipi Kapalı Cezaevi’nde 5 Ocak’ta Mesut Canbey, Ramazan Sayan, Nevin Gökçe ve Zelal Başboğa; Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi’nde ise 26 Ocak’ta Gurbet Öztürk ve Hacire Çay süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemini başlatmıştı. Sayının 1 Mart itibariyle 9’u kadın olmak üzere toplam 60’a çıktığı öğrenildi. Çocuklar ve hastalar dışında cezaevindeki tüm siyasi tutsakların açlık grevinde olduğu aktarıldı.
Cezaevi idaresi, açlık grevinde olan tutsaklar hakkında disiplin soruşturması başlattı. B1 vitamini verilmiyor, revire gelmeyi kabul etmediklerini için şeker, kilo ve tansiyon ölçümleri yapılmıyor. Tutsaklar, kamuoyuna şu mesajı gönderdi: “Bedeli ne olursa olsun eylemimiz sürecektir Sonunda ölüm bile olsa direnip; eylemimizi zaferle taçlandıracağız. Önderliğimiz üzerindeki tecrit kırılana kadar eylemde olacağız. Açlığa ve ölüme yatırdığımız bu bedenlerimiz Önderliğimiz için feda olsun.”
Tek böbreğiyle eylemde
Şakran Cezaevi’nde 9 yıldır tutuklu olan İhsan Balkaş da 1 Mart’ta başlatılan açlık grevi eylemcilerinden. Balkaş daha önce bir böbreğini yitirmesine rağmen eyleme dahil oldu. Amed’de yaşadığından dolayı çocuğunun görüşüne son iki yılda ancak bir kez gidebildiğini söyleyen anne Habibe Balkaş (70), “Çocuklarımız, kimsesiz değil. Çocuklarımıza sahip çıkıyoruz. Her zaman onların mücadelelerinin arkasındayız” dedi.
AMED
Alnımız açık; onurlu büyüttük
Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde “örgüt üyeliği” iddiasıyla 2.5 yıldır tutuklu olan Aziz Tufan da açlık grevinde. Görüşe gittiği 6 Mart’ta öğrendiğini aktaran Aysel Tufan (48), Leyla Güven’e destek olmak için HDP Amed İl binasında 10 Aralık 2018’de 3 günlük açlık grevi yapanlara yönelik polis baskınıyla gözaltına alınan 25 kadından biri. Anne Tufan, “Sanmasınlar ki bizler korkuyoruz. Kimseden korkumuz yok. Çocuklarımız yoksa bizler de yokuz. Onların yaşaması için her şeyi yapacağız” diye konuştu. Tarihten bugüne Kürt halkı üzerinden yürütülen “zulüm” politikalarına dikkat çeken Tufan, “Ne kadar zulüm ediyorsanız Kürtler o kadar ayaklanır. Yüreği yanmış anneleriz. Alnımız açıktır. Çocuklarımızı onurlu büyüttük, direnişleri de onurludur” dedi.
Önceliğimiz talebimizdir
Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde açlık grevinde olan tutsaklar, “Gün bekleme günü değildir” dedi.
Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 16 Aralık’tan beri süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan İbrahim Kaya, Rıdvan Güven, Umut Çamlıbel, Güven Süvarioğulları ve Necla Atak açlık grevi ve durumlarına ilişkin aileleri aracılığıyla bilgi verdi. Tutsaklar, şunları paylaştı: “Her ne kadar aşırı kilo kaybı, halsizlik, mide sorunları, baş dönmesi ve unutkanlık belirtileri yaşamaya başlanmışsa da önceliğimiz talebimizdir. Sağlık sorunlarını önemsemiyoruz. Önceliğimiz Sayın Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük durumunun uygun hale getirilip halkı ile buluşmasını sağlamaktır. Halkımızı, demokratik kamuoyunu eylemin geldiği boyutu gözeterek acil bir şekilde ses çıkarmaya, zindanların sesi olmaya davet ediyoruz. Gün bekleme günü değildir. Biz hiçbir zaman ahlaki sorumluluğumuzdan vazgeçmeyecek Öcalan üzerindeki tecrit kırılana dek eylemimizi sürdürmeye devam edeceğiz.”
