Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Nükleer Güvenlik Zirvesi nedeniyle ABD’ye yaptığı ziyaretin gündemi; Nükleer Güvenlik olmaktan çoktan çıkmış durumda. „Havuz medyası; Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD başkanı Obama ile görüşebilecek mi“ diye „Papatya Falı“ bakıyor...

„Türkiye’yi yönetenleri „Nükleer Güvenlik“ konusu neredeyse hiç ilgilendirmiyor“ dersek, sanırım fazla abartmış olmayız. Halbuki Türkiye’de yeni başlatılan Nükleer Santral projeleri, İran’ın „Nükleer Silah“ sahibi olma konusundaki aşırı istekli oluşu, İsrail’in her ne kadar deklere etmese de, „Nükleer silahlara“ sahip olduğu konusunda var olan güçlü kanaat,  Nükleer Güvenlik meselelerini çoktan Türkiye’nin gündemi yapmalıydı...

Herkesin bir birine kuşku ile baktığı; yıllardır sadece kin ve nefret üzerinden iktidar üretilen bir coğrafyada bu kadar çok nükleer silah sahibi olunması en başta bölge halklarını tehdit eder. Bırakın Nükleer silah sahibi olmayı, nükleer enerji üretiminin bile muazzam güvenlik tedbirleri gerektirdiği bir alandan bahsediyoruz...

Çernobil’de kimse nükleer silah kullanmamıştı; ama sonuçları korkunç oldu. Karadeniz’in etrafındaki ülkeler aradan onca yıl geçmiş olmasına rağmen hala „Çernobil Facia’sının“ sonuçlarını yaşıyorlar. Çünkü nükleer enerji son tahlilde radyoaktif bir faaliyettir; hava ve su ile her yere dağılır. 

Hiroşima ve Nagasaki’yi yaşayarak dünyanın en önemli nükleer yıkımını yaşamış olan Japonya; Töhoku depremi ve meydan gelen Tsunami sonrasında o kadar önlem almasında rağmen Fukuşima nükleer santralinde sızıntı oluşmasını önleyemedi. 

Ancak her şeye kar-rant üzerinden bakan, inanç ve din vurgusuyla iktidar olmasına rağmen paradan ve ranttan başka hiç bir şeyi gözü görmeyen AKP iktidarı, geçmişte İran üzerinden yürüyen ama aslında bütün Ortadoğu’yu ilgilendiren „Nükleer Güvenlik“ meselesine daha ilkeli yaklaşabilseydi; bugün hem Türkiye’nin iç dengeleri hem de bütün Ortadoğu coğrafyası bambaşka bir ortam yaşardı.

Halbuki Türkiye’yi yönetenler ne yaptı? İran’a yönelik ambargoyu bir tür rant kapısına dönüştürdüler. Dünyanın gözü önünde devlet eliyle muazzam bir mafya organizasyonu kuruldu. Bazı bakanlar üzerinden bütün hükümetin dahil olduğu, finansal ayağının Halk Bankası üzerinden kurulduğu, güya gizli ama herkesin bildiği bir suç örgütü oluşturuldu...

Burada kimse Türkiye’nin bizim bilmediğimiz, gizli ulusal çıkarlarından bahsedemez. Bildiğiniz kendi kişisel çıkarları için bir araya gelmiş; içinde siyasetçi, bankacı, memur, işveren ve bürokratların olduğu bir suç örgütüyle muhatapız. Bu örgütün diğer suç örgütlerinden farkı; bu organizasyon bizzat devleti yönetenler tarafından kurulmuş olması...

Kolay para Türkiye’yi yönetenlerin başını döndürdü; bir anda neye uğradıklarını şaşırdılar. Bu hep böyle gider sandılar. Deve kuşu misali kafasını kuma gömen AKP Hükümeti, kendisi kimseyi görmüyor diye başkaları da kendisini görmüyor sanıyordu...

Halbuki zamanın İran hükümeti ve Türk Hükümeti arasındaki bu ilkesiz ilişki çoktan deşifre olmuştu. İlgisi olanlar hatırlarlar, ABD senatosundan kimi senatörler ABD hükümeti nezdinde Türkiye’nin uyarılmasını istiyorlardı. Ama sözüm ona Türkiye’nin Jeopolitiğine ve girdiği her seçimden başarıyla çıkmasına çok güvenen AKP Hükümeti bu uyarılara kulak tıkıyordu...

İran uluslararası enerji piyasalarından hiç olmadık bir şey yapıyor; doğal gazı bir devlet kuruluşu olan BOTAŞ’a, petrolü ise bir Koç Holding kuruluşu olan TÜPRAŞ’a Türk Lirası karşılığı satıyordu. Bu paraları da İran adına Halk Bankası’nda açılmış hesaplara aktarıyorlar. İran’da bu para ile iç piyasadan Reza Sarraf eliyle altın alıyor, altını uluslararası piyasalarda dolara çeviriyor ve böylece ambargoyu kırıyordu...

Türkiye’yi yönetenler Suriye’de de aynı şeyi yapıyorlar. Bir yandan batı ittifakının yanında gibi gözüküp aslında batı ittifakının ve batılı değerlerin altını oyuyorlar. Türkiye’nin; El Nusra, IŞİD benzeri ilişkilerini bilmeyen kalmadı. Kürt düşmanlığı ve kolay para hırsı Türkiye’yi yönetenlerin bütün ayarlarını bozmuş durumda...

İçerde yüzde kaçla iktidar olursanız olun; inanç sömürünüz ve duble yollarınız belki size bir kaç seçim daha kazandırır, ama biliniz ki; bu dünyada kimse sizi bir daha ciddiye almayacak. O kadar uğraştınız Putin sizinle görüşmedi; şimdi de Obama...

Bu ilkesiz, iki yüzlü tutumunuz sizi hem içerde hem de dışarıda her geçen gün daha fazla yalnızlaştıracak; insanlar sizi Suriye savaşının, Sur’un, Silopi’nin, Gever’in öfkesi ve nefretiyle anacak…