Hüseyin Aygün’ü dağa kaldırdılar, indirdiler. İlk indirdiklerinde “dağdaki genç arkadaşlar diye başladı iki gün içinde “şikayetçiyim savcı bey”e kadar gitti. Suyun tam yatağını bulması için biraz daha beklemek lazım anlaşılan.
Bu Türkiye’deki barışseverlerin en zeka yoksunları Hüseyin Aygün’ün açıklamalarının ardından biraz daha gündemi işgal etmeye başladılar. Dağdaki Kürt gerillalarının “normal bir yaşam” istemiyle yanıp tutuşan gençler olduğunu, bunları dağdan ovaya indirmek için barış çabası içinde olmak gerektiğini söyleyenlerin sesleri yükseliyor. En çok kullandıkları sözcükse “yazık”, “yazık bu gençlere”.
Yazıksa herkese yazık. Askere de yazık, gerillaya da yazık, köyünden evinden edilene de yazık, cezaevindekine de yazık. Yazıklarla yazıklamalarla sözümona insanların vicdanlarına hitap etmeyi amaçlıyorlar.
Bunları iyi niyetinden şüpheyi bir kenara koyarsak yapılan en basit deyimiyle Türkiye’deki Kürt sorununun temel noktalarından dikkati uzaklaştırmaktır.
Türkiye’de vicdanlara yönelik bir çözümden bahsedilecekse bunun hareket noktası bir milletin başka bir milletin geleceği üzerindeki tahakkümünün kabul edilemeyeceği fikrinin zihinlere yerleştirilmesi olmalı. Bunu savunanlar artık asimilasyon, devşirme siyasetinden vazgeçilmesi gerektiğini söylemeli. Kürtleri Türkçe, Türk gibi ele alan eğitim sisteminin değişmesi gerektiğini vurgulamalı.
Bunları söylemeden, bu vurguları ortaya koymadan “yazık genç çocuklar” diye ortaya çıkıp barış dilenmenin hiçbir gerçekçi tarafı yoktur, olamaz.
Türkiye’nin Kürdistan’da verdiği savaş bir egemenlik savaşıdır. Aygün’ün iki gün gezdiği dağlarda 30 senedir Kürt gençleri bu egemenliğe karşı bir başkaldırı eylemi içerisinde. Gerilla da dağdan ancak Kürtler üzerindeki Türk egemenliği iddiasının ortadan kalkmasıyla iner. Bu söylemde bu kadar basit bir denklemdir.
Barış isteniyorsa Türkiye’deki toplumsal yapı bu denklemin barışa eşitlenmesine hazırlanmalıdır. Bunun ara bir formülü falan da yok.
Hüseyin bey barış için çalışacaksa önce bunları söyleyecek.
30 senedir kan Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti tarafından inkar edilmesi, yok sayılması nedeniyle dökülüyor.
Normal bir yaşam dediğiniz şey ev bark, iş güç sahibi olup hayatını idame ettirmekten ibaret değildir. Normal yaşam denilen şey bir Kürt çocuğunun Kürtçe büyümesi, Kürt gibi büyümesi, dünyayı Kürtçe öğrenmesi, Kürtçe tanımasıdır.
Kürt çocuklarının okullarda her gün “Türküm doğruyum” diye çığırtıldığı bir coğrafyada normal bir yaşamdan bahsedilebilir mi? Anormal ve normal ölçüsü Kürtler açısından artık budur.