Aslında biz bu hafta bir yıl değerlendirmesi yapmayı düşünüyorduk. Malum ya, 2011 yılının son yazısı oluyor. Herkes gibi biz de geçen yılın anatomisini çıkarmak, siyasetin rotasını belirleyerek 2012 yılı hakkında bazı tahminlerde bulunmak istiyorduk. Tabi bir de alemin yeni yılını kutlayıp başarılar dilemek.
Fakat olmadı, geçen hafta Özgür Gündem’in de içinde yer aldığı “Özgür basın camiası” baskın yedi. AKP’nin “İleri demokrasisi” tarafından arşivimize, çalışma araçlarımıza ve arkadaşlarımıza el kondu. Kamuoyunda “Kürt basını” olarak bilinen özgür basın susturulmak istendi. Hem de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın TBMM kürsüsünden “Kürtlerin dil, eğitim, kültür, kimlik haklarının hepsi verilecek” dediği anda. Denebilir ki, daha ne istiyorsun, senin yazmak istediğini baskıncılar yapmış ve yazmana gerek bırakmamış. Yani AKP’nin gerçek yüzünü açığa çıkararak geçen yılı özetlemiş. 2011 yılının Kürtler için bir “Siyasal soykırım” ve buna karşı direniş yılı olduğunu ortaya koymuş.
Yıl böyle olduğuna göre, elbette özgür basının kaderi de buna göre belirlenecekti. Baskın yiyecek ve bunlara karşı direnecekti. Nihayet yılın sonuna on gün kala basıldık.
Baskının bu kadar gecikmesi, doğrusunu söylemek gerekirse bizim camiada giderek bir kompleks oluşturmuştu. Öyle ya, siyasetçisi, sanatçısı, parti yöneticisi, belediye başkanı ve çalışanı, aydını, insan hakları savunucusu, hukukçusu, dernekçisi, çocuğu, yaşlısı, genci, kadını, bir toplumun her kesimi baskın yemiş ve AKP idaresi tarafından zindanlara doldurulmuştu. Peki bu toplumun basıncısı bu kadar zayıf ve etkisizmiydi ki, AKP polisi ve yargısı tarafından basılmıyordu?!
İşte bizim camiada oluşan kompleks buydu. Yani kendini zayıf ve etkisiz görme kompleksi. AKP faşizmine karşı direnişte etkin rol oynayamama kompleksi. Sağolsun baskıncılar yıl bitmeden bizi bu kompleksten kurtardılar! Gittikçe oluşmaya başlayan “Acaba AKP ile uzlaşmalılar mı?” şaibesinden bizi kurtardılar!
Öyle ya, böyle bir ortamda basılmak değil, basılmamak kötü ve tehlikelidir. Düşünün bir kere, başı maskeli ve eli silahlı zeballah gibi polisler tarafından her gece onlarca ev ve işyeri basılıyor. Yanınızda yörenizde onlarca insan gözaltına alınıp hapse konuyor. Altmış yaşındaki anne, onbeş yaşındaki kız, topluma hizmet eden yönetici, kısaca herkes “Terör örgütüne üye veya yataklık” denerek sorgusuz sualsiz zindana götürülüyor.
Sen haberci olarak her gün bunları görüyor, topluyor, sayfaya veya ekrana taşıyorsun. Hiç kuşkusuz gördüğün ve duyduğun her şeyden etkileniyorsun. Ve her şeyi de doğal olarak sorguluyorsun. Bu niye böyle oldu? Şurası niye basıldı? Şu kişi ya da kişiler neden tutuklandı? Bunlar ve benzeri sorgulamaları her gün yüzlerce kez yapıyorsun.
Bu bilgilenme ve sorgulama, sende çok güçlü bir bilinçlenme yarattığı gibi, ciddi bir duyarlılık da geliştiriyor. Görüyorsunki insanlar kendileri için değil, toplumsal özgürlük için baskı ve işkence görüyorlar. Ve toplumsal ahlaka göre hiçbir neden ve suç ortada yokken baskıya maruz kalıyorlar. Bu durum giderek insana kendini sorgulatıyor. “Nasılım ve nasıl olmalıyım” sorularına cevap aratıyor. Haberciler bu nedenle gözü pek, bu kadar heyecanlı, cesur ve fedakar oluyorlar. Gerçeğin peşinde koşmayı kendileri için bir tutku haline getiriyorlar.
2011 yılını şöyle bir gözden geçirin ve düşünün. Göreceğiniz, AKP hükümeti tarafından Kürtler üzerinde uygulanmış tam bir faşist zulümdür. Hem de bu, “İleri demokrasi”, “İyi şeyler olacak” sözleri eşliğinde yapılmıştır. Bu sözlere ister tuz-biber ekmek, ister aldatmak, isterse dalga geçmek deyin, ancak bunlar birer gerçektir. Kürtler ve dostları AKP hükümeti tarafından sürek avı gibi avlanmıştır. Bülent Arınç’ın meclis konuşması ise, yaraya tuz basmak misali herhalde yıl sonunda acı içindeki Kürtleri avutma ve yeniden aldatma amaçlıdır.
İnsan düşünüyor, acaba cezaevleri şimdi ne kadar şen ve renklidir! Kimler yok ki içinde! Bir toplum, yani Kürtler, tüm renkleri ve dinamizmiyle zindanlara doldurulmuştur. Herhalde 2011 yılında tutuklananların toplam sayısı üç bini geçmiştir. Denebilir ki, koskoca bir toplum içinde üç bin kişinin nicelik değeri ne olabilir! Sayı olarak böyle görülebilir, fakat unutmamak gerekir ki bu kişiler toplumun en canlı, dinamik ve seçkin kesimini oluşturmakta, adeta toplumu temsil etmektedir.
Kimler yok ki içlerinde! Oniki yaşındaki çocuktan yetmiş yaşındaki dedeye ve nineye, seçilmiş milletvekilinden dernek yöneticisine, avukatından belediye başkanına, parti yöneticisinden insan hakları savunucusuna kadar herkes var. 2011 yılının hikayesi işte bu.
2011 yılı Kürtlerin zindanlara doldurulduğu bir yıl olmuş. Bunun bir sindirme, pasifikasyon ve ezme harekatı olduğu reddedilebilir mi? Buna bir katliam ve soykırım demek yanlış olabilir mi? AKP Kürt katliamını işte böyle yürütüyor: Yirmi birinci yüzyılda ve açık seyredilen bir film gibi dünyanın gözü önünde! Peki dünyadan yükselen bir karşı ses var mı? Aslında ne var, ne de yok. Sadece çıkan çok cılız sesler var ki, bunlar da katliamın acıları içinde eriyip gidiyor.
Dünya böyle, ama Kürtler ve tutarlı dostları böyle değil. Onlar direniyorlar. AKP faşizminin saldırıları ne kadar hileli ve gaddar olsa da, hepsine karşı yiğitçe direniyorlar. Mazlum Doğan’ın “Direnmek Yaşamaktır” ilkesini düstur edinmişler. Büyük bir coşku içinde ve mutlak kazanma azmiyle son fertlerine kadar direnmekte de kararlı oldukları anlaşılıyor.
Bizim camianın, neredeyse yılın uzatmalarında yediği baskın işte böyle büyük bir mücadelenin bir parçası ve son halkası oluyor. O nedenle tekil değil. Yine nedensiz ve anlaşılması zor da değil. Bizim arkadaşlar bu konuda epeyce de antrenmanlı. Baskını güler yüzle karşılamış olmaları bunu gösteriyor. Yedikleri baskının AKP’nin zorlanması ve yaptıkları işin sonucu olduğunu iyi biliyorlar. Bu nedenle de başarmış olmanın huzuru yüzlerindeki gülücüklere yansıyor.
Belliki her zaman olduğu gibi, baskında da işin ağır ve zor tarafı habercilere ve büro çalışanlarına düşüyor. Biz yazarlar mevcut teknik sayesiyle de biraz avantajlıyız. Dolayısıyla baskında hırpalanan ve sonuçta zindana konan da onlar oldu. Fakat hepimizin adına tutulduklarını elbette unutmuyoruz. İşi sürdürme görevini de geride kalanlara yüklediklerini biliyor ve de yapmaya çalışıyoruz.
Bir kere daha tekrarlıyoruz: Bizim arkadaşlar, yani özgür basın çalışanları bilinçli ve antrenmanlıdırlar. Nerede ne yapılması gerektiğini çok iyi bilir ve de yaparlar. Nitekim uzayan sorguya karşı açlık grevi yaptıklarını öğrendik. Zindanları da bir okula çevireceklerinden ve bir yandan zindan direniş geleneğini yiğitçe sürdürürken, diğer yandan da dışarıdaki işlerine destek vereceklerinden hiçbir kuşkumuz yok.
Özgür basın camiası olarak yeni yılı gururla ve iddiayla karşılıyoruz. Yeni yılda susmama ve gerçekleri aydınlatma temelindeki halka hizmet görevimizi daha büyük bir başarıyla yürüteceğimizi ve hiç kimsenin bizi engelleyemeyeceğini halkımızın bilmesini istiyoruz. Bu temelde başta özgür basın tutukluları olmak üzere zindanlara konmuş tüm özgürlük savaşçılarının ve halkımızın yeni yılını kutluyor, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde herkese başarılar diliyoruz!..