
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işlerinden edilen eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevi eylemi bugün 176. gününde devam ediyor.
Gülmen ve Özakça ile dayanışma kapsamında bir haftadır açlık grevinde olan Avukat Engin Gökoğlu, müvekkilleri Gülmen ve Özakça’nın son durumlarına ilişkin bilgi verdi.
Gülmen ve Özakça’yı tutuldukları Sincan İnfaz Kampüs Hastanesi’nde ziyaret eden Gökoğlu, ”Normalde görüşmelerimiz bir masada karşılıklı oluyordu. Nuriye yataktan kalkamadı. Nuriye’nin böbrek ağrısı var. Dört gün önce bir üşüme başlamış. Vücut ısısı düşmüş. Genel olarak üşüyor ama ayaklarında yanma hissi var. İdrar yolu enfeksiyonu var Nuriye’de. Bunlar onun günlük yaşamını etkiliyor. Semih daha iyi” dedi.
El salamak bile yasak
Tutulma koşullarının insani olmadığını belirten Gökoğlu, şunları aktardı: ”Bir tutuklu kendisinden başka hiç bir tutukluyu göremiyorsa bu tecrittir. Kapalı bir hücrede tutuluyorlar. Nuriye ve Semih’in şuan içinde bulunduğu koşullar başlı başına bir işkencedir. Onları rahatlatan tek şey sevdikleri insanların yanlarında olması. Bu onlara güç veriyor. Sürekli bir zorla müdahale tehdidi var. Nuriye ayağa kalkamadığı için görüşme masasını yanına çekmem sorun oldu. Gardiyanlar ‘Masayı oynatamazsınız’ dedi.”
Gülmen: Vazgeçmeyeceğim
Gülmen ve Özakça’ya yönelik cezaevi yönetiminin tutumuna tepki gösteren Gökoğlu, bu uygulamalarla Gülmen ve Özakça’nın yalnızlaştırılmak istendiğini vurguladı. Gülmen’in beyanlarını da şu ifadelerle aktardı: ”Nuriye ‘Bizi bu koşullar direngen yapıyor. Bu koşullar beni biledi. Bu kadar uzun süre bu şekilde direnir miydim? Hiç aklıma getirmedim’ dedi. Açlık grevini sürdüreceklerini söylediler.”
Mahkeme, duruşmaya istiyor
Gülmen ve Özakça’nın 14 Eylül’de Ankara’da görülecek duruşmasına dair savunma hazırlığında olduklarını belirten Gökoğlu, kısıtlı bir zamanda savunmaya hazırlanmalarının kabul edilemez olduğunu söyledi. Gülmen ve Özakça’nın haklarında hazırlanan dosyanın boş olduğunu kaydeden Gökoğlu, şunları ifade etti: ”Mahkeme Nuriye ve Semih’in duruşma salonuna getirilmeleri yönünde bir yazı yazmış. Biz de getirilmelerini istiyoruz. Sağlıkları yönünden koşullarının da sağlanması gerekiyor. Bütün avukatları da davet ediyoruz. Nuriye ve Semih SEGBİS’i kabul etmeyeceklerini daha önce de belirtmişlerdi. Bu kadar süre bu koşullarda tutuldular. Müvekkillerimiz onların gözlerine bakarak cevap verecek. Bundan kaçamayacaklar. Nuriye ve Semih neden bu eylemselliğe başladıklarını anlatacaklar. Nuriye belki ‘nasıl bir akademisyen olunması gerekecek’ bunu anlatacak. Onlar ne suçlu ne de hasta. İnsanca ve onurlu bir şekilde yaşamak istiyorlar. Bunu anlamaları gerekiyor. Tüm demokratik kesimlere duruşmaya katılım çağrısı yapıyoruz.”
Yükselde saldırı: 4 gözaltı
Gülmen ile Özakça’ya destek olmak ve işlerine geri dönmek için kamu emekçilerinin Yüksel Caddesi’nde sürdürdükleri ”İşimizi geri istiyoruz” eylemi, 295. gününde devam etti. Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde açıklama yapmak için Konur Sokak’ta bir araya gelen eylemciler, polisin saldırısına maruz kaldı. Polis kalkanları önünde açıklama yapmak isteyen eylemcilerin pankartını yırtan polis, Meşrutiyet Caddesi’ne doğru itelemeye başladı. Polisin saldırısına direnen eylemciler, gaz ve plastik mermiye maruz kaldı. Polis, Ertuğrul Çağan, İlker Işık, Sultan Aydoğdu ve isimi öğrenilemeyen bir kişiyi darp ederek gözaltına aldı.
120 günlük eylemin 105 günü gözaltında:
Çare direnmek ve birleşmek

‘İşimi geri istiyorum’ diyerek Malatya’da yaptıkları 120 günlük oturma eyleminin 105 gününü gözaltında geçirdikten sonra ev hapsi cezası verilen eğitimci Erdoğan Canpolat, direnmekten ve birleşmekten başka yol olmadığını söyledi.
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile mesleklerinden ihraç edilen binlerce eğitimciden biri olan 30 yıllık Edebiyat öğretmeni Erdoğan Canpolat, 29 Ekim’de 675 sayılı KHK ile ihraç edildikten sonra, ev hapsine çarptırılıncaya kadar meydanlarda adalet arayışını sürdürdü. Malatya’da ihraç edilen 46 KESK’li arasında eşi ile birlikte yer alan Canpolat, yıllarca Edebiyat öğretmenliği yaptığı Malatya Gazi Anadolu Lisesi’nden bir gece yarısı yayınlanan KHK ile işsiz kaldıklarını hatırlattı.
105 gün gözaltı
İhraç edildikten sonraki süreçte Emeksiz Meydanı’nda hafta içi her gün ”İşimi geri istiyorum” diyerek oturma eylemi yapan ve neredeyse her gün gözaltına alınan Canpolat, 120 gün yaptığı oturma eyleminde 105 defa gözaltına alındı.
Devlet Guinness’i düşünmüş
Oturma eyleminin sadece son iki haftasında gözaltına alınmadığını söyleyen Canpolat, bunun nedenini ise şu sözlerle ifade etti: “Son iki hafta gözaltına alınmadık. Daha sonra öğrendik ki 75 gün üst üste gözaltına alınma durumunda meğer Guinness Rekorlar Kitabı’na girebilirmişiz. Daha sonra gözaltına almaya devam ettiler.” şeklinde anlattı.
Para cezası da verildi
Gözaltına her alındıklarında Kabahatler Kanunu’na göre para cezası kesildikten sonra serbest bırakılan Canpolat, 4 arkadaşları ile birlikte 25 bin para cezası aldıklarını ve bu cezalarla tek amacın ekonomik olarak tamamen çökertilme olduğunu ifade etti. Canpolat, oturma eylemlerinde yine onlar gibi ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın eylemlerinden güç aldıklarını ve ülkedeki sessizliğe inat ses çıkarıp adaletsizlik karşısında direnmek istediklerini dile getirdi.
Daha sonraki günlerde Malatya’daki eylemlerini sonlandırıp Ankara Yüksel Caddesi’ndeki eyleme katıldıklarını kaydeden Canpolat, buradaki eylemde 6 Temmuz günü 5 arkadaşı ile gözaltına alındığını ve 3 günlük gözaltından sonra ev hapsine çarptırıldığını, ev hapsinin cezaevinde yatmaktan daha kötü olduğunu söyledi.
Ayağında elektronik kelepçe
“Evimiz cezaevi, biz gardiyan oluyoruz” diyerek ev hapsini tanımlayan Canpolat, devletin ev hapsi ile tepkiyi biraz daha azaltmaya çalıştığını, ancak bununla birlikte özel alanların devletin kuralları ile yönetildiğini belirtti. Ev hapsinin bir başka amacının da cezaevlerinin dolmasından kaynaklı tercih edildiğine dikkat çeken Canpolat, “Ev hapsinin kabul edilecek bir durum olmadığını düşünüyorum. Bunu yaşayarak daha iyi öğrendik. Ayağımda elektronik kelepçe var. Çok özel durumlarda ancak izin alarak dışarı çıkıyorsun ve gittiğin yerden belge alıyorsun. Anlayacağınız çekilecek bir durum değildir” dedi.
Soruşturma aşamasında olmalarına rağmen kendilerine ev hapsinin verildiğini söyleyen Canpolat, “Bizim daha iddianamemiz ve mahkeme günümüz belli değil. Ev hapsinin ucu açık, ne zaman sonuçlanacağı belli değil. Savcı beyin ne zaman canı isterse” diyerek hapis hayatının ne zaman biteceğine dair bilgi sahibi olmadığını dile getirdi.
Direnmekten başka yol yok
120 gün boyunca kendilerini gözaltına alan polislerin ve amirlerin FETÖ’den gözaltına alındığını; gözaltı emri veren Malatya Valisi’nin de merkeze çekildiğini hatırlatan Canpolat, geleceğe kaygıyla baktıklarını, ancak her durumda direnmekten başka yolun olmadığını tekrarladı. Canpolat, direnmekle yeni ihraçlara engel olunacağını ve işe geri dönüşlerin mümkün olacağını ifade etti.
Eğitim sistemi de çöktü
İhraçlarla birlikte eğitim sisteminin de çöktüğüne işaret eden Canpolat, eğitimciler olarak günden güne gericileşen sistem karşısında kaygılandıklarını ve bu gidişata hep birlikte dur demeleri gerektiğini kaydetti. Canpolat, şunları dile getirdi: “Demokratik, bilimsel, çağdaş, anadilde eğitimi savunuyorduk. Bunları geliştirmek yerine daha da gericileşiyor. Bu süreç gittikçe geriye doğru gidiyor. Bunu durdurmak gerekiyor. Anadili geçtik, laik eğitimi geçtik. Bilimsel eğitimi geçtik. Artık cihatların öğretildiği, daha gerici, insanları ayrıştıran, insanları bölen, düşünmeyi tamamıyla engelleyen sisteme gidiyoruz. Her geçen gün daha geriye gidiyoruz.”
Tepkileri ortaklaştıralım
Canpolat, son olarak HDP ve CHP’nin eylemleri ile halkın tepkisinin sokağa taştığını ve bu durumun kendilerine umut olduğunu söyleyerek, “Bu tepkileri ortaklaştırdığımız, birleştirdiğimiz ve daha fazla arttırdığımız sürece iktidara geri adım arttıracağımızı düşünüyorum. Biz birleşmeyip mücadele etmezsek iktidar bildiğini yapıyor ve çok daha kötü günler bizi bekliyor. Dur demek yine bizim elimizdedir. Bunun için artık yapay ayrımlara gerek yok. İki saf vardır. iktidar ve ona karşı olanlar. Çare, iktidara karşı olanların birleşmesidir” diye konuştu.
Yürümezsek teslim oluruz

Açlık grevinde 101. güne giren Esra Özakça, bu süreçte geçen her anda bir irade savaşı verdiklerini söyledi.
Esra Özakça’nın, açlık grevlerinin 76. gününde tutuklanarak Sincan Cezaevi’ne gönderilen Nuriye ve Semih’in taleplerinin kabul edilmesi için başlattığı açlık grevi, bugün 101. gününde. Tüm baskılara ve zorluklara rağmen 100 günü geçen Esra Özakça da KHK ile ihraç edilen öğretmenlerden. Özakça, açlık grevi ilerledikçe kas ağrıları, ışığa hassasiyet, saç dökülmesi, kulaklarda uğultu, uyku problemi gibi sağlık sorunları yaşadığını kaydetti. Gün içinde dinlenmediği takdirde kötü olduğunu belirten Esra, Avukat Engin Gökoğlu’nun da bir aylık destek açlık grevine girdiğini hatırlatarak, ”Onun da buraya gelmesiyle ve diğer destek açlık grevcilerin ziyareti ile dayanışma geliyor. Ben de bir kenara oturup dinlenemiyorum hep onlarla vakit geçirmek istiyorum” dedi.
Her alanda irade savaşı
En son gerçekleştirdikleri açık görüşe değinen Esra, yaşadıklarını şöyle anlattı: ”Her anında bir irade savaşı ve hukuksuzluk var. Hastanede oldukları için önce savcılıktan izin alıp oraya gitmemiz gerekiyor. Bu işlemi yapıyoruz, sonra başka bir şey çıkarıyorlar. Zaman zaman geri gönderiliyoruz. Her an yapılan keyfi uygulamalarla bizi bir telin arasından görüştürüyorlar. Karşılıklı sandalyelerde oturuyoruz. İkimiz de açlık grevindeyiz, o pozisyonda durmak biraz zor olabiliyor. Arkamıza yaslanabilecek bir şeyimiz yok. Yatağın Semih için uygun olmadığını söyledim; ancak defalarca reddedildi. ‘O yatağında yatsın ben sandalyede oturayım’ dedim bunu da kabul etmediler.
Çok basit kabul edebilecekleri şeyler ama yapmıyorlar. ‘Nuriye ve Semih’in morallerini daha fazla nasıl bozarız’ diye uğraşıyorlar. Oraya getirdikleri doktor heyetlerden de ve birçok uygulamadan da bunu anlayabiliyoruz. Her ikisi de kendi doktorlarını istiyor ama buna engel oluyorlar. Bu insanlar yaşamak istemese, böyle bir talepleri olmaz her şeyden önce. Onlar sadece zaman kollamak, Nuriye ve Semih için zorla müdahale ortamı yaratmak gibi işlerle meşguller.”
Yüksel hepimizi alabilir
OHAL kapsamında çıkarılan en son KHK ile 900’e yakın meslektaşının sürüldüğünü de hatırlatan Esra, saldırıların devam ettiğini belirtti. Bu saldırılar için artık bir yol olduğunu vurgulayan Esra, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu yol Yüksel direnişi. Bu yoldan yürürsek hepimiz kazanırız. Ya da bu yoldan yürümezsek gerçekten hepimiz faşizme teslim oluruz. Yüksel Caddesi’ne çıktığımızda yanımızda kimse yoktu. Ama Yüksel Caddesi hepimizi alabilecek büyüklükte. Direniş böyle bir büyüklükte. Önce Nuriye ve Semih’in hayatlarını alarak sonra tüm haklarımızı alarak mücadeleyi büyütebiliriz.”
Düzenin önünde barikat olduk
Nuriye ve Semih’in 14 Eylül’de Ankara’da görülecek davasına ilişkin çalışmalar yaptıklarını da kaydeden Esra, yurtiçi ve yurtdışından ciddi katılımın sağlanması için uğraştıklarını söyledi. Bu davanın sadece Nuriye ve Semih’in davası olmadığını belirten Esra, ”Bizim demokratik davamız. Biz Türkiye’de yaratılmak istenen ‘yeni’ düzene karşı gelen, o düzenin önünde bir barikat olan insanlardık. Dolayısıyla önce bizi çekmek istediler aradan. Aslında biz toplum için bir şeyler yaparken işimizden ekmeğimizden olmuştuk. Yüksel Caddesi’ne çıkarak bu itibarsızlaştırmayı, onursuzluğu ve hukuksuzluğu kabul etmediğimizi dile getirdik” diye konuştu.