- Siyahlar, “Bu kıtada en az sizin kadar eskiyiz ve bizim kökümüz de burada. Biz de Amerikalıyız. Pasaportum, kimliğim bu ülkeye ait. Yedi kuşaktır buralıyız. Neden hala Afrikalı-Amerikan olarak anılıyoruz?” diyorlar.
BARIŞ BALSEÇER
ABD’de George Floyd’un 25 Mayıs tarihinde polis tarafından öldürülmesi ardından başlayan "Black Lives Matter" (Siyah hayatlar değerlidir) hareketi etkinliğini yayılarak sürdürüyor. Bir süredir Amerika’da bulunan Prof. Neşe Özgen, eylemlerin devam etmesi halinde ABD Kongresi’nin Trump’a rağmen yeni demokratik yasaları onaylayacağını belirtiyor.
Kuzey Carolina Eyaleti’nde bulunan Duke Üniversitesi’nde Kültürel Antropoloji Bölümü’nde dersler veren Özgen ile ırkçılığa karşı Black Panther Party ve Black Lives Matter olarak örgütlenen anti-rasist mücadelenin tarihini, ırkçılık ve ırkçılık karşıtı hareketlerin sınıfsal bağlantılarını, ABD Başkanı Donald Trump’ın göçmenlere, siyah ve işçi sınıfına karşı yürüttüğü siyasetin temel nedenlerini ve devam eden Black Lives Matter Hareketi’nin siyaset ve sistem üzerine etki ve sonuçlarını konuştuk.
ABD’deki ırkçılığın tarihi ne zamana kadar uzanıyor? Irkçılık ve de ırkçılık karşıtı hareketlerin, sınıfsal dönüşümü nasıl oldu?
Kölelik karşıtı hareketler, kölelik döneminde ortaya çıkan hareketlerdir. Köleliğin sona erdirilmesi için yapılan Kuzey-Güney savaşları –ki buna kapitalist devrim diyoruz- daha çok işçileşme sürecinin başlangıcı yani “burjuvazinin köle sahiplerine karşı verdiği bir mücadele” olarak ele alınır. Oysa işin derinliğine indiğimizde, aslında köle sahiplerinin kendilerinin de modern işçiliğin kölelikten çok daha karlı olduğunu görerek, kölelik yerine yarı kölelik-yarı işçilik sistemi veya işçilik sistemini kabul etmesiyle sonuçlanır.
Bir köle ailesini doyurmak, sözleşme kanunlarına uymak vb. durumlardan dolayı, köleler ve efendiler arasında -sözlü veya yazılı- bir sözleşme hukuku bulunuyor.
Afrika’dan yapılan köle ticaretinin kökenindeki vahşetin yanı sıra, kıtaya taşınmış olan vahşetin sorumluluğunu da üstlenmek, son derece ciddi maddi ve manevi yük haline gelmeye başladığında, köle sahipleri de pazarlık gücü olmayan bir işçinin eline sadece günlük yevmiyesini verip işçinin kendi ailesini geçindirmesine aldırmamanın, burjuvazi ve de kapitalizm için kölelikten çok daha karlı olduğunu gördüler. Bu anlamda Kuzey-Güney savaşları burjuva devrimi ile sonuçlanmıştır. Bir ilerlemedir ama sonuç olarak kapitalisttir. Bir sömürü düzeninden diğer bir sömürü düzenine geçiştir. Bu da siyahları beyaz işçi karşısında iş havuzu, yedek iş gücü ordusu olarak bulundurmak için son derece elverişliydi.
ADB’deki işçi sınıfı örgütlenmesi içerisinde siyahların örgütlenmesi nasıldı?
Emeğin, köle emeğinden çıkartılarak işçi emeğine doğru sömürgeleştirilmesinin hemen arkasından örgütlenmeye başlayan işçi hareketinin içerisinde, “eski köle, yeni işçi siyahların emeği” çok ciddi bir yer tutuyor. Ama buna rağmen siyahlar gerek Black Panther Party (Kara Panter Partisi) gerek barışçıl olan hareketlerle –silahlı ve silahsız- çok çeşitli ayaklanmalara katıldılar. Hem anti-rasizme karşı (ırkçılık karşıtlığına) hem de kapitalizme karşı işçi sınıfı ile birlikte çok büyük emekler verdiler. Hala da ciddi emek veriyorlar.
Değişen üretim biçimleri, burjuva ve işçi sınıfı ekseninde değerlendirdiğimizde, ırkçılığın bir sınıf sorunu olduğunu söyleyebilir miyiz?
1940-1960 yılları arasında sendika ağaları, sarı sendikalar, mafyalaştırılmış sendika liderleri kitlesel üretim yapan çeşitli yerlerde, işçi hareketlerini bastırmak için kullanıldı. Özellikle 1930-1960 yılları arasında, işçi sınıfı ayaklanmaları çok kanlı şekilde bastırıldı. Anti-Komünist hareketin devlet ideolojisi olarak hakim olduğu 1940’lı McCarthy yıllarında sosyalistler, komünistler, kızıllar bastırıldı. Bu, savaş sonrası ABD’nin dönüşümüydü.
ABD’de Polonyalı, Balkan ülkelerinden, İrlandalı olmak gibi geliş yerine göre bazı kategoriler var. Ama elitist grup kendisini, İngiltere’den gelen grup olarak tanımlıyor. Dolayısıyla İngiliz, Anglo-Amerikan geleneği, elitist sınıfın ideolojik damarıydı. Bunu 1970’lerde tekrardan yükselen Sosyalist Hareket, Özgürlükçü Gençlik Hareketi’nin üniversitelerdeki başkaldırıları ve işçi sınıfı içerisindeki hareketlerle birlikte siyahların da karşı koymalarıyla yükselen büyük bir özgürlük dalgası karşıladı. Yani 60’lı yılların ortalarından 70’li yılların sonlarına kadar ABD’deki özgürlük rüzgarlarının temeli bu gruplara dayanıyordu.
Bu dönemde “elitist üst sınıf” dahi kendisini “Anglo-Amerikan” olmaktan çıkarmaya çalıştı. Siyahları da içerisine alan Amerikanlaşma, daha Amerikalı olma fikri ve ideolojisi yerleşti. 1980’lerden itibaren başlayıp 90’larda iyice yükselen Neo-Liberal Hareket, işçi sınıfı içerisinde yedek iş gücü ordusu olarak yoksulu, yoksul beyazı ve yoksul siyahı tutma ideolojisini sürdürdü. Siyah Hareket, 1900’lerin başından itibaren neredeyse bir sınıf hareketinin içerisinde varola geldi. Bugün anti-rasist dediğimiz hareket bir kölelik meselesi değil, bir “sınıf meselesidir”. Bu sınıf meselesinin içerisinde sadece siyahlar, yoksul siyahlar değil; yoksul beyazlar ve göçmenler de var.
Salgın öncesi ve sonrası ABD’deki işsizlik ve ekonomiyi değerlendirirsek nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?
ABD nüfusunun yüzde 38’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Pandemiden önce dahi ilkokul çağındaki 14 milyon çocuk akşam yemeğini yiyemeden yatağa aç giriyordu. Günde bir kere yemek yiyebilsinler diye, öğretmenlerin kendi ücretlerinden arttırdıklarıyla, 6 milyon çoçuk hiç değilse bir öğlen yemeğine kavuşmuştu. Hatta pandemi öncesinde bu çocuklara sabah kahvaltısının verilmesi üzerine tartışmalar vardı.
ABD 1980’li yıllardan bugüne yoksulu yoksulluk seviyesinde tutan, doğumla kazanılan statüyü aşmaya izin vermeyen bir ülke halinde. Zenginleşme değil ama para kazanma olanaklarının çok fazla olduğu bir ülke. Ama fırsatlar ülkesi değil. Sınıfın çok belirgin olduğu, sınıf ve de statü atlamanın çok kolay olmadığı bir ülke. İngiliz geleneğinin sınıf atlama kavgasını; köken ve doğum odaklı statü kazanımları meselesinden kurtaramadılar.
Pandemiden sonra bu sorun, daha da görünür oldu. Esnek denilen “geçici işler”, küçük işletmeler bitti. Bir buçuk ay içerisinde çok güçlü görünen ABD ekonomisinin arz-talep dengesi darmadağın oldu. Çünkü çok uzun yıllardır kapitalizm, esnek üretim ve esnek tüketimi savunarak; deposuz, stoksuz, anında üretime dayalı çalışmayı esas aldı. Önce sipariş alınıyor, siparişin parası ödeniyor, sonra üretime geçiliyor.
Bir buçuk aylık pandemi sürecinde üretim de birdenbire durunca, yani geçmiş siparişler yetiştirilemeyip yeni siparişler alınamayınca bütün sistem sıkıştı. İşsizlik sayısı 44 milyon gibi büyük bir rakama ulaştı.
George Floyd’un polis tarafından öldürülmesi sonrası gelişen sokak eylemlerinin ve ırkçılık karşıtı hareketlerin sınıfsal bağlantısı nedir? Siyahların itirazları nelerdir?
2021’e yaklaştığımız şu zamanlarda ABD’nin en önemli özelliklerinden birisi, gelir dağılımında dünyanın en uçurumunu barındırmasıdır. Neo-liberalizmden sonra Obama ve Trump’la birlikte geliştirilen bu yeni dönem, iyi dönüştürülmüş bir barbar kapitalizmdir. Yeni dönem kapitalizmi, işçi sınıfının ve yoksulların ölüm çukurunu kazan bir sistem haline geldi.
Ayrıca, “çıkış ailesi kategorisi nedeniyle”, yoksul ailelerden çıkmış olan nitelikli, kentli genç nüfusun üretiminin yoksullaştırılması, değersizleştirilmesi, geçicileştirilmesi ve kitleler halinde geçici işlerde, “yeni esnek işgücü” denen işgücü içerisine girmeleriyle sonuçlandı. Yani yoksullaşan bir başka grup daha söz konusu.
Siyahlar, “Bu kıtada en az sizin kadar eskiyiz ve bizim kökümüz de burada. Biz de Amerikalıyız. Pasaportum, kimliğim bu ülkeye ait. Yedi kuşaktır buralıyız. Neden hala Afrikalı-Amerikan olarak anılıyoruz?” diyorlar. Kendilerine “black” denmesini tercih ediyorlar. Bu da renk üzerinden bir niteleme oluyor ve buna da ciddi itirazlar var.
Son kalkışma yani sokaktaki "kara öfke" sadece siyahları değil geniş bir kesimi içine aldı. Trump ise çeşitli ittifakların artık kendisine destek vermediği bir sürece girdi. Özellikle pandemiden sonra güç kaybeden kentli beyazlar ve siyahlar, çok ciddi olarak şu anda hesap soruyor.
Donald Trump’ın “ekonomimiz çok güçlü” söylemini nasıl anlamalıyız?
Bir kapitalist “ekonomimiz güçlü” diyorsa, halkın yararına güçlenmeden değil, zenginin daha zengin olduğu “sınıf sisteminden” söz ediyordur. Burjuvazinin ve etrafındakilerin ekonomisi güçlenmiştir. Son üç aylık pandemi döneminde dahi kamusal ve de özel şirketler, yüzde 20 oranında zarar açıkladı. Diğer yandan Amerika’nın ilk beşyüz milyonerinin üç aylık servet katlamasının, geçmiş üç yıla denk geldiğini görüyoruz. Ortada sanal, üretime dayanmayan bir pasta var. Pasta büyüdü ama pastadan fakire düşen pay değişmedi. Zenginin payı daha arttığı için, gelir dağılımı uçurumu da fazlalaştı.
Dolayısıyla bu sözleri sadece dışarıya bir böbürlenme olarak almamak gerekiyor. Türkiye’deki yönetim, iktidar ve burjuva sınıfı da bu minvalde açıklamalar yaptı. Aynı durum Türkiye için de geçerlidir.
ABD’de büyük bir işsizliğin olduğunu ifade ettiniz. Trump’ın göç akınını önleme siyasetinin bununla bir bağı var mı?
Üretim sisteminde çok farklı değişimler oluyor. 1700- 1800’lü yılların orta ve büyük tarım çiftliklerinin yerini bankaların sahip olduğu endüstriyel tarım çiftlikleri almaya başladı. Ya da bankalar toprak sahibidirler.
Kitlesel İşçi Sınıfı Hareketleri’nin bastırılması sonrası; endüstriyel çiftliklerin işletilememesi, kitlesel üretimlerin bırakılması, madenlerin kapatılmasından kaynaklı, sistem 20. yüzyıl boyunca yeniden değişti. Burjuvazinin sınıfları arasında da bir çatışma doğdu.
Bir diğer değişiklik ABD’de üretilecek birçok malın, taşeron sistemi aracılığıyla parçalanıp dağıtılarak farklı ülkelerde üretilmesi ve ITEC’e yani Silikon Vadisi dönemine geçilmesidir. Örneklersek; ayakkabının lastiği, kot bezi, ipliği başka başka ülkelerde üretilip birleştirdikten sonra, ABD’de küçük bir teknik grup da üretim onayı veriyor. Teknolojik üretimde de değişimler oldu. Bu yüzden lojistik, transit işlemleri, gümrük işleri gelişti.
Bütün bu iniş-çıkışlar, eski hakların kayıpları, sağlık ve sigorta sistemindeki değişmeler ve özelleştirilmesi, satılması gibi değişimler işçi ve orta sınıf üzerinde sarsıcı etkiler bıraktı. Örneğin ABD’de eğitim; silah ve sağlıktan sonra üçüncü büyük sektöre dönüştü. Öğrenci ve dolayısıyla ailesi eğitim için yüksek miktarda borçlanıyor.
İkinci Körfez İşgali’nde özellikle alt sıradan, statüsüz olarak savaşa gitmek için başvuran askerlerin büyük çoğunluğu siyahtı. Savaşa giden bu çoğunluk, üniversite borçlarını ödemek için gittiler. Sonradan alt düzey işleri yapmak üzere, göçmenler gelmeye başladı. Gerek Latin Amerika’daki kuraklıktan, gerek iç çalkantılardan, gerek yoksulluk nedeniyle oluşan bu göçü, dünya çok fazla duymadı. Bir buçuk gün içinde, Venezuela’dan Brezilya’ya bir buçuk milyon insan geçti. Meksika’dan büyük bir grup yürümeye başladı. ABD’ye “kapıları kapatamazsınız” dediler. Trump, duvar örmeye ve duvarın parasını Meksika’dan almaya kalkıştı.
Trump, üretimi içeri taşımak ve işçiyi içeride tutmak üzerine yeni bir program önerdi. Fakat bu program gelecek olan göçmen işçiyi reddetti. Önerdiği program taşeron işçileştirme üzerinden zenginleşen grubu geriye çekip, yerli burjuvaziyi harekete geçirmeye yönelik bir programdı. Program ses buldu. Ama yerini kaybedecek olan burjuva ve orta sınıf içerisinde ırkçılığın yükselmesi ile sonuçlandı.
Bütün bunları neden-sonuç ilişkisinden ziyade, kaotik bir halkanın birbirini etkileyen çeşitli değişkenleri olarak anlamak gerekiyor. Çünkü büyük bir değişiklik yapmaya soyunulduğunda, bu değişikliklerden zarar ve yarar göreceklerin çatışması doğacaktır. Fakat bu, sistemi yerinden edecek bir çatışma değil, burjuva sınıfının kendi arasındaki yani “sistem içi” bir çatışmadır. Trump da bu çatışmayı en iyi idare edebilecek kukla olarak başkanlığa getirildi. Şimdi ise Trump’ın bu çatışmayı idare edemeyeceğine karar verildi.
Erdoğan da böyledir. Başlangıçtaki politikasından farklı olarak, artık ittifak yaptıklarından etkilenme ve onlarla birlikte çalışmaktan söz etmiyor. Baştan itibaren “yıkacağım” diyordu. Yıkma politikasına dair verdiği her sözü, yerine getiriyor. İçinde değişiklik gösterdiği politik dönemler, ittifaklar dönemidir. Şu anda MHP ve Perinçek dışında ittifak yapacağı birileri kalmadı.
Trump da, çeşitli ittifakların artık kendisine destek vermediği bir sürece girdi. Özellikle pandemiden sonra güç kaybeden kentli beyazlar ve siyahlar, çok ciddi olarak pandemiden sonraki durumun şu an da hesabını soruyor. Pandemi sırasında canları pahasına ayakta tuttukları ekonomiye dahil edilmelerini talep ediyorlar. Pandemi normali yıktı aslında: “Durum normal değil ve normale dönülemez.” Zaten normal kötüydü. İnsanlar, pandemi öncesindeki normale dönmek istemiyorlar.
Trump’ın yürüttüğü siyasetin ırkçılığın yükselmesine neden olduğu değerlendirmelerini nasıl yorumluyorsunuz?
Trump çok açık ki, yeni burjuva çatışmasına bir çare önerdi. Şimdiye kadar dayatılmış olan taşeron üretim sistemini sonlandıracağını, Amerika işçisine iş vereceğini, yoksulluğu önleyeceğini, bütün üretimi tekrar ABD’de içerisine çekeceğini söyledi.
Kapitalist sistem içerisinde bu kadar Keynesci bir parametrenin tekrardan gündeme getirilmesi ve sağın alkışlarıyla karşılanması boş iş değildir. Üretim içeri çekildiğinde ise göçmenin istenmemesi, ırkçılıkla birlikte ortaya çıktı.
Türkiye’de de durum böyle. Çoğunluğu Kürt olan mevsimlik tarım işçilerinin çalışması engellendi ve “Gürcistan' dan işçi getireceğiz” denildi. Çünkü Gürcistanlıları bazen “ırk” olarak, bazı durumlarda sınır, bazen de “kontrol edilebilir köle işgücü olarak” kendilerine yakın görüyorlar.
Türkiye’de bu yönlü en şiddetli saldırılar 90’lardan sonra 2000’li yılların ortalarında, “Kürt tarım işçilerine” yapıldı. Turgutlu’dan Karadeniz’e kadar uzanan hatta mevsimlik tarım işçileri girdikleri her kasabada, biraz yerleşmeye çalıştıklarında –çünkü bu insanların köyleri yakılmış yıkılmış ve sürgünlerdi- ırkçı saldırılara uğradılar.
Şimdi Kürtler ile birlikte bu ırkçılık Suriyelilere de yönelmiş durumda. Yani çok benzer bir biçimde ırkçılık sadece siyah karşıtlığında, Kürt karşıtlığında değil; göçmen karşıtlığında da birleşiyor. Günümüzdeki ırkçılık sınıfsal temelini göçmen, siyah/etnik ve yoksul karşıtlığında gösteriyor. Sistem dışında olan, ırkçılığın hedefi oluyor.
Trump’a karşı muhalefet nasıl bir siyaset yürütüyor? Oradaki tartışmaları açmanız mümkün mü?
Pandemiden önceki dönemde “White supremacy” yani beyazın onaylanması propagandası, Trump karşıtı ve Trump’ı destekleyen hareketler içerisinde de yol almıştı. Beyazın üstünlüğünü esas alan bu propaganda o kadar yükseldiki, Trump’ı daha bir orta yolla aşmak için –CHP tarzı orta bir yolla-, bir başka kukla olarak Joe Biden öne çıkarıldı.
Yavaş geçişle “Trump’a karşı bir demokrasi cephesi oluşturulabilir mi?” denilerek, bu yola gidildi. Türkiye’de CHP üzerinde geliştirilen “taklit ederek siyaset yaratamazsınız” tartışması burada da Biden üzerinden sürdürülüyor. Yani Trump’ı taklit ederek siyaset yaratılıp yaratılamayacağı tartışması var. Ama orta sınıf beyazın silahlanması ve tehdidi çok güçlüydü.
ABD’de silahın başka bir anlamı var. Yani Türkiye’deki gibi burada kimse silahı kendisini korumak için aldığını iddia edemez. Kolay ruhsatlandırılan, kolay mazeretlendirilen satışlar ve yüksek teknolojili silahlar orta sınıfın özellikle de ırkçı beyazların çok kolay aldığı, ulaştığı ve sokakta göstermekte ve hatta sıkmakta hiç çekinmediği bir malzeme.
Ancak yine de birçok kanun bulunuyor. Yargıçlar sisteminin kendi içerisinde denetimleri, üst mahkeme denetimleri var. Yargı, yürütme ve yasama kurumları son derece birbirinden ayrı durumda. Kuvvetler ayrımı iyi işliyor. Delegasyon sistemi Türkiye’deki kadar keskin ve ticari işlemiyor. Bunlar Trump'ı yani iktidarı denetleyen emniyet sübabı. Başkanlık sistemi var fakat göçmen hareketine karşı bir şey gerçekleştirmek istediğinde, parlemento engelliyor. Trump bu sübaplara saldırıyor. Ayrıca insanların kanunlar çerçevesinde örgütlenme şansları bulunuyor. Aşağıdan partiyi etkileyebiliyorlar.
Şu anda Trump'ın bu yeni durumu yönetemeyeceğine karar verildi diyebilirim. Üç aylık pandemi krizini yönetemeyişi, yönetmek dahi istemeyişi, popülist politikalardan vazgeçmeyişi ve popülist politikaları iyi ve kabul edilir bir biçimde sunamayışı, bir yandan da ahlaki tutumları da orta sınıfı incitiyor. İşçi sınıfının incinip incinmediğine zaten hiçbir yerde bakılmıyor.
Trump’ın, sürdürülebilecek bir simge olup olmadığı konusunda tereddütteler. Bu grup Obama'nın savaş politikasını onaylamıştı. Siyah olup olmaması mesele değildi. Pentagon ile ne kadar işbirliği yapabildiği, başka ülkelerle yüklendiği prestiji nasıl gösterebildiği, ahlak sistemi içerisinde nasıl oturabildiği asıl önemli meseleydi. Kendilerini temsil edecek birisi olduğuna karar vermişlerdi. Bu anlamda Obama, Trump'a göre çok daha başarılıydı. Bu devir sona ermiş gibi gözüküyor.
Sokak eylemleri tüm ezilenleri kapsıyor mu? Eylemlerin ilk günlerinde Trump’ın eylemcilere yönelik ciddi tehditleri olmuştu. Sonrasında İncil ile kameralar karşısında gördük. Kamuoyunun tepkisi nasıldı?
Özellikle de bu son kalkışma yani sokaktaki "kara öfke" sadece siyahları değil, yoksullaşmış beyaz kentli genç eğitimli grubu da çok iyi içine aldı. Kısmen sosyalizme doğru uzanıyor, kısmen sosyalist iddialara doğru uzanabiliyor. Göçmen hareketini henüz içine almış değil, göçmen haklarından çokça söz etmiyor. Yani çok geniş bir biçimde ezilenler, ırkçılığın ve sınıf mekanizmasının hedef aldığı bütün insanlar hakkında açıkça konuşmuyor. Bu durum ezilenlerin eksikliğidir.
ABD orta sınıfı da meseleyi, "siyahların hakkı" gibi görmeye daha yatkın. Beyaz suçluluğu (White guilty) duygusundan söz edebiliriz. Ödemesi gereken bir dönemin suçluluğunu, kendince bu hareketin üzerinden aklamaya çalışıyorlar.
Ana medyada yürüyüşlerden yana bir tavır alınıyor. “Yağmalıyorlar” diye sunulan haberler, “köle ayaklanmasıdır” diyerek yorumlayan Klu Klux Klan’cılar da bitti. Trump'ın orduyu çağırma tehditi, ordu tarafından reddedildi. Hatta askeri üst düzey bir rütbeli, Trump'un elinde İncil ile medyanın karşısına çıkma görüntüsünden dolayı özür diledi.
Birisinin fotoğrafı servis edildiğinde kılı kırk yaran Amerikan ana medyasında, kimin hangi fotoğrafının yanlışlıkla girdiği meselesi tartışmalıdır. Oysa üst düzey askeri yetkili ordaydı. Eğer uygun görülseydi, onaylandığı bildirilerek servis edilecekti. Ama uygun görülmedi ve fotoğrafın geri çekilmesi emredildi. Kiliseler Trump’ın İncil ile kameraların karşısına çıkmasına, "Kendine gel. Hangi Tanrı senin yanında" diyerek tepki verdiler. Bütün bunlar iyi göstergelerdir.
Geçtiğimiz hafta içi polis kanalında "reformlar" konuşuldu. Fakat polis medyasından “polis yetkilerinin kısıtlanmasına” karşı, sokağa çağrıda bulunuldu ve "ne istiyorsunuz?" denilerek halk tehdit edildi. “Bütün eyaletlerin belediye başkanlığına bağlı olan polisleri lağvedelim ve ulusal polis ordusu kuralım, görürsünüz”, dediler. Bu tehdit sokak hareketi tarafından engellendi. “Bunu istemiyoruz” dediler. Hatta başka yerlerde, sokak asayişini vatandaşın kendisinin kurması ve polisin tamamen lağvedilmesi gibi tartışmalar da söz konusuydu.
Şu an eylemlerde olan gruplar kendi aralarında örgütlüler mi? Trump’ın Antifa’yı 'terör örgütü' listesine alma tehditi tepkilere yol açtı mı?
İlk zamanlarda ABD'deki sokak kalkışmasını, Gezi Hareketi’ne ölçütsüz bir şekilde benzetmeler oldu. ABD’de 200 yılı aşan bir ayaklanma geleneği var. Türkiye'de de var denilebilir ama buradaki ayaklanma mekanizmasının örgütlenerek ortaya çıkışı oldukça olgunlaşmış durumda. İlk dönemlerde gözlemlediğim, her şehirde her siyah veya sosyalist örgütlenmenin çok ciddi yapısının olduğuydu. Birbirine dikkat ediyor ve uyarıyorlar. Mesela eylemlerin ilk günlerinde yağmaya girişen bir grup sızmıştı. Bu grup polisin saldırmasını sağlamak için provokasyona girişti. Bu gibi durumlara eylemciler çok hazırlıklılar. Hangi grubun, hangi mahalleye gideceklerini biliyorlar. Provokasyon amaçlı gelen grupları hemen örgütlü yapılara bildiriyorlar.
Kendi aralarında da çok örgütlüler. Dolayısıyla ideolojik olarak da sağın her türlü saldırısına, kendi içlerindeki kalkışma bilgisinden gelen kültürlerinin ürettiği cevapla karşılık verebiliyorlar. Yani Trump "Black Panther" dediğinde bu gruplar, "Klu Klux Klan’dan bahsediyorsun. McCarthey dönemine giremezsin” dediler. İki grup da birbirinin şifrelerini anlıyor. Tehditlerini görüyorlar ve örgütlü bir biçimde karşılık veriyorlar. Birbirlerinin geçmişlerini biliyorlar.
Antifa daha sonra da Black Lives Matter hareketinin örgütlenme biçimi, hakikaten geçmişteki kalkışma kültürünü yerinden ve yeniden yeni döneme doğru dönüştürmesinin başarısıdır. Bunu Kürt Hareketi kısmen başardı. Yani kendi kültüründen gelen çeşitli şifreleri, kendi kültürel ve kendi isyan birikimini yeni döneme aktarabildi. Ayrıca kendi slogan ve şifrelerini yarattı. Örneğin Kawa üzerinden bu dili yarattı. Feda kültürü üzerinden değil, isyan kültürü üzerinden yarattı.
Dolayısıyla bu yapıların insanların hafızasında bir yeri var. İnsanlar Trump’a, “sen nasıl Antifa’ya laf söylersin” diyerek, tepki gösterdiler. Black Lives Matter Hareketi de Antifa’yı sahipleniyor. Sağ ve muhafazakar grup aslında Antifa’nın reddedilemeyecek bir itibarı olduğunu biliyor. Bunu Gezi’de de gördük. Erdoğan eylemcilere, “çapulcular” dediğinde, eylemciler buna tepki göstererek çapulculuğu “derviş kültürü” ile sahiplendi.
Pandemi sırasında canları pahasına ayakta tuttukları ekonomiye dahil edilmelerini talep ediyorlar. Pandemi normali yıktı aslında: “Durum normal değil ve normale dönülemez.” Zaten normal kötüydü. İnsanlar, pandemi öncesindeki normale dönmek istemiyorlar.
Bütün bu gelişmelere baktığımızda Trump’ın yeniden seçileceğini düşünüyor musunuz?
Pandemi sürecinde, “pandemi yasakları kaldırılsın” diyerek yürüyen silahlı gruplar vardı. Bu gruplar eyalet binalarını bastılar. O kadar örgütlenmeselerde, birkaç gün doğrudan eylem gruplarına ateş açan, eylem karşıtı “beyaz hareketi” var. Burada en çok bundan korkuluyor. Yani White Supremacy’inin silahlı ve örgütlü olarak Trump tarafından, sokağa indirilmesinden korkuluyor. Çünkü şu anda sokak hareketleri anti- sistem olarak değil, anti- Trump'çı şekilde gidiyor. Bu tehlikeyi gören Trump da son günlerde, bazı eyaletlerde biraz daha organize.
Görünen o ki kongre, sistemin içinde kalan ama oldukça demokrat bir basamağa doğru gidebilecek yeni yasaları Trump’a rağmen onaylayabilir. Bu önemli. Eylemler bir iki hafta daha pazarlık gücü ile sürdürülürse ve eğer Trump’da bu pazarlığa dahil olmayı kabul etmeyip kendi popülist ve çıkarcı ahlaksızlığını sürdürmede ısrar ederse hem yalnızlaşacak, hemde silahlı güçleri sokağa sürerse durum sertleşecek. Trump bir nevi işareti verdi. Şu an sokağın tepkisini ve eylemlerin gücünü ölçüyorlar. Eylemler bir iki hafta daha sürerse kongre, belki Trump’ı kısmen ikna edip -belki de etmeyip-, sistem içi kazanımların demokrasi dalgasına doğru gidebilir.
Türkiye’deki ırkçı bütün kliklerle iktidar bloğu oluşturup Kürtlere topyekün savaş açan Erdoğan’ın Amerika’daki eylemlerle ilgili açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
İdeolojik, ekonomik büyüme ve sosyal düzeni sağlayacak yeniden bir dünya yaratabilme potansiyeli, “sol” potansiyeldir. Sağ, mevcut durumu hiç değiştirmeden olduğu gibi tutmaya çalışır. Sol, insanlar için daha iyisini var eder. Sağın kendi tutuculuğuna dair bir söz hazinesi yoktur. Sağ eğer kendisine bir imtiyaz ve itibar alanı açmak, ideolojik bir hazneden beslenmek istiyorsa, solun çözümlerini dönüştürmesi gerekiyor. Çünkü herşeyi yerinde tutmak bir itibar alanı değildir. İstediği kadar yapılandırmaya çalışsın, bir imtiyaz alanı yaratamaz.
Aynı şeyi Yeni Zelanda’daki cami saldırısında da gördük. Erdoğan’ın cami saldırısına yönelik açıklaması vahimdi. Meydanlardan, büyük bir şiddet olayını göstererek bir ülkedeki bütün insanları hedef aldı.
Bu açıklamalar işe yaramıyor. Erdoğan’ın açıklamaları Yeni Zelanda’daki gibi, burada da reddedildi. Erdoğan, ABD’de kitleler nezdinde bir itibarının olmadığını görüyor. Bir itibar hanesi kazanmak istiyorsa, en azında liberal düzeyde olsa bile insan haklarına yönelik çözüme dair bir şeyler yapmak zorunda.
İçeride insan hakları ihlallerini çözmese bile, dışarıya insan haklarını savunan bir imaj yaratmak zorunluluğu bu açıklamayı zorunlu kılmıştır. Erdoğan bir çıkar meselesi olarak sağda kalmayı seçiyor. ABD’deki ırkçılığı kınadı diye kendi demokrasi anlayışı değişmiş değil.
Türkiye’deki ırksal tanımla ABD’deki ırk tanımı arasında ne gibi farklılıklar söz konusu? Kürt Özgürlük Hareketi ile Siyah Hareket’i karşılaştırabilir misiniz?
Türkiye’deki ırkçılık, ABD’deki ırkçılıktan farklıdır. Türkiye’deki ırkçılık anti-Kürtlük, anti-Ermenilik vb.gibi kategorilere sahip. Türkiye’de ırkçılık renge bağlı değil ama rengi de içeren bir ırk sistemi süreklidir.
Black Panther’lerin bastırılması sürecinden başlayarak günümüze uzanan bu dönemde, ABD’de ki “Siyah Hareket” özellikle Obama döneminde, kendisini silahlı ve siyasi militer bir örgütlenmeden arındırmayı kabul etti. Baskılar, ölümler, Martin Luther’in öldürülmesi, Black Panther’lerin bastırılması sonucu “Siyah Hareket” sistem içerisinde olmayı kabul etti.
Türkiye’de ise Kürt Hareketi silahlı-militer bir güce sahip olmasını elinden bırakmıyor. Aradaki fark budur. Siyahlar içinde ise silahlı-militer bir güç yok artık.