M. ZAHİT EKİNCİ / HAMBURG


Anja Flach'ı Avrupa'da Kürt Özgürlük Hareketi'yle yürüyen çoğu insan tanır. O, eylemlerin tanıdık yüzlerinden biri. Oldukça eskiye dayanan Kürtlerle tanışıklığı türlü serüvenleri içeriyor.

Anja, Kuzey Buz Denizi kıyılarında Nordholz isimli küçük ve sakin bir köyde dünyaya gelmiş. Asker bir baba ile ev kadını bir annenin ilk çocuğu. Çocukluğunun ilk bölümü, babasının peşi sıra gezmekle geçmiş. Göçebe gibi yani. Her sene başka bir şehirde… 12 yaşından sonra ise Bonn'a yerleşmişler.

"Babam asker kökenli olduğu için evi adeta kışlaya çevirmek istiyordu, bizi kendisine biat etmeye zorluyordu" diye anlatıyor Anja ve ekliyor: "Mutsuz ve alkolikti; mutsuzluğunu bizimle de paylaşmak istiyordu. Hiçbirimize değer vermedi. Hepimiz birer fazlalıktık onun için."


'Babam sevmiyorsa yapmalıyım!'

Babasının bu hâli Anja'yı 14-15 yaşında isyana sevk etmiş. İsyanının ilk adresi ise bir punk grubu olmuş. "Neden" diyoruz, anlatıyor: "Babam oldum olası punkçıları sevmezdi. Ben de babamın sevmediği şeyleri yapmaya bayılıyordum! Sırf ona inat olsun diye punkçıların yanına gittim. Tabii o zamanki punkçılarla şimdi sokakta içki içmekten başka bir şey yapmayanları karıştırmamak lazım. O zaman punkçıların sağlam bir duruşu vardı. Örneğin Wackesdorf'ta kurulan atom santraline karşı çıkmıştık. Frankfurt'ta yapılacak havaalanına karşı protesto eylemleri organize ettik."


Kürtlerle ilk karşılaşma

Bu yıllar ardından Anja'nın üniversite günleri başlamış. Etnoloji ve Eski Amerikan Kültürü eğitimi alan Anja, o günleri "En büyük şansım çoğu akademisyenlerin solcu olmasıydı" diye anlatıyor. Kürtlerle tanışması da o döneme rastlıyor. Anlatıyor: “Arayış içinde olduğum yıllardı. Bir denize akmak için kendine yol arayan bir nehir gibiydim. Kürtlerle ya da PKK'yle herhangi bir bağım yoktu. Kendimi sosyalist bir insan olarak tanımlıyordum sadece. PKK, 1985'te Bonn'da merkezi bir yürüyüş düzenlemişti. Bu yürüyüşe bir sosyalist olarak destek verdim. Binlerce insan, anlamadığım bir dilde slogan atıyordu: Bijî Partiya Karkeren Kurdistan!"


'PKK hayran bıraktı'

Aynı yıl arayışlarının sonucu olarak Küba'ya da giden Anja, daha sonra ise Hamburg'a taşınmış. Oradaki temel çalışma alanı, 'işgal evleri' olmuş. Polis, işgal evlerinin kapatılması için yoğun hareketlilik içindeymiş; onlar da kapattırmamak için direniyormuş. Bu dönemde de PKK'lilerle karşılaşmaya devam etmiş…

"Bir arkadaşımız, Kürdistan'a gitmiş ve gerilla alanlarında kalmıştı. Yine PKK saflarında mücadele etmiş bir kadın gerilla da tedavi için Hamburg'daydı. Onunla sık sık tartışıyorduk. Tanışmadan önce Kürdistan'da kadın gerillaların var olduğundan bile haberimiz yoktu. Çok etkilenmiştik. 1989'da Doğu Almanya yıkıldıktan sonra umut veren bir hareket kalmamıştı. PKK içindeki yoldaşlık ilişkileri, bağlılık, devrimci duruş ve disiplin ise bizi hayran bırakıyordu."


Kürdistan'a ilk yolculuk

Tanık oldukları ve dinledikleri, Anja Flach'ta karşı konulmaz bir Kürdistan seyahati isteği ortaya çıkarmış. Bu yıllarda Kürtçe kursuna başlamış ve söylenen birçok şeyi anlayacak kadar öğrenmiş. Anja, 1994'te ise Kürt Özgürlük Hareketi'ni daha yakından tanımak için bir heyetle birlikte Batman'a yolculuk yapmış. 

"Newroz'dan hemen önceydi. Biz de Newroz'a Batman'da katılmak istiyorduk ama Türk polisi otelden çıkmamıza bile izin vermiyordu. Üstelik Newroz'u da yasaklamışlardı. Yasağa rağmen yediden yetmişe herkesin direndiğini gördük. Batman ve çevresinde devlet güçleri tarafından yakılmış köyleri de gördük. Yollarda bu zulme ortak olan Alman tanklarını görünce yüreğim cız etti. Almanya'ya içimizde bu duygularla döndük. Döner dönmez de merkezi bir yürüyüşe katıldık. On binlerce insan, büyük bir disiplinle hareket ediyordu. En küçük bir olay bile çıkmamıştı. Bunu yapsa yapsa PKK yapabilirdi. PKK'nin ne denli büyük bir hareket olduğuna burada tanık oldum. Hayatımda ilk defa böylesine büyük ve disiplinli bir halk hareketiyle tanıştığımı söyleyebilirim."


Önderlik sahası

O günler ardından Anja, artık Kürtlerle çalışmayı çabalarının başına yerleştirir. Yaptıkları ilk iş, "Lezbiyen Kürt Kadınlar" isimli Berlin ve Hamburg'da kurulan iki komitenin çalışmaları olur. Ardından yapılacak bir konferans için kendisinden bir iki aylığına Kürdistan'a gitmesi istendiğinde de tereddütsüz kabul eder. Konferans yaklaşırken bu kez de "En az bir yıl daha kalman gerekiyor" derler; onu da kabul eder.

"Gitmeden önce altı kişilik bir grup Brüksel'e gittik. Evet, PKK'ye sempatiyle bakıyorduk ama mücadelesi ve ideolojisi hakkında fazla bilgimiz yoktu. Üstelik o zaman şimdi olduğu gibi Almanca yayınlar da yoktu. Zeki isimli bir arkadaştan bir ay boyunca siyasi eğitim aldık. Ardından konferans için 'Önderlik Sahası' denilen akademiye gittik. Akademide üç buçuk ay Önderlik'le birlikte kaldık. Konferansa tüm eyaletlerden komutanlar ve cezaevlerinde uzun süre kalmış eski arkadaşlar da gelmişti. Abdullah Öcalan hem komutanlar hem de cezaevinden çıkan arkadaşlarla sürekli diyalog kuruyor, tartışıyordu. Bu konferans, hepimizin için büyük şanstı. Çünkü tartışmalarda cehaletimiz ortaya çıkıyordu aslında. Gerçek PKK ideolojisini orada tanıdım, diyebilirim. Önderliğin perspektifi gerçekten ön açıcıydı. Bize hep, 'PKK'yi iyi tanımaya bakın ve öğrendiklerinizle ülkenize giderek devrimin hizmetinde olun' diyordu."


Sozdar Avesta komutasında Botan'a doğru…

Anja, konferans günlerinde uzun süre o insanlarla kalmak istediğine karar verir. Konferans bittikten sonra kendisini Botan'a önerir. Sonrasını araya girmeden onun ağzından aktaralım: "Konferans bitimi ardından Hamili Yıldırım komutasında alandan ayrıldık. Tabii içim içime sığmıyor. Zap bölgesi ilk göz ağrım oldu. Burada hem kadro eğitimi hem askeri eğitim aldım. Bu esnada bölgede kadın konferansı da oldu. Kürtçem az olsa da arkadaşlara ayak uydurmaya çalışıyordum.

Askeri eğitimden sonra Metina alanına gittim ve Meryem Çolak arkadaşın bölüğünde üç ay kaldım. Bölükte hem üniversite okuyan arkadaşlar hem de köylerden gelen okuma yazma bilmeyen arkadaşlar vardı. Ortada büyük bir sınıf çelişkisi ve epey tartışma vardı. Zamanla bu çelişki büyük bir sevgiye dönüştü. Düzenlemeler yapıldığında herkes bu bölükte kalmak istiyordu.

Daha sonra Sozdar Avesta arkadaşın komutasında Botan'a doğru yola çıktık. Bu benim ilk yolculuğumdu. Güçten ve takatten düştüm, epey de zayıfladım. Arkadaşların desteği olmasa bugün belki de hayatta olmazdım. Beni adeta gözleri gibi korudular; hepsinin gözbebeğiydim. 

Botan'ın Beytüşşebap alanında kalıyorduk, Kato Jîrkî Dağları'nda üsleniyorduk. Bir yandan savaşırken bir yandan da malzeme taşıyorduk. Kato’nun kışını bilen bilir; buna yakalanmamak için Gabar alanına gittik.


'Dönmek istedim ama…'

Tarifi imkânsız bir kıştı. Yerde metrelerce kar… Olduğumuz yere adeta çakılıp kalmıştık. Şehadetler bizi zorluyordu. Erzak depolarımız düşman tarafından ele geçirilmişti. Düşman, her yanımızı mayınla döşemişti. Açlıktan dolayı zayıf düşmüştük. Her şey sanki aleyhimize işliyordu.

Tüm yaşananlara rağmen arkadaşlar, beni el üstünde tutmaya devam etti. Çünkü ciddi kültür ve dil sorunu yaşıyordum ve itiraf etmek gerekirse Almanya'ya dönmek istiyordum. 

Yolların açılmasıyla beraber bir grup arkadaşla beraber Haftanin bölgesine geçtik. Kıtlıktan çıkmış aç kurtlar gibi her şeye saldırıyorduk. Çoğumuz daha sonra hastalandık.

1997'nin bahar aylarında Haftanin ve çevresinde 50 bin askerin katıldığı çok büyük bir operasyon başlatıldı. Üstelik KDP de düşman askerleriyle birlikte bize saldırıyordu. Bunun üzerine yeniden Beytüşşebap alanına çekildik.


Andrea Wolf'la buluşma


Haftanin alanındayken Alman bir arkadaşın Zap'a geldiğini söylemişlerdi. Çok istememe rağmen şartlardan dolayı görüşemedik. Meğer gelen arkadaş Andrea Wolf'muş! Yazın Beytüşşebap'a çekildikten sonra sonbaharda yeniden Zap'a hareket ettik. Andrea ile uzun uzun hasret giderdik ve 'Neler yapabiliriz' diye tartıştık. Bu esnada saldırılar devam ediyordu. Operasyonda birçok değerli kadro şehit düşmüştü. Şehadetsiz gün geçmiyordu. 

Kasım ayında bir grup arkadaşla Önderlik Sahası'na gittik. KDP, şimdi olduğu gibi o zaman da Rojava'ya giden bütün yolları kapatmıştı. Akademi'ye ulaştık. Avrupa'dan gelen yurtseverler de vardı.


'Keşke Rojava'da kalsaydım!'

Önderlik, çok öngörülü bir insan… 24 saatini devrime adamıştı. Aynı zamanda tam bir insan sarrafıydı. Onu kandırmak mümkün değildi. Adeta insanın yüreğini okuyordu. Tüm eleştirileri yerli yerindeydi. Kendisine ait bir özel yaşamı o zaman da yoktu. Bana Rojava'da kalıp kitle içinde çalışmamı, böylece Kürtçemi de geliştirebileceğimi söylüyordu. Ama ben ısrarla Almanya'ya dönmek istediğimi, orada daha yararlı olabileceğimi söyledim. Önderlik, özgür bir kadın olmak koşuluyla beni Almanya'ya gönderebileceğini söyledi. Döndükten sonra Önderliğin Rojava'da kalmamı istemesinin ne kadar haklı olduğunu da gördüm."


'Uzun ve sancılı'

Anja Almanya'ya gelir gelmez hakkında dava açılır ve "terör örgütü üyesi olmak”la suçlanır. Ayrıca faaliyetlerini yürüttüğü ISKU (Kurdistan Informationstelle) da polis tarafından basılır. Annesi de dahil tanıdığı herkesin telefonları, ilgili ya da ilgisiz de olsa dinlemeye alınır. Aynı günlerde Andrea Wolf'un şehadeti ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın esir alınması haberlerini üst üste alır…

"Her şey üst üste geliyordu. 'Keşke Rojava'da kitle çalışmasında kalsaydım' diye kendime kızıyordum. Uzun ve sancılı bir süreçti benim için. Sular biraz durulduktan sonra Mezopotamya Özgür Kadınlar Derneği'nde çalışmalara devam ettim. Yaşadıklarımı kitaplaştırmak için de çalışmaya başladım. 2003'te 'Başka Bir Yaşam', 2007'de ise 'Kürt Kadın Gerillaları' kitaplarım çıktı. Bunun yanı sıra deneyimlerimi ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin kadın bakış açısını anlattığım birçok seminer ve panele katıldım."


Oğlu Rojan Kürtçe öğreniyor

Anja, o günlerden bu yana Almanya'da Kürt Özgürlük Hareketi'yle birlikte aralıksız çalışıyor. Şimdilerde çalışmalarını Hamburg Rojbîn Kadın Meclisi'nin Dış İlişkiler Komisyonu'nda yürütüyor. "Rojan" isminde bir oğlu var ve o da Demokratik Kürt Toplum Merkezi (DKTM) bünyesinde devam eden Kürtçe derslerine katılıyor. "Bugüne kadar yaptığım hiçbir şeyden dolayı asla pişmanlık duymadım" diyor Anja. Ekliyor: "Ne yaptıysam devrim ve enternasyonalizm için yaptım. Bunun böyle bilinmesini istiyorum."