“…günah işledim lezzet dolu bir günah
titreyen esrik bir tenin yanında
tanrım ne bileyim ne yaptım ben
o karanlık susku dolu zulada.”
“…sesler ölüyordu ve acının yangını
yakıp geçiyordu kalbimden
ağlıyor diyorum Kami yavrum
kaldır başını eteğimden
günahkar annenin eteğinden.”
Ailenin yedi çocuğundan üçüncüsüdür. Mahalle mektebinde 9. sınıfa kadar devam ettikten sonra kız sanat okuluna gider. Burada resim, dikiş-nakış ve el sanatları öğrenir. İçi kitap dolu bir evde geçirir çocukluğunu. Daha çocukluk yıllarında kendi kardeşlerinden, yaşıtlarından farklıdır. Sorgulayan gözleri, sözleri ve dinmeyen merak duygusuyla kabına sığmayan taşkın sular gibidir. Kitap okumaya, resim yapmaya, dünyayı anlamaya, her şeyden çok sanata düşkündür. Babası albay olduğu için çocukluğu muntazam bir eğitim ve disiplinle geçen Furuğ Ferruhzad, içinde daha o zamanlardan kalma isyan ve itirazın sesini gün gelecek şiirinde gösterecekti. İlk şiirlerini ilkokulu bitirdiği yıllarda yazar.
Çok erken evlenir, daha 16 yaşında iken. Kitap dünyası ile tanışmaları ve evlerini kitaplarla doldurmaları hayatlarına anlam katar. Bir de çocukları olur, ismini Kamyar koyarlar. Üç sene devam eder evlilikleri ve geçimsizlik nedeniyle ayrılırlar. 19 yaşında boşanacağı eşi, oğulları Kamyar'ın yüzünü bir daha görmesine izin vermeyecektir. Çok acı çekse de seçiminden pişman değildir. Çünkü “Benim için en önemli şey şiirdir. Ve şiir, kendime ve kişiliğime karşı duyduğum en büyük sorumluluktur. Hayatıma vermek zorunda olduğum yanıtların en önemlisidir aynı zamanda” der bir mektubunda. Kadınlığı ve eşliği kendine yeterli görmeyerek ailesinin itirazına rağmen bir zamanlar severek evlendiği ve kendisinden 15 yaş büyük olan eşinin baskı ve ısrarlarına dayanamayıp ailesine ve her şeye karşılık olarak şiiri tercih eden bir yalnız şairdir Furuğ. Yaşamının bundan sonrasını yazarlık, gazetelerde editörlük yaparak kazanır.
Furuğ’un yetiştiği yıllar ikinci dünya savaşına gebe, 1930’larda İran ile Almanya’nın yakınlaşması komünistlerin hapse tıkılması; düşünsel, sanatsal, politik, yazınsal alanlarla uğraşanların aşağılanma, ihanet ve hapsedilmesi ile dolu. 1960’lar da ülkede iki siyasi hareket vardır; biri ABD destekli Şah’ın Beyaz Devrim’i, diğeri bu rejime karşı olan Humeyni’nin hareketi. Şairin yazıp yayınladığı bir şiiri var. Günahlar ve günahkarlar üzerine. İlk dizesi şöyle,” Ben bir günah işledim.” Bu şiirde genç bir kadının bir erkeğe olan ilgisinden, aşkından ve onunla yaşadığı gizli ilişkiden bahseder. Kendisini anlatır ve özeleştiride bulunur. Toplumun her kesiminden ağır eleştirilere ve hakaretlere maruz kalır. Ailesi adeta ateş püskürür. Çocuğunu görmesi bile yasaklanır, oğlunun vesayetini de kaybeder. Entelektüel çevre tarafından da eleştiriler peyder pey gelir. Ancak yaşadığı toplum ona ikiyüzlü davranacak, yüzüne karşı şiirlerine övgüler dizerken, arkasından 'kirli, namussuz' bir kadın muamelesi yapar. Uzun Avrupa seyahati sırasında yazacağı anılarında “Ülkemi seviyorum ama vatandaşlarımın bana yorgunluk ve nefret verdiklerini hissettim” diyecektir. Bu baskılar karşısında yılmaz, her dizesi ile bir çığlık ve feryat olmaya devam eder. 1955 yılında ilk şiir kitabını yayımlar. Yüreğinden, benliğinden, derinden gelen kelimelerle yazar Furuğ.
Özgürlüğe tutkun, kategorilere sığmayan biri için İran gibi bir ülkede, yani ataerkil bir toplumda genç ve boşanmış bir kadın olarak yazmaya, yaşamaya ve ayakları üzerinde durmaya kararlıdır. Nitekim sırf şiir kitaplarının başlıklarına bakıldığında Furuğ’un yaşadığı ve sürekli hesaplaşma içinde olduğu kavganın mecrası görülecektir. Tutsak, Duvar ve İsyan. Şair bu dönemde yaşamının esin kaynağı olan şiirlerine devam eder ve hızla iki kitabını daha piyasaya sürer. Duvar ve İsyan ismindeki kitapları ayakta kalacağının ve anlamlı bir yaşamın müjdesi olur.
Furuğ'un yazı dışında sanatın diğer alanlarına da ilgisi ve kabiliyeti vardır. 1958 yılında İbrahim Gülistan'la tanışır, sinemaya başlar ve dokuz ayını Avrupa'da geçirir. Sinema ve resim hayatının ayrılmaz bir parçası olur. 1962 yılında İran'da cüzamlılar ile ilgili bir belgesel çeker. O günkü toplumda bir cüzamlı olarak yaşamın ne olduğunu anlatır kamerasıyla. Bu belgesele başlamadan önce gidip cüzamlılarla yaşar. Üstelik bunu cüzam hastalığının bulaşıcı olduğu dönemde yapar. Bu belgesel için çalışmaların başladığı dönemde Hüseyin ismindeki çocuk onun dikkatini çeker. Anne ve babası cüzamlıdır. Furuğ, Hüseyin'i evlat edinmeye karar verir. Ailesi de onaylayınca, Hüseyin’i evine götürür, büyütür ve okutur. Yüreği dipsiz, hayalleri sınırsızdır. Ona 'günahkar' diyen insanların anlayamayacağı bir başka boyuttadır.
1962 yılında yaptığı belgesel filmi, o yıl İtalya’da Belgesel Film Festivali'nde birinciliği elde eder. 1963 yılında yaptığı “Kara Ev” filmi, Almanya'da düzenlenen bir festivalde en iyi film ödülünü alır. 1962 yılında UNESCO, Ferruhzad için 30 dakikalık bir belgesel hazırları. Yine ünlü İtalyan yönetmen Bernardo Bertolucci, Furuğ hakkında 15 dakikalık bir belgesel yapar.
1963 yılında Bir Başka Doğum isminde yeni bir kitabı yayınlar. İran şiirinin en önemli şairlerinden biri kabul edilecektir. Yaratıcıdır, yalnızdır. Erkeklerle ilişkileri de hep inişli çıkışlıdır, hep hayal kırıklığı yaşar.
Furuğ, son sürat yol almasını sever. İçinde bulunduğu toplum ona yetmez, yetinmeyi bilmez. Hep daha çok hız yapmak ister. İç dünyasını başarı ile ifşa eden, İran'ın tek kadın sesi olan Furuğ, çocuklarla dolu bir servise çarpmamak için direksiyonu kırınca, araba takla atar ve 32 yaşında hayatını kaybeder.
Ölümü ile yarım kalan “İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına” isimli şiir kitabı 1974’te yayınlanır. Bir kadın şair olarak, şiirin mecrasında birçok kimsenin kayıtsız kaldığı acıya, hüzne ve yalnızlığa apayrı bir perspektifle ışık tutar. Şiirlerinde kadınların sorunlarını ele alır, İran toplumunun kadınlara karşı uyguladığı ayrımcılığı eleştirir. Düşünceleri ve şiirleriyle İranlı kadınları olduğu kadar, baskıcı rejimlerde yaşayan kadınları da etkiler. Kadınların sorunlarını ele aldığı şiirleri ve fikirleri, şiddetli tartışmalara neden olur. Şah döneminin despotluğuna da karşı çıkar. Şiirleri kimi zaman İran toplumunca erotik bulunur. Şair, İran şiirinde derin ve etkileyici değişikliklere yol açar.
İran şeriat rejimi, Furuğ'un tüm kitaplarını yasaklar. İran asıllı Amerikalı araştırmacı profesör Farzaneh Milani, Furuğ hakkında 'Peçeler ve Kelimeler' ismiyle bir kitap yazar. Furuğ'u merak edenlerin mutlaka başvurması gereken bir kitap ve isim. Ayrıca Michael Hillman, 'Yalnız Kadın' kitabıyla O'nun hayatını ve şiirlerini 1987 yılında yayınlar. Şairin şiirleri ve yaşamı hakkında daha pek çok makale yayınlandı. İranlı yönetmen Abbas Kiyarüstemi'nin 1999 yapım 'Rüzgar Bizi Sürükleyecek' filminin adı da şairin bir dizesinden alıntıdır.