
2 Temmuz Sivas Katliamının yıldönümünde şehit düşen canları minnet ve saygıyla anıyor, cinayeti işleyenleri ve işletenleri nefretle kınıyoruz. Sivas Katliamı açıkça bir Alevi soykırımıdır. Bir toplumun aydınlarını katletmek, ruhunu katletmektir. Bir toplumun aydınlarını katletmek, tüm kültürünü ve değerlerini katletmektir. Bu açıdan bir soykırım olarak görülmelidir. Niyet de soykırımdır, hedef de soykırımdır. Bu açıdan Sivas Katliamının daha kapsamlı irdelenmesine ihtiyaç vardır.
Sivas Katliamı, tarihin en acımasız öldürme biçimiyle gerçekleştirilmiştir. Bu öldürme biçimi bile Alevilere yönelik nasıl bir düşmanlığın olduğunu göstermektedir. Bu düşmanlığın köklerine inmeden, bu düşmanlığı yaratan etkenleri kapsamlı olarak ele alıp ortadan kaldırmadan yeni Madımak katliamlarının yaşanması her zaman mümkündür. Artık Madımak gibi katliamlar olmaz demek yanlıştır.
Madımak Katliamının olduğu yeri, koşulları ve zamanı iyi anlamak lazımdır.
Bu katliamın Sivas’ta olması tesadüfi değildir. Sivas, bir zamanlar Alevi nüfusunun yoğun yaşadığı bir şehirdir. Özellikle şehrin doğusundaki ilçelerin nüfusunun çoğunluğu Alevi Kürt ya da Türk’tü. Zara, İmranlı, Divriği, Hafik, Kangal, Ulaş, Gürün başta olmak üzere nüfusun çoğunluğu Alevilerden oluşurdu. Sivas’ın yarıdan fazlası Aleviydi. Bunların çoğunluğu da Kürt’tü. Şehir merkezinde ise her zaman Sünni nüfusu daha fazlaydı. Ancak 1940’lı yıllardan sonra Aleviler de şehir merkezine yoğun olarak göç etmeye başlamıştır. Merkezin kıyılarında Alevilerin yoğun olduğu mahalleler oluşmuştur. Sivas, Alevilerle Sünnilerin iç içe yaşadığı bir şehir haline gelmiştir.
Aleviler şehre gelişleriyle birlikte nasıl bir düşmanlık çeperiyle karşı karşıya olduklarını görmüşlerdir. Aleviler Ortadoğu’da kök salmış kafir ve kefere kavramlarıyla tanımlanmışlardır. Karşıt görülen tüm dinler için kullanılan kavramlar ve en kötü sıfatlar Alevilere layık görülmüştür. Bir zamanlar Ermeniler için yapılan düşmanlığın belki de daha fazlası Alevilere gösterilmiştir. Ermeniler farklı bir din olarak belki bir derece meşru görülürken, Aleviler tamamen sapkın ve kabul edilmeyecek bir inanç olarak görülmüşlerdir. Bu nedenle Ermeniler kendi kimliklerini saklamazken, Aleviler saklama yoluna gitmiştir. Ermeniler Ermenilikleriyle tanınırken, Aleviler kendi kimliğini saklamıştır. Sadece çok tanınmış kişiliklerin Aleviliği bilinirmiş. Örneğin 1950’li yıllarda Kızılbaşoğlu Yadigar olarak bilinen bir kabadayı varmış. Kızılbaş kimliğiyle anılırmış. Kaldı ki bu isimle Sivas’ta nam salmasına tahammül edilmemiş olacak ki Kızılbaşoğlu Yadigar bir süre sonra bir pusuda katledilmiştir.
Din adamları kışkırtıcılık yaptı
Aleviler Dersim dışında şehirlerde yaşamamışlardır. En fazla bazı ilçelerde var olmuşlardır. Esas olarak kırsal alanda kendi sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Köylerde kendi kendilerini yöneten bir toplum olarak yaşamışlardır. Devlet kapısına gitmemişlerdir. Belki askere alınmışlardır, ama bunun dışında devleti görme ve temas etme yaşanmamıştır. Kuşkusuz hastaları olduğunda imkanları dahilinde tedavi ettirmek için her yere başvurmuşlardır. Özellikle şehirlerde memur, işçi ya da esnaf olan Alevi evleri aynı zamanda kırsal alandan gelen hastaların kaldığı yerler olmuştur. Şehirlerle böyle bir sınırlı ilişkileri olan Aleviler, belli baskılar yaşasalar ve ötekileştirilseler de açık katliamlar ancak çok büyük siyasi çalkantılar döneminde görülmüştür. Belli dönemlerde siyasi güç devşirmek isteyenler Alevi karşıtlığını kullanmışlardır. Yine siyasi darbeler peşinde koşanlar her fırsatta Alevi-Sünni gerilimi üzerinden çatışma çıkarıp bunu kendi amaçları için kullanmışlardır.
Sivas’ta Sünnilerin Alevilere karşı önyargı ve düşmanlığı köklüdür. Sadece bir örgütün ya da siyasi gücün kısa sürede böyle bir düşmanlığı yaratıp Sünni toplumu Alevilerin üstüne sürmesi zordur. Bazı örgütlü gruplar her zaman toplumları yönlendirebilirler. Ancak toplumsal olarak harekete geçirilmek için bir tarihsel altyapının olması lazımdır. Zihniyette Alevi düşmanlığı olursa kışkırtmayla sonuç alınabilir. Yoksa şu kışkırtma ya da planla Alevilerin üzerine toplumsal olarak Sünnilerin sürülmesi zordur. Bu açıdan Sivas’ta tarihsel olarak Alevi düşmanlığı yaratıldığı açıktır. Bu, iki biçimde gerçekleşmiştir.
Birincisi, siyasi güç olma ve Sünni toplumu peşine takmada çıkar gören siyasi güçlerin rolüdür. İkincisi, bu siyasi güçlerle bağlantılı Alevi karşıtlığı yaratan din adamlarıdır. Çünkü din adamları bu konuda çaba göstermeden toplumların kendiliğinden bir inancın, mezhebin ya da dinin düşmanı olacağını ve katliam için harekete geçeceğini söylemek bir çarpıtma ve gerçeklerin üstünü örtmek olur. Sivas’ta Alevilerin üzerine saldırtılmaya hazırlanmış bir Sünni topluluk yaratıldığını kabul etmek gerekir. Toplumsal zemin olmadan olayları sadece birilerinin kışkırtmasıyla açıklamak yanlıştır. Kuşkusuz Madımak Katliamının gerçekleşmesinde siyasi amaçlar ve kışkırtmalar vardır; ama bu kışkırtma ve saldırtma konumuna nasıl getirilmiştir, bunun doğru ve açık biçimde ortaya konulması gerekir. Yoksa Sivas Katliamıyla Alevilere yöneltilmiş inanç soykırım saldırısını izah edemeyiz. Dolayısıyla da bu saldırının var olduğu zemini de ortadan kaldıramayız.
Aleviler sindirilmek istenmiştir
Sivas Katliamının olduğu dönem, Kürt Özgürlük Hareketi’nin büyük bir yükselişe geçtiği dönemdir. Sadece Sünni Kürtlerin değil, Alevi Kürtlerin çoğunluğu da bu mücadelenin içinde yer almıştır. Alevi Kürtler üzerinden Alevi Türkleri de etkilemektedir. Türkiye Kürt Özgürlük Hareketi karşısında zorlandığı gibi, Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye’de daha geniş kesimlere ulaşmasını da büyük tehlike olarak görmektedir. Çünkü Türkiye’de Kürt Özgürlük Hareketi’ne destek verenlerin ortaya çıkması, Türkiye’nin Kürdistan’da yürüttüğü kültürel soykırım politikasına engel olmakta ve zorlamaktadır. Türk devleti Kürdistan’da Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edip kültürel soykırımı sürdürmek için binlerce köyü yakıp yıkmış, on yedi bin faili meçhul cinayette olduğu gibi tek tek insanların kafasına sokakta kurşun sıkarak katletmiş, yüz binlercesini işkence hanelerden geçirmiş, on binlercesini zindanlara atmıştır. Kürdistan’da böyle vahşice saldıran Türk devletinin Türkiye cephesinde de Kürt Özgürlük Hareketi’ne güç veren kaynakları kurutmak ve toplumsal kesimleri sindirmek istemesi anlaşılır bir durumdur.
Kürdistan’da insanlık tarihinde görülmemiş bir zulüm ve özel savaş yöntemi uygulanırken, Türkiye cephesinde bu saldırılarını destekleyecek bir politika izlememesi düşünülemezdi. Dolayısıyla Sivas Madımak Katliamının Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik saldırıların en fazla şiddetlendiği dönemde gerçekleşmiş olması tesadüfi değildir. Türkiye’deki her demokratik yaklaşımın Kürtlere hizmet edeceği düşünülerek demokratik tutum gösterenler sindirilmeye çalışılmıştır. Bundan da öte, herkesin devletin katliamcı zihniyetine ortak olması dayatılmıştır. Bu saldırı da, katliam da Aleviliği susturmak ve devletin soykırımcı politikalarına destek verir hale getirmek için yapılmıştır.
Demokles’in kılıcı gibi…
Bu saldırılarla Alevilerin demokrasi güçleriyle bir arada olmasının önüne geçilmek istenmiştir. Bu, iki yoldan yapılmıştır. Kürdistan’da katliam ve cinayetlerin olduğu bir dönemde bu katliam yapılarak devlet karşıtı bir durum içine girilir ve devlet politikalarına destek verilmezse her zaman katliamlarla karşılaşılacağı hatırlatılmıştır. Bu katliam Aleviler üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallandırılmıştır. İkincisi, bu katliamda İslamcıların var olması tehdidi daha keskin hale getirmiştir. Şeriatçı tehdit karşısında tek sarılacak yer olarak devlet gösterilmiştir. Devlet de Kürt soykırımcısı ulus-devletçi sömürgeci faşist bir karakterdedir. Böylelikle Aleviler o dönemde bu kirli savaşı yürüten Ergenekonculara doğru yöneltilmiştir. Aleviler ve Alevi örgütleri 1990’lı yılların Kürt karşıtı konsepti içinde şekillendirilmeye çalışılmıştır. Öyle ki, Alevi dernekleriyle bu kesimler yakından ilgilenmişlerdir. MGK genel sekreteri Tunçer Kılınç’ın Avrupa ve Türkiye’deki Alevi kesimleri Kürt karşıtı konuma getirmek için çok uğraştığı bilinmektedir.
Sivas Katliamıyla tarihte hep ezilenlerden, demokrasi güçlerinden yana olan Alevilerde bir kırılma yaratılmak istenmiştir. Aleviler muhalif konumdan çıkarılıp tümüyle devletin politikalarına endeksli hale getirilmesi hedeflenmiştir. Kuşkusuz Sivas Katliamının bazı olumsuz etkileri olsa da hedeflenen esas olarak başarılı olamamıştır. Ancak Sivas Katliamı sonrası Aleviler ve Alevi örgütleri arasında ne gibi oyunlar oynandığının kapsamlı incelenmesi ve açığa çıkarılması gerekir.
Kürtlükten uzaklaştırma hareketi
Madımak Katliamıyla Alevi Kürtlerin Kürt Özgürlük Hareketi’yle ilişkilenmemesi konusunda ciddi bir tehdit yapılmıştır. Böylelikle Alevilerle Kürtler arasındaki yakınlaşma önlenmek istenmiştir. Zaten Sivas Katliamı Alevilerle Kürt Özgürlük Hareketi’nin en yüksek düzeyde ilişki içinde olduğu dönemde gerçekleşmiştir. Ancak Özgürlük Mücadelesi tasfiye edilemediği için Aleviler içindeki demokratik eğilim tasfiye edilmediği gibi, Aleviler ile Kürtler arasındaki ilişki de koparılamamıştır. Bu yönlü amaçlarına ulaşamamışlardır; ancak kimi Alevi çevrelerin Kürtlere uzak durmasında Sivas Katliamı sonrasında gerçekleştirilen özel ve psikolojik savaşın etkisi olmuştur. Aleviler içinde Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı olumsuz yaklaşımların büyük çoğunluğu 1990’lı yıllar sonrası yürütülen özel ve psikolojik savaş etkisinden kaynaklanmaktadır.
Madımak Katliamında Aleviler ve aydınlar belli siyasi amaçlar için kurban edilmişlerdir. Ancak orada sadece 35 ölüm gerçekleşmemiştir; hem Aleviler hem de Sünniler için bir travma yaşanmıştır. Alevilerin yaşadığı travma çok ağırdır. İnanç özgürlüğü temelinde özgür ve demokratik yaşamı gerçekleşmediği müddetçe Aleviler bu travmayı yaşayacaklardır. Yoksa bunun unutulması ve bu travmanın atlatılması mümkün değildir. Zamanın iyileştireceği bir yara değildir. Nasıl ki Kerbela 1400 yıldır unutulmuyorsa Sivas da unutulmaz. Özellikle de Anadolu ve Kürdistan Alevileri açısından Sivas Katliamı Kerbela kadar ağırdır. Bu travma ancak Aleviler demokrasi ve Özgürlük Mücadelesi’ni geliştirerek inanç özgürlüklerine tam kavuşurlarsa atlatılabilir. Bu açıdan Aleviler için travmadan kurtulmanın yolu, demokrasi ve Özgürlük Mücadelesi’ne aktif katılmaktan geçmektedir. Bu travmanın rehabilitesinin tek yolu, örgütlenme ve mücadele etmektir. Aleviler çok kimlikli karakterleriyle Türkiye’deki özgürlük ve demokrasi mücadelesinde aktif yer alırlarsa, en büyük demokrasi gücü olan Kürt Özgürlük Hareketi’yle birlikte hareket ederlerse bu travmadan birlikte kurtulup özgür ve demokratik yaşama kavuşurlar.
Katliam her kesim için travmadır
Madımak Katliamını sadece Aleviler için bir travma olarak görmek büyük bir yanılgı olur. Başta Sivas Sünni toplumu olmak üzere Türkiye ve Kürdistan’daki Sünni toplumuna da bir travma yaşattığının altını çizmek gerekir. Daha ağır bir travma ise Sivas Sünni toplumu içinde yaşanmaktadır. Kabul etmeseler de, itiraf etmeseler de en ağır travma onlara aittir. Kesinlikle böyle bir travmayı yaşayan Sivaslıların ruh sağlığını normal görmek mümkün değildir. Bu travma kesinlikle Sivas’ın solunan havasında vardır. Bu katliamı görmezlikten gelerek, yok sayarak, hatırlatan her şeyi ortadan kaldırarak Sivas Katliamı gündeme konulmasın denilerek Sivaslılar bu travmadan kurtulamazlar.
“Madımak, insan hakları müzesi olursa, Sivaslıları rahatsız eder” denilirse bu, tamamen kafayı kuma gömmek ve yaşadığı travmatik gerçekliği reddetmek olur. Travma geçirenlerin yaşadıkları travmayı hatırlamak ve yüzleşmek istemedikleri gibi, bu tutum da Sivaslıların hasta bir toplum olarak yaşamasını sürdürmesi anlamına gelmektedir. Bu açıdan en başta da Sivaslıların bu katliamla yüzleşmesi ve kendilerini bu travmadan kurtarmaları gerekmektedir. Bu da “Biz bu katliamın içinde yer aldık, suçluyuz; bu suçu da şu şu nedenlerden dolayı işledik” biçiminde bir itirafla mümkündür. İtirafla birlikte bu katliamı hatırlatıp mahkum ettirecek bir bilinç yaratan bir müze ya da anıtı bizzat kendilerinin yapması gerekir. Yoksa şu şu siyasi güçler bizi kullandı, derin devlet bizi kullandı demek yetmez. Bunlar da bir gerçektir, ama neden kullanılacak duruma düşüldü, bu gerçekliğin iyi bilince çıkarılması gerekir. Yoksa en başta da Sivas’ın Sünnileri en kendilerine büyük kötülük yapmış olacaklardır. Kendilerini sağlıklı kılmayan bu travmayla yan yana yaşamak zorunda kalacaklardır.
Ön yargılar aşılmalıdır
Bu katliama yol açan önyargıların aşılması konusunda hem Sünnilere hem de Alevilere tarihi sorumluluklar düşmektedir. İslam’ın da özünde demokrasi ve toplumsallık vardır. Zaten demokrasi ve toplumsallık her zaman yan yana vardır. Saptırılmamış toplumsallık demokrasiye, saptırılmamış demokrasi toplumsallığa dayanır. Demokratik olmayan toplumsal, toplumsal olmayan demokratik olamaz. Gerçek demokrasi ve toplumsallık böyle bir diyalektiği ve denklemi içinde taşır. Bu bir kanundur. Zaten bu kanun doğru anlaşıldığında insanlık sorunlarını kolaylıkla çözecektir.
Tüm inançların birbirine yakın özellikleri vardır. Bu, İslam için de, Yahudilik, Hıristiyanlık, Budizm, Alevilik, Ezidilik ve diğer tüm inançlar için de geçerlidir. Çünkü tümünde toplumsal karakter, doğal olarak demokratik karakter vardır. Dinlere ve inançlara bu çerçeveden bakmamak büyük bir cehaleti ifade eder.
Tarih içinde İslam’ın Sünni mezhebi içinde Alevilere karşı önyargı ve düşmanlık oluşmuştur. Özellikle iktidar güçleri ve Sünniliği çıkar için kullananlar böyle bir önyargı ve düşmanlığı yaratmışlardır. Bu gerçeklik bilinmektedir. Bu nedenle bu yazımızda bu konuyu bu kadar yazmakla yetineceğiz.
Ancak bu gerçekliği dile getirirken Alevilerde önyargı yok demek mümkün değildir. Kuşkusuz sorunları esas olarak baskın Sünni İslam’ın Alevilere yönelik yargıları yaratmaktadır. Bu nedenle var olan önyargıların giderilmesinden birinci dereceden sorumluluk İslam’ın mezheplerine düşmektedir. Sünniler bu sorumluluğu yerine getirirken Alevilerin de yapması gerekenler vardır. Aslında yakın zamanda gerçekleştirilen Demokratik İslam Kongresi yanlış anlayış, yargı ve gerilim konularını ortadan kaldırmak için yapılmıştır.
Özellikle Ortadoğu’da mezhep savaşlarının ortalığı kan gölüne çevirdiği bir dönemde bir kongre tarihi bu adım olmuştur. Alevilerin en başta bu yönlü kongrelere tam destek vermesi gerekir. Alevilerin özgür ve demokratik yaşamının bir parçası da bu tür kongrelerde oluşan zihniyet ve yaklaşımın yaratacakları olacaktır. Hiç kimse bir diğerini inancından vazgeçiremeyeceğine, ya da benim gibi düşün demeyeceğine göre farklılıklarımızla yan yana yaşamak kaçınılmazdır. Aleviler ile Sünni İslam’a inanlar yan yana yaşayacağına göre, yan yana yaşamanın koşullarının oluşturulması gerekir.
Bu konuda Alevilere de görevler düşmektedir. Aleviler, İslam’ın demokratik ve toplumcu karakteri olduğuna inanarak onunla yan yana yaşamayı bilmelidirler. Kendilerinde de önyargı oluşturan etkilerin İslam’ın toplumcu ve demokratik özüyle alakalı olmadığını, İslam’ın devlete ve iktidara bulaştırılmasının sonucu olduğu görülerek demokratik toplumcu İslam’la yan yana yaşamada ve önyargıları atmada çaba gösterilmelidir. Bizde hiçbir önyargı yok, katılık yok demek yanlıştır.
Aleviler dayatmaları kabullenmemeli
Kuşkusuz Aleviler asimile olmamalı, her türlü asimilasyona karşı çıkmalıdır. Hiçbir siyasi gücün ya da inancın istediği biçimde Alevi olunmayacaktır. Bu tür dayatmalara direnilmeli, bu tür yaklaşımlar reddedilmelidir. Aleviler İslam içidir denilerek Sünnileştirilme ya da Şialaştırılma kabul edilemez. Alevilere ne İslam içi ne de dışı dayatması yapılabilir. Aleviler kendilerini nasıl görüyorlarsa ve yakın zamana kadar nasıl yaşıyorlarsa öyledirler. Alevilere yeni bir elbise biçilmemelidir. İslam adına yapılan yeni Alevilik mühendisliğine karşı direnilmelidir. Bu ayrı konudur, ama aynı topraklarda yan yana olan inançlarla birlikte yaşamak önemlidir. Ortak yaşam sağlamak çok önemlidir. Bu açıdan Aleviler de İslam’ın demokratik ve toplumcu karakterini görmeli ve bu karakteriyle yan yana yaşama iradesini ortaya koymalıdırlar. Yoksa bazı çevrelerin ve kişilerin sürekli İslam’ı kötüleyen, İslam’ı gericilikle özdeşleştiren tutumlarına alet olmak hiçbir yarar getirmez. Kaldı ki İslam’la ilgili birçok önyargı kapitalist modernite ve onun oryantalist anlayışı sonucu yaratılmıştır. Ya da olumsuzlukların genelleştirilmesi ve derinleştirilmesi İslam’ın tümü için bir algı oluşturulması sonucudur.
Herkesin inancı kendisine göre iyidir. Kuşkusuz Alevilerin inancı demokratik ve toplumcu karakterdedir. İslam gibi devlet ve iktidara bulaşmadığı için bu özünü daha orjinal halde korumaktadır. Hala demokratik ve toplumcu karakteriyle özgür ve demokratik yaşam mücadelesinin temel gücüdür. İslam adına çok büyük yanlışlıklar ve çirkinlikler içine girilmesi ve suçlar işlenmesi, İslam’ın demokratik ve toplumcu özünün reddedilip katı bir yargının sürdürülmesine vesile olması ne Alevilere ne de İslam inancına hayır getirir. Bu açıdan Aleviler demokratik İslam çalışmalarına destek vermeli, kendi demokratik toplumcu karakteriyle İslam’ın demokratik toplumcu karakterini birbirini tamamlayan değerler olarak görmelidirler.
MUSTAFA KARASU