Günde iki kez darp
Kayseri Cezaevi’nde açlık grevine başladıkları için Maraş Cezaevi’nde gönderilerek hücrelere konulan 7 tutsak, gardiyanlar tarafından günde iki kez dövülüyor.
Kayseri Bünyan T Tipi Kapalı Cezaevi’nde süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başlayan Aziz Yalçın, Özkan Kart, Ramazan Sebuktekin, Hacı Sincar, Ali Delabak, Ali Emirhani ve Hikmet Çalakan, 10 Mart’ta Maraş Türkoğlu T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sürgün edildi. Yolda askerlerce darp edilen tutsaklar, Maraş Cezaevi girişinde çıplak aramaya zorlandı. Tutsakların kabul etmemesi üzerine gardiyanlar, zor kullanarak elbiselerini çıkarttı ve darp etti.
Haftalık telefon görüşünde ailesine yaşadıklarını anlatan tutuklu Aziz Yalçın, tek kişilik hücrelerde kaldıklarını ve günde iki kez gardiyanlar tarafından darp edildiklerini söyledi. Gerekli vitaminlerin de kendilerine verilmediğini anlatan Yalçın, darp sonucu sağlık durumlarının kötü olduğunu ifade etti.
Semalar gibi köprü olabiliriz
Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde süresiz- dönüşümsüz açlık grevinin 74. gününde olan tutsak Sibel Akdeniz, “Bizler Semalar gibi bir direnişten bir direnişe köprü olabiliriz” dedi.
Sibel Akdeniz, eylemine ilişkin JinNews’in sorularını yanıtladı.
Sizi tanıyabilir miyiz ve açlık grevi eylemine neden katıldınız?
Biz toplumla uyumlu devletle uyumsuz olanlarız. Kürt’üz, kadınız, eleştirilebileniz, eylemciyiz. Bunlar dışındaki tanımlamalar daha fazla bir anlam ifade etmiyor. Tabi ki tecride, diktatörlere, halkı sömürenlere, halkların özgürlüklerine saldıran, kadın düşmanı ve kendilerini tiranlaştıran zihniyetlere karşı greve başladım.
Tecrit nedir, sizin için ne anlam ifade ediyor?
Tecrit, özgür düşüneni, hakikat sevdalısı olanı, üreteni, halkı ile bir olmayı başaranı engellemek için uygulanan faşist işkence sistemidir. Tecrit insana ait olmayandır. Diğer bir ifadeyle de insanlık değerlerinden uzaklaşmış en dibe vuranın başvuracağı bir yöntemdir. Korkaklığın silahıdır. Bizler tecridin sadece Önderliğimiz üzerinde değil, Önderliğimiz şahsında tüm halklara uygulandığını yaşayarak görüyoruz.
Leyla Güven’i nasıl tanımlıyorsunuz?
Kesinlikle direnişin ve zaferin adıdır. Kadın tarihinden süzülmüş ve şu an zor zamanlarda direnen kadını yaşatabilendir. Halkının acılarını direnişe dönüştürebilenin adıdır. Yani bizim kimliğimizin rengidir; türkümüzdür, dilden dile yayılan bir zılgıttır.
Uzun zamandır tecrit koşullarında tutulan Öcalan ile 12 Ocak’ta yapılan görüşmeyi ve zamanlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Önderliğimizin yaşadığını ve sağlığının iyi olduğunu öğrendik. Bu bizim için bir müjde gibiydi. Görüşmelerin neden dile geldiğini sormuyoruz. Çünkü beklentileri biliyoruz. Yapmamız gerekenin ne olduğunu açık tarihte zulme karşı gelişen direnişte her zaman gücünü kanıtlamıştır. Yapmamız gereken direnişi bir yaşam geleneği haline daha fazla getirmektir. Görüşmenin yapılış şeklinde bile kendi yasalarını ihlal etme vardır. Belli ki bu görüşmeyi yaptıranların amacı tecridi kırmak değil, açlık grevlerini sonlandırılması, inancı ve hezeyanı vardır. Bu görüşme bizim açımızdan doğru yolda olduğumuzu, başarıya ne kadar yakın olduğumuzun göstergesidir. Elbette ki bu görüşme direnişin açığa çıkardığı bir sonuçtur ama yeterli değildir.
Leyla Güven 25 Ocak’ta tahliye edildi. Tahliye haberini aldığınızda ne hissettiniz?
Cezaevinde yedi sürgülü demir kapı vardır, üzerinde de şairler hep kalem oynatmıştır. Leyla yoldaşımızın tahliye haberini alınca bu kapılardan birini geçtik. Bir kilidi kırdık. Göğün yedi katından birini arşınladık. Kuşkusuz bu karar, direnişin bir yansımasıdır.
Kadın tutsaklar olarak bu süreci nasıl bir atmosfer içinde karşılıyorsunuz?
Bir buçuk yıl içinde sınırlı tahliye alanları çoğunlukla sürgün edilenler olmak üzere 60’a yakın arkadaşız. Bir buçuk yıl içerisinde bu koğuşta hala yanımızda olan bir yaşındaki Avşin dışında beş çocuk daha bu zindanı deneyimledi. 20’ye yakın yaşlı annemiz gelip geçti. Şimdilik dört anne, bir yaşındaki Avşin ve geri kalanlarımız olmak üzere 20 duyarlı yüreğimizde özgürlük tutkusu taşıyan kadınlarız. Öyle şarkıda söylediği gibi mahpus yata yata bitmiyor. Bizler için zindan her zaman direnişin kalelerinden biridir. İçinde olduğumuz, direniş atmosferidir. Coşkuluyuz ama sürece objektif baktığımızın da bilinmesini istiyoruz.
Dışarıyı nasıl görüyorsunuz, söylemek istedikleriniz var mı?
Tecrit içeride ya da dışarıda değil, her yerde uygulanıyor. Dışarıdakilerin tecrit altında olduklarını fark etmeleri gerekir. Fark edenlerin de cesaretle kuşanması gerekir. Bizler dışarıdaki tecridi şöyle görüyoruz; örneğin bir akademisyen barışı savunduğu için neden ihraç edildi? Bir gazeteci haber yaptığı için neden tutuklanır? İşçilerin patronların haksızlıkları karşısında yaptığı grevleri neden yasaklanır? Bir halk neden dilini konuşamaz? Sakarya’da Kürt olduğu, Kürtçe konuştuğu için katledilen baba-oğul gerçekliğinin tecritten bağımsız olduğunu kim söyleyebilir. Cizre bodrumlarında diri diri yakılan insanlar, günlerce cenazesi sokaktan alınamayan Taybet Ana, günlerce buzdolabında bekletilen Cemile’nin küçük bedeni, bedenleri teşhir edilen Kürt kadınları ve çocuğuna ayakkabı alamadığı için intihar eden işçi babanın dramı… Hepsi ve daha fazlası tecridin bir sonucu değil midir? O zaman herkes tecrit ile yüz yüze. Bu durumda herkese düşen baştan aşağı direnişe bürünmektir. Unutulmamalı ki katlimize sebep suçumuz sessizliğimizdir. O zaman özgürlüğe sebep olacak olan da haykırışlarımızdır.
Bu sürecin nasıl sonuçlanacağını düşünüyorsunuz?
“Bizler yaşamı uğruna ölecek kadar çok seviyoruz” diyen Kemal Pirler’in yoldaşı olmak isteyenleriz. Newroz’u karşılamak ve zindan karanlığını pişmanlığı, ihaneti parçalamak için kendini meşale yapan Mazlumlar’ın yoldaşı olmak istiyoruz. Bizler Semalar gibi bir direnişten bir direnişe köprü olabiliriz. Bu yüzden diyoruz ki son sözü bizden öncekiler çoktan söyledi. “Son ne olursa olsun muhteşem olacak” bu söz Sur kahramanı Şehit Çiyager’in sözüdür. Mutlaka kazanacağız.