
7 Haziran 2015 seçimlerinin ardından devletin ‘çökertme planı’nın yürürlüğe konulduğu malum. Bu plana göre 2017 baharında Kürt Hareketi’nin diz çökmüş olması gerekiyordu. Gelinen noktadaysa, planın devreye sokulduğu ilk günlerde dile getirilen ‘Diz çökmeyiz’in beylik bir laf olmadığı, Kürdistan’ın her şeyiyle, topyekûn imha saldırılarına başı bir şekilde direndiği, sadece direnmekle de kalmayıp, ‘Mutlaka Kazanacağız’ı çok güçlü dillendirdiği tüyler ürperten bir Newroz’u geride bıraktık.
2002’den beri ilk kez OHAL şartlarında ve yasaklarla yapılan Newroz kutlamalarına elbette çözüm sürecinde gerçekleştirilen kutlamalara nazaran katılan sayısı anlaşılır sebeplerle daha azdı. O zaman barışa, çözüme sahip çıkmak adına gösterilen irade, bu kez Kürt Hareketi’ne, şehir direnişlerine, direnişte yaşamını yitirenlere, yıkılan şehirlere, belediye eşbaşkanları ve milletvekilleriyle beraber tutuklanan binlerce insana sahip çıkmak için, nicelik olarak biraz daha az olsa da nitelik olarak çok daha kuvvetli şekilde gösterildi.
16 Nisan referandumunun sonucu ne olur bilinmez, lakin Kürtlerin kendi gündemlerine dair duygu, düşüncelerinin OHAL koşulları nedeniyle gözle görülür şekilde ölçülemediği bir ortamda 2017 Newrozu, şüphe götürmeyecek şekilde açık bir gösteren oldu.
Belediyelerine el konulan, tüm kurumları ve medya organları kapatılan, siyasi partisinin binlerce çalışanı tutuklanan Kürt halkı, tüm engellemelere rağmen yaşananları nasıl takip ettiğini, ne kadar doğru ve sağlam bir politik iradeye sahip olduğunu çok net şekilde ortaya koydu. Mesajını verdi.
Peki nedir 2017 Newrozu’nun gör dediği?
* Devletin çökertme planı, ilk dakikasından itibaren çökmeye mahkum bir plandır ve çökmüştür. Faşizm kaybetmeye mahkumdur.
* Katliamlar, yıkımlar, kayyumlar, tutuklamalar Kürt halkının mücadelesine ket vuramaz, mücadeleden ve halkların 7 Haziran’dan itibaren ortaya koyduğu iradeden korkan sistemin aciz refleksleridir.
* Kürdistan haricinde geri kalan kısmı, toplumsal muhalefeti OHAL ile ciddi manada sindirilmiş Türkiye toplumuna da umut gene Kürt halkı ve onun dipdiri inancı, iradesi, mücadelesidir.
* En önemlisi, Türkler ve diğer halklar, Kürtleri Kürtlerden dinlemeli, bütün ekranlar kendilerine yasak edilen, kendi TVleri KHK’larla kapatılan Kürt halkını, temsilcilerini dinlemenin bir yolunu bulmalıdır. Kürtler seslerini duyurabilmek için feleğin çemberinden geçip OHAL koşullarında milyonlarla alanları doldurmuş, umudu, zaferi haykırırken, Türkler başta ve en çok da kendileri için, bu sese kulak verebilmeli, onunla da kalmayıp cevap da bulabilmeli.
Medyanın %95’inden fazlasını elinde bulunduran iktidarın iğrenç propagandası sürerken, Kürtlerin iradesinin tüm Türkiye’ye ulaşmasını sağlayacak kanallar bulunmalıdır. Kadınlar, kendi mücadelelerinin nasıl kadınlar tarafından anlatılmasını, savunulmasını, onların dinlenilmesini istiyorsa, Kürtler de onu istiyor. Ne eksik ne fazla. LGBTİ’liler, mücadelelerinin onların olmadığı ortamda tartışılmasını nasıl istemezse Kürtler de istemiyor. Hangi işçi, işçi haklarını, emek mücadelesini patrondan dinlemek ister? Çevre sorunlarının çözümünü kim petrol şirketleriyle konuşur? Ezen-ezilen ilişkisinin bulunduğu tüm sorunlarda muhatap, dinlenmesi gereken, ezilendir. Ezen kimliğine sahip olanın iyi niyeti bu durumu değiştirmez. Çoğu zaman iyi niyet, bilinçaltındaki egemenin toplumsal avantajıdır aslında. Kendini ezilen hakkında konuşabilecek yetkinlikte ve o hakka sahip görür.
Devletin yapmaya çalıştığı, vurarak, yıkarak, tutuklayarak Kürdün bu sesini kısmaktır. Şimdi, kendi muhalefeti, devrimci hareketleri de her zamankinden fazla bastırılmaya çalışılan Türk halkına, en azından Kürt dostlarına düşen, Kürdün sesini duymak, duyurmaktır. Hiçbir koyun kendi bacağından asılmayacak, faşizm herkesi tehdit ediyor. Kürt halkı gene örgütlü, 100 yıllık direniş kültürüne, geleneğine sahip, gelmekte olan faşizm en çok savunmasız ve örgütsüz Türk halkını tehdit ediyor.