"Emekçiler! Çiftçiler! Antifaşistler! Vatanseverler! Ortak özgürlüklerimiz ve halkın demokratik zaferlerini savunmak için ayağa kalkın. İspanya halkı! Kadınlar! Silahınız yoksa bıçaklarınızla, kızgın yağla savaşın! Ayakta ölmek diz çöküp yaşamaktan iyidir. 'NO PASARAN’ (Geçemeyecekler)!"
Kobanê-Kuzey Kürdistan sınırında tam da Dolores İbarruri’nin dediği bir durum yaşanıyor.
Bu satırları Urfa’nın Birecik ilçesine bağlı Zerêta Serxet Köyü'nde kurulan direniş çadırından yazıyorum. Haftalardır burada yaşanan olağanüstü direniş, dayanışma ve mücadele azmine tanıklık ediyorum.
Gençler, kadınlar, yaşlılar aynı amaç için aynı mevzide direniyor. Hep bir ağızdan aynı söz söyleniyor: GEÇEMEYECEKLER!
İlk günler direnişi başlatan bir avuç insan çoğalarak binleri buldu.
Kürtlerin meşru görmediği yapay sınırların sıfır noktasında, parçalanmış kent, köy ve ailelerin hikayesini dinliyoruz.
80 yaşını geride bırakmış Bekir Amca anlatıyor:
"Önce sınırlar çizdiler, sonra bizi ayırdılar. Şimdi ise kardeşlerimizi öldürüyorlar ve bizden olup bitenlere seyirci kalmamızı istiyorlar. Hiç seyirci kalır mıyız, kardeşlerimizin ölümüne rıza gösterir miyiz?"
Sonra kendisi cevap veriyor:
"Yukarıda Allah var. Razı gelmeyiz. Erdoğan bunu böyle bilsin. Biz ölürüz ama akrabalarımızı yalnız bırakmayız."
Tam öyle oluyor.
Kuzey Kürdistan’da yaşayan halk, Kobanê halkını yalnız bırakmıyor.
Tel örgü, tren rayı, mayınların ayırdığı aynı halkın insanları elleriyle, tırnaklarıyla, ayaklarıyla, kazmaları, kürekleri ve sopaları ile kardeşlerinin yardımına koşuyorlar.
İki gün önce 300 genç aynı anda tel örgülerden atlayarak karşı tarafa geçti ve YPG saflarında direnişe katıldı. Sonraki günlerde ise bu devam etti.
Çadırda gün geçtikçe insan sayısı artıyor. Türkiye ve Kürdistan’dan insanlar, sivil toplum örgütleri, sanatçılar, aydınlar nöbeti devralarak, eylemi sürdürüyor ve büyütüyor. Sanatçılardan sonra dün de çok sayıda Alevi kurumu Kobanê savunması için geldiler. Bu inanılmaz bir heyecan yarattı. Zira Türkiye ve Kürdistan’ın ihtiyacı tam da budur. Aleviler Kürtlere, Kürtler Alevilere ve her iki dinamik toplum, genelin sorunlarına sahip çıkıyor. Aynı kaderi paylaşan Kürtler ve Aleviler, ortak tarih ve geleceklerine sahip çıkıyor. AKP Hükümeti politikalarıyla Suriye’deki Kürtleri ve Alevileri adeta çetelere açık hedef haline getirdi. Bunun sonucu olarak onbinlerce sivil çeteler tarafından katledildi. Hem Aleviler hem de Kürtler bu gerçeğin farkındalar.
Burada günlük hayat komünal bir şekilde ilerliyor. Kültürel, sanatsal yaşam sürüyor. Gençlerden oluşan asayişler kurulmuş. Dengbêj bir kadın, her sabah çadırlardaki insanları kilamlar söyleyerek uyandırıyor.
Burada dünyanın en acımasız savaşı devam ediyor. Tel örgülerle örülü sınırın bir tarafında halk, diğer tarafında ise savaşan YPG-YPJ ile IŞİD çeteleri.
Bir film izler gibi izliyoruz bulunduğumuz yerden ama sinema salonlarındaki koltuklardan ya da evimizin başköşesinden değil, bizzat içinde görerek, hissederek, anlayarak izliyoruz. Savaşın ne olduğunu bizzat çıplak gözle görerek yaşıyoruz. 52 derece güneşin altında, sıfır noktasında bu saldırıların bir an önce bitmesi için, halk ele ele vermiş direniyor.
Sınırda Türk askerleri, zırhlı askeri araçlar ve tanklar devriye geziyor. Zaman zaman IŞİD çetelerinin attığı havanlar, Kuzey Kürdistan’a düşüyor. Ancak buna karşı Türk ordusu hiçbir şey yapmıyor.
Oysa angajman kurallarına göre Türkiye’nin hemen cevap vermesi gerekiyordu ama vermiyor. Bunu sorduğumuzda askerler, "IŞİD çetelerine ateş etme yetkimiz yok” diyor. Haklılar aslında; hükümetten IŞİD çetelerine ateş etme emri almamışlar. Hatta Kobanê’de Kürtleri katleden, insanlık suçu işleyen çetelere kapılarını sonuna kadar açıyorlar. Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın verdiği havanlarla, silahlarla, tanklarla Kürt köylerini bombalıyorlar.
Kobanê’nin savunması Kürtler için artık milli mesele haline geldi. Burada insanlık adına onur savaşı veriliyor.
Hep bir ağızdan Dolores İbarruri’nin sözü söyleniyor.
"Ayakta ölmek, diz çöküp yaşamaktan iyidir. 'NO PASARAN’ (Geçemeyecekler)!"
No pasaran! (Geçemeyecekler!)
İspanya'da faşizm Madrid’e dayandığında; komünist liderlerden Dolores İbarruri, Madrid’in savunması için İspanya’ya kendi dilinde sesleniyordu